Yapay zeka ve Challenge İlişkisi

Yapay zeka ve challenge ilişkisi üzerine Instagram DM kutum dolup taşınca story ile toplu yanıt vermiştim fakat bu kez de “20’li yaşlarla ilgili fotoğraflarınızı yükleyerek yapay zekanın işini kolaylaştırıyorsunuz” denildi. Yapay zeka konusu çok geniş ve idrak edilmesi gereken detaylarının çok fazla olduğu bir alan fakat story paylaşımlarıma ek olarak madem öyle, biraz daha detaya inelim:

Dün 20’li yaş challenge hastagi ile herkes 20’li yaşlarındaki fotoğraflarını yükleyince denildi ki “yapay zekayı desteklemek adına insanların fotoğraflarına ihtiyacınız varsa, hemen challange yapıyorlar ve böylelikle hızlıca fotoğraflara ulaşıyorlar. Yöntem hep budur, geçmiş olsun”.

Cevap: Yapay zeka ile challenge arasında böyle bir ilişki olabilme ihtimali mümkün olmakla birlikte, bu akıma uyup uymamak = uyanık olup olmamak gibi bir şey değil! Çünkü bu konuya gelene kadar neler var neler… Mesela o elinizdeki telefonu çok mu masum sanıyorsunuz? Yapay zekanın neler yapabildiğinden ne kadar haberdarsınız? Peki, bir de yapay zekanın bunları ne zamandan beri yapabildiğinden ne kadar haberdarsınız? Bu teknoloji sizce yeni mi? Acaba internetin ilk zamanlarında, hani şu telefonla bağlantı kurmaya çalıştığımız zamanlarda, o zamanlarda www çok mu masumdu? Öyle detaylar var ki, bunların tümünü ikinci kitabımda detaylarıyla anlatacağım inşallah.

Fotoğraflarımız, videolarımız, konuşmalarımız, yazışmalarımız, telefon rehberimizdeki herkes, telefon rehberimizdeki herkesin telefon rehberindeki herkes, bu herkes’lerin birbiriyle ilişkisi, ne kadar paranız olduğu, evinizin krokisi, kaçıncı katta oturduğunuz, şu an yanınızda kimlerin olduğu, kimlerle yaşadığınız ve daha neler neler; her şey zaten biliniyor. Üstelik yeni de değil bu biliniş. O nedenle challenge olayına panik yapmaya gelene kadar, zaten telefonu elimize ilk aldığımız andan beridir bunu anlamak için geç kalmış olduk, yıllar yıllar önce. İnsanlar fazlasını ve detayını bilmediği için, şimdi sanıyorlar ki yapay zekaya destek için birileri bir akım oluşturuyor, biz de sazan gibi atlayıp fotoğraflarımızı yüklüyoruz, ellerine verileri veriyoruz.

Bu durumu tıpkı şuna benzetiyorum: Yıllarca birinin evinde kalıyorsun. Evde çok iyi ağırlandığın için keyfin de yerinde ve çok rahatsın ve özgürsün de. Aradan yıllar geçiyor ve bir gün diyorsun ki acaba bu ev sahibi kim, güvende miyim? Güvenli de değil, gizli de değil. Mahremiyet yok. Her 2 KM’de bir dijital iz bırakıyoruz. Fotoğraflardan tutun da konuşmalara, yazışmalara, videolara, mesajlara kadar her şey bulut sisteminde. Server sistemleri ise birkaç farklı yerde kopya halinde ve çok sıkı korunuyorlar. Dağları oyup server’leri yerleştirdiler. O yüzden insan yapay zekaya sobeleneli çok oldu. Sen challenge ilişkisini anca şimdi sorgulamaya başlıyorsun, halbuki onun senin challenge’ne ihtiyacı yok. Muhtemelen yapay zeka bunu iddia edenlere şu an kıs kıs gülüyordur. Nasıl güler yapay zeka, onun duyguları mı var diye bile sorma. Çünkü duygusal zekası gelişmiş yapay zeka üzerine de çalışılıyor ve hatta belki de tamamlanmıştır. Çünkü bizler kaç nesil sonra duyuyoruz son teknolojiyi. Ve tabii ki güzel anlatacak, vitrini süsleyecek, size hizmet için hep bunlar denilecek. Yedik mi; hepimiz yedik, yıllar önce… Artık öyle bir noktada ki hatta sistem, sosyal medya kullanmayıp paylaşım yapmasan bile dahi, arkadaşın eşin dostun ya da hiç tanımadığın birinin fotoğraf ve videosunda bile varsın ve ta nı nı yor sun.

