anne çocuk blogları

10 Posts Anasayfa

Kendime Zaman Ayırıyorum!

Hayat benim için çocuklardan önce ve çocuklardan sonra diye ikiye ayrılıyor.. Anne olmadan önce * kendiyle çok ilgilenen; saçlar kıpkırmızı ve genelde bele kadar uzun, tırnaklar manikürlü ojeli, yüksek topuklu ayakkabılar, cilt bakım seansları, mini etekler, dekolteler falan filan. *Oldukça sosyal; bir çok şehri gezmiş, kültür turlarına katılmış, kamp tatilleri, hafta sonu tatil kaçamakları, kafelerden tutun da lansmanlar, konserler, barlar vs… Çocuklardan sonra ise genelde tırnaklar kısacık, kaşlarım Kırpık model, doğum kilolarından zor kurtulmayı başarmış, spor yapmaya vakit bulamayan, uykusuz, çok gerekmedikçe kuaföre gidemeyen, düz spor ayakkabı -ki bu ayakkabı da tek seferde, tek hamleyle giyilebilecek bir ayakkabı olmak şartıyla, öyle bağcık gibi detaylarla uzun uzadıya uğraştırmamalı beni -, bazı zamanlar akşam yemeğini yetiştiremeyen, duş almayı planlarken elinde havluyla koltuğun üzerinde sızıp kalmış -çünkü çocuk daha anca yatmıştır ve sen duşumu bari alayım derken yorgunluktan bayılmışsındır… – işte böyle insana dönüştüm. Eğer ev işlerine yardım eden bir yardımcım olsaydı elbette…

Sakin Ol!

YÜZYILIN EN HOŞ VE DE EN BOŞ KLİBİ SAKİN OL Başrollerde: Sezen aksu (gelin): yıllardır bekliyor “tık” yok. Neslihan yargıcı: titizdir, altı ayda bir yıkanır. Mithat can: adam olacak çocuk. Uzay hepari: yorum yok, sorun yok. Süheyla dura: süpürgeme binerim, yoluma giderim. Levent yüksel: esas kızın eşi, bey….. Ve tabii ki esas kız Sertab Erener.   Senaryo: ondan bundan şundan arak. Sinematograf (yani kameraman): hakan gürtop. Yönetmen (yani filmi çeken): Samim değer. Aşağıya doğru in şimdi bi.. Biraz daha aşağıya doğru in gene..         Of, bu ne sinir, bu ne öfke!         Aman bir telaş, bir acele,         Herkes birbirini boğacak.         Bu gidişle sonumuz ne olacak?         Kimi takmış alaturkaya,         Kimi batıdan şikâyetçi.         Ne var sanki bunda kızacak,         Dünya hali bu gelip geçici.         Hişt hişt, sakin…

Çok Şükür

Hamilelik güzeldir, zevklidir, duygular genelde karmaşıktır, hormonlar tavan yapmıştır falan ama, bir mucizeye bedeninde şahit olmak, toprağın tohumu büyütmesi gibi bedeninin de tohumunu bir insana dönüştürmesini izlemek hem hayret verici hem de maneviyatını artırıcı bir deneyimdir. Kadın olmak belki de ilk defa ayrıcalıklı gelir insana. Bedenine hiç bakmadığın kadar özen gösterirsin. Zırhlanırsın adeta; tüm zorluk olasılıklarına ve acılarına. Ama o kadar lezzetlidir ki hamilelik, tadını vara vara yaşamak, içinde bir canlının olması, bebeğinin seni hissettiğini bilmen ve aşkın en yalın halini anlarsın artık. Aslında bu ifadelerimden de ötededir; hani derler ya yaşamadan bilemezsin, anlatılamaz. İşte tam da böyle bir şeydir. Çoğalmak güzelmiş meğer, çocuğun değil çocuklarının olması gerekmiş aslında. Geçen hafta normal doğum yapan bir arkadaşıma hem doulalık hem de doğum fotoğrafçılığı yapmak için doğum anı boyunca yanında oldum. Ben de daha öncesinde normal doğumu deneyimlemiş biri olarak, sanki ilk defa görüyormuşum gibi hissettim yine de o an. Hiç ağlayacağımı…

İkizler Birbirlerinin Acılarını Hisseder mi?