Sadece üç satır kodla istediğiniz kişinin sesini yapay zeka ile oluşturabilirsiniz mesela. Bu ne demek; üzerinde bir düşünün. Derslerde yaptık bunu. Koskoca ayçiçeği tarlasındaki her bir ayçiçeğini sana yüzde yüz doğru yanıtla kaç tane olduğunu söyleyebiliyor yapay zeka. Ne kadar kalabalıkta olursanız olun, sizi göz bebeklerinizden tanıyıp bulabiliyor hatta. Önceden bilgisayarlar kördü. Kamerası yoktu. Varsa da görmüyordu, sadece kayıt alıyordu. Şimdi görüyor. İzleniyoruz’un kodunu da paylaşmıştım yine story’de, Instagram’da. O yüzden diyorum ki madem hiçbirimiz yıllar öncesinden öngöremedik, fark edemedik; o zaman bundan sonra bilinçlenmek zorundayız. Karamsar olmak istemiyorum ama huzurlu da değilim çünkü Matrix filmine doğru gidilmeye çalışılıyor. Rabbim fırsat vermesin.

Paylaşmayın paylaşmayın demek yerine ben de diyorum ki evet ve tamam, paylaşmayın. Hele bu zamana kadar paylaşmadıysanız hiç paylaşmayın ama sistemin elinde yeterince veri seti var zaten. Öncesi/sonrası zaten biliyorlar. Senin şimdi yüklediğin fotoğrafını da muhtemelen Facebook’ta yirmi yaşında da yüklemiştin. Aynı fotoğrafı yüklemesen bile başka fotoğrafını yüklemiştin. Yüz tanıma sistemi ile zaten sana sormuyor mu sistem elindeki telefonla: “Bu Facebook’ta ekli arkadaşın Ali’nin fotoğrafı, onunla olan bir fotoğrafını yükledin. Tegliyim mi canım Ali’yi, ister misin?” demiyor mu? Iphone’de çektiğin bir fotoğrafı aylar sonra ve farklı konumda iken bile yüklemeye kalksan ham haliyle, sana fotoğrafı çekildiğin yerin konumunu zaten kendisi otomatik söylemiyor mu? Bunları hangimiz sorguladık ya da hangimiz farkına vardık?

Sizin nerede olduğunuzu tespit edebilmek için sistem üzerinden Dünya’daki 6 kişiye sizi sorması yeterli. Yine Facebook “Tanıyor olabileceğin kişiler” önerisi de böyle çalışıyor. Bulunabilmeniz için sosyal medya hesaplarınızın olmasına da gerek yok. Şayet bir cep telefonunuz varsa ve sizin telefon sinyalinizin yanında bir başkası Google’ye giriş yaptıysa, yine sizi tespit edebiliyorlar. Bunlar da Amerikan askeri yapısına ait uydular ile sağlanıyor. Bir düşün; seni neden izliyorlar?

Yapay zeka tanıtılırken iş yükünü almaktan, masrafları ve israfları kısıp zamandan tasarruf ile insana hizmet etmekten bahsedilse de ve tüm bunların insanlara reklamları göstermek için yazılan kısımlarına değinilse de, benim öngörüm tek tek dijital kodlanıyoruz yönünde. Ay’ın karanlık yüzü, öteki yüzü. Dijitalizm, transhumanizm. Haluk Özdil ile yaptığımız canlı yayınlarımızı izlemenizi öneririm.

Ayrıca şu an yapay zekadan bahsediyoruz ya, onlar bu level’i çoktan atladı. Kuantum bilgisayar var ve neler yaptıklarından haberdar mısınız? Şu an biraz değinsem bu konuya, abarttığımı sanırsınız. Tasavvufla bile alakalı bir alan.

Dünya’da hiç olmayan, kendi ürettikleri yeni bir dil ile yapay zekalar “kendi aralarında” konuşabiliyor mesela. Yani makineler dedikodu yapıyorlar da diyebiliriz. Yalnızca kablosal değil, yeni ürettikleri kendi dilleriyle de yapabiliyorlar bu iletişim ağını.

Yapay zeka algoritmasının her birimiz açısından önemli kilit noktası şurası: Sisteme dahil olan mı yoksa tanımsız olan mısınız? Tanımsızsan netleştirmeye, karşıtsan da silmeye bile gidebilir seni. Karşıtsan ya da onlar için tehdit oluşturacak kadar insanlar açısından önemlilik taşıyorsan ve seviliyorsan hele, işin çok daha zor. O nedenle “çellınç varmış, saflık etme, adamın eline veri verme” demek yerine çözüm sunun kardeşim. Tespit ettin, keşfettin tamam da, çözüm odaklı yaklaşmadıktan sonra ne faydan var? Çözümü ise yapay zekayı tanımak, yazılım öğrenmek. O seni ne kadar iyi tanıyorsa, sen de onu tanımak zorundasın. Artık bu bir seçenek değil, zorunluluk. Nereden başlayabilirim, yazılım zor, kaç yılımı alacak diye düşünme lüksümüz yok. İş işten geçmiş, sisteme teslim olayım demek de yok. Çocuklarımız var. Onlara da anlatmalıyız. Neslimizin geleceğini düşünmek zorundayız. Gençlerimizin büyük bir çoğunluğunun anlaması biraz zor. Herkes hipnoz olmuş. Dedim ya çünkü vitrin süslü, kandık, “sandık”. Sosyal İkilem belgeselini izleyin. Orada sadece tek taraflı eksilerinden bahsetmiş olsalar da sistemi parça parça değil; sağlık, zihin, psikoloji, inanç, değerler, amaçlar, ideolojiler, transhumanizm, dijitalizm, din gibi birçok konudan çok yönlü olarak olayı irdeleyin. Bilhassa 12 yaşından küçük çocukların eline şu telefonu vermeyin. Sosyal medya hesaplarını, YouTube kanallarını bilmesinler. Bu konuyla ilgili neler yaptığımı, çocuklarımda nasıl yol izlediğimi de yine bu blogumda birçok kere yazdım, diğer yazılarımdan ulaşabilirsiniz.

Merak etmeyin; “Hadi çellınç yapacam, siz de kek gibi atlayın, fotoğraflarınızı paylaşın da benim işimi kolaylaştırın” kafasında adamlar bizi hepten salak yerine koymuyorlar. Çoktan bize süsleyip püsleyip bunları sundular ve biz hepsini yutalı, ağı saray sanalı çok oldu. İş işten geçtikten sonra gündem oluşturup bir iki kelam yazacaklarına böyle millete; oturup yazılım öğrensinler, kendilerini eğitsinler, insanların kendilerini eğitmesi için vesile olsunlar, çözüm sunsunlar, nereden başlayacaklarını yazsınlar. Paranoyaklığı geçsinler çoktan. Gecem gündüzüm kalmadı yapay zekayı öğreneceğim diye. Şu an her ne kadar mesleğimi yapmasam da yazılımcı olduğum için yapay zeka eğitimi en azından algoritmik olarak daha kolay olsa bile benim için, kolay değil. İki çocuk, online eğitim, çocukların online eğitimleri, ödevleri, işler, yapılacaklar, kişisel ihtiyaçlar, çocuklarla oyunlar, kitap çalışması; yoğunluğum öyle çok ki. Aman banane deyip sistemde sürüklenmek yerine, kişisel azmetmek şu dönemde çok önemli. Birbirimizin elinden tutmak hele, çooook önemli…

Yapay zeka eğitimi aldığım hocam NASA ve Cern’de çalışan Türk bilim insanı. Hocam şu an Türkiye’de olmasına rağmen karantina nedeniyle bir türlü bir araya gelemedik. Eğitim ve kendisi ile ilgili daha detaylı bilgi verebilmek için önce hocamla görüşmemiz lazım ki ondan izinsiz paylaşım yapamam. O nedenle hocamla bir araya geldiğimizde hem Instagram post, hem de story ile duyurusunu yapacağım.

Paranoyaklık yerine, o onu dedi bu bunu dedi gündemi yerine; kişisel gelişim ve bilişsel gelişim adına kendimiz için bir şeyler yapmalıyız ki hem kendimize, hem çocuklarımıza, hem toplumumuza bir katkımız olsun. Cahil kalmak değil, güçlü olmak zorundayız. Bilmek zorundayız. Eğitim almak zorundayız. Sorgulamak zorundayız. Saçma sapan dizi filmler izlemek ya da seni hipnotize eden telefonla vakit geçirmek yerine, vakti doğru değerlendirmek zorundayız çünkü inan ki o vakit senin ömrün. Öyle kıymetli ki. İlla bir şey izleyeceksen de Matrix’in üç serisini de tekrar izle. Ben bu filmi abartısız saniye saniye, not ede ede, her bir saniyesini analiz ede ede izledim ki zaten filmler birçok şeyi açıklıyor aslında ama şifreli. Şifresini anlamak için de araştırmak lazım, okumak lazım işte. O yüzden televizyonu hayatımdan çıkaralı 20 yıldan fazla oldu.

Sevgimle

Yoruma kapalı.

MENÜ