Anne karnında bile hiç yalnızlığı tatmamış biriyim ben ikizim sayesinde. Haha, ne güzel dimi 🙂 Güzel olması için tek bir koşulun var ama; sana tıpatıp benzeyen, senin aynadaki görüntün gibi olan bu copy paste insanla anlaşabiliyor musun? Normal kardeşlere göre bile daha önemli bu anlaşabilmek ikizler için. Sonuç itibariyle hayatı birlikte öğrenirsiniz, birlikte keşfedersiniz, hem arkadaş hem de kardeştir bu kopyan senin. Tabii tek yumurta ikiziyseniz kopyasınızdır. Ben tek yumurtayım. Anne kesesinden beri birlikte olduğum bir kardeşim var. Ve ikizler hakkında çok merak edilen bir soru var; ikizler birbirlerinin acısını hisseder mi? Evet. Bebekken daha çok olan bu duygu, zamanla azalsa da 30 yaşımızdayız ve hala hissedebiliyoruz. Aslında benden ziyade, ikizim daha çok hissediyor. Sanırım o beni daha çok seviyor :)) Çocukluğumuzdan beri türlü türlü komik olaylar yaşamışlığımız vardır. Mesela 8-9 yaşlarımda ben hasta olup da eczanede iğne vurdururken ikizim de evin içinde “popom acıyooo” diye tepinerek ağlıyormuş. İkizim 6…

Hamilelikte Aş Erme

Hamileliğimden önce, kadınların aşerme olayını şımarıklık olarak değerlendirirdim. Hani sanki fırsat bulmuşlar da, “bak karnımda senin çocuğunu taşıyorum, evet bana daha çok ilgi göster, işte elime bir koz geçti, seni nasıl parmağımda oynatabilirim, şu anın tadını çıkarayım” gibi çoğaltılabilecek içsel nedenlerden dolayı sanki oynuyorlarmış gibi gelirdi bana. Ama 2 hamileliğimde de deli gibi aşermemle anladım ki bunların hiçbiri numara değilmiş.. Hemcinslerimin günahını almayınız. Genellikle hamileliğin ilk aylarında kadınların bir şeye karşı duydukları aşırı istek ya da aşırı isteksizlik, tiksintiye aş erme deniliyor. Bu istenilen şey illa yenilmesi gereken bir şey de olmayabilir. Mesela kimisine göre benzin, kimine göre kömür, kimine göre toprağa karşı aş eren yani yemek isteyen de olabileceği gibi, bazı yemeklere karşı tiksinti gelmesi de mümkün olabilir hamile kişinin. Anlayacağınız, kimi zaman hormonsal nedenler, kimi zaman da psikolojik nedenlerle hamilenin bir şeyleri çok istemesi ya da istememesi aşermektir. Genellikle ilk 3 ay sürer fakat kiminde 9 ay boyunca…

Bir Oyun Aktivitemiz

Anne babaların, çocuklarının oyunlarına dahil olmalarındaki önemine daha önce de değinmiştim. Sevgi ve iletişim kadar  önemli olan birlikte kaliteli vakit geçirmek eylemine, yazıdan ziyade bu kez bir aktivitemizi paylaşarak sunmak istedim ki birlikte bir aktiviteyi daha uygulamaya geçirebilelim 🙂 Çizimi maalesef çok iyi olmayan bir anneyim ben. Bir çöp adam bile çizemiyorum, bu konuda da internetteki çeşitli sayfalardan kendi adıma bir kurs alıyorum 🙂 Şöyle ki, çöp adamın ötesinde araba çizebilmek, hayvanları çizebilmek, suratlar çizebilmek gibi temel ve basit çizimleri öğrenmeye, Güneş’e yetebilme adına bir şeyleri aktif olarak yapabilmeyi hedefliyorum. Öte yandan şöyle bir avantajımız var ki o da, babamızın güzel sanatlar mezunu olması. Bu sayede anne çöp adam bile doğru dürüst çizemezken ve 30 yaşından sonra resim yapmayı öğrenmeye çalışırken, babamız çizimleriyle neredeyse imkansızı bile bırakmadan bize destek olabiliyor. Hatta Güneş’in kendi yüzünü, anne babasının yüzünü, çizgi film karakterlerini, basit çizimleri daha gerçeklikleriyle çizip bize harika deneyimler sunabiliyor. Hazır elimizde böyle bir yetenek de varken, montessori eğitimini de…

Kıyaslanan Çocuk

Kendi çocukluğumdan hatırlıyorum; bilhassa da ikiz olduğum için annem, babam, çevremdeki büyüklerim ikizimle beni sürekli kıyaslarlardı. Kimilerine göre bazı konularda ben, kimilerine göre de bazı konularda ikizim daha iyiydi. Zamanla bu kıyaslanma bizde, ya ben daha iyiyim ve iyi olmak için de en iyisini yapmalıyım gibi gereksiz ve üzerimize yük olan bir hırsa, kimi zaman ikizimle birbirimize karşı rekabete, kimi zaman yetersizlik duygumuza, kimi zaman da egomuzu sevgi ve iletişimle değil, öfke ve bencillikle zorladığımız, kardeşler arası bir iletişim bozukluğuna girmemize neden olabiliyordu. Bu konu, benim o kadar bilincine vardığım bir konu ki, okuduklarım ve araştırdıklarımın yanı sıra, çocukluğumda ikizimle birlikte deneyimlediğimiz bir konu da olduğu için iyice özümseyebildiğim bir konu oldu. Çocuk yetiştirmenin ne kadar dikkatle işlenecek bir konu olduğunu, kelimelerin gücünü, anne babanın bilinçli olmasının ne kadar önemli olduğunu, çocuğumla birlikte aslında tam anlamıyla anlamaya başladım. Bilinçli anne babalar ve pedagoglar her zaman çocuklarımızı hiçbir çocukla kıyaslamamamız gerektiğini…

2 Yaş Sendromu

Ya da kısaca Erken Ergenlik Dönemi de diyebiliriz. Sevgili XS İnsan’ın “heyy dostuuum, ben de varım, senin isteğin değil, benim istemem önemli” olarak geliştirdiği minicik hayatındaki hayat felsefesi, bu dönem bu şekilde işler işte.. Sonra da anne baba olarak sabretmek ve nasıl başa çıkabileceğimizi düşünmek kalır geriye 🙂 Erken ergenlik dediğimiz 2 yaş sendromumuz Güneş’te ve aile ilişkimizde nasıl yol izliyor; biraz da buna değinecek olursam: Güneş’in, bu zamana kadar yemek yeme dışında neredeyse hiçbir problemi olmadı ya da hafif atlattık şükür ki. 2 yaş dönemini de gayet uyumlu olarak geçiriyoruz diyebilirim aslında. Bu uyumun çocuğun karakteristik yapısından ziyade, bana göre başlıca sebepleri; Hem benimle, hem de bireysel olarak tek başına oyun oynamasına fırsat verdiğim için enerjisini daha çabuk atıyor. Eğer ağlıyorsa, ağladığı olayı / durumu Güneş’e unutturmak yerine, istediği kadar ağlamasına ve bağırmasına izin veriyorum ki yine içindeki enerjiyi dışarıya çıkarsın, ferahlasın ve taşkınlık yapmasına gerek kalmasın. İstemediğim bir şey yapıyorsa…

İkinci Bebek

40 günlük bir sürpriz varmış karnımda, minicik kalbi pıt pıt atan. Hiçbir şeyden habersiz beslemeye başlamışım O’nu içimde. Bir mucizeye daha şahit olacakmışım. Bu kez deneyimli bir mucize; ikinci bebek! Tek çocukla olmazdı bence de, bunu ben de biliyordum ama kendimi ikinci bebek için hiç hazır hissetmiyordum. Hatta öyle ki, Güneş tek çocuk olarak kalacaktı belki de, çünkü ben hiçbir zaman ikinci çocuğun şart olduğunu bilsem de, ikinci bir bebek için kendimi hazır hissedemeyecektim. O yüzden ben şok, ben manşet 🙂 İlk şoku atlattığıma göre, şimdi sıra kendimi psikolojik olarak toparlamakta, hamilelik sorumluluğuna adapte olmakta, Güneş’te yaptığım gibi koşulsuz sevgi ve iletişimin kapılarını bu yeni sürpriz meleğe de açmakta 🙂 Gebelikle ilgili ayrıntılarımı da tekrar tecrübe ettikçe anne adayları için bloğumda paylaşacağım. Sağlıklı, hayırlı, mutlu evlatlar dileyelim o zaman 🙂 instagram.com/sulealkis birannetavsiyesi@gmail.com

Oyuna Gel!

Oyun, çocukların dünyayı keşfetme ve öğrenmelerinde hem en etkili hem de en eğlenceli yoldur. Henüz anne karnındayken bile elleriyle, ayaklarıyla, yüzüyle ve kordon bağıyla oyun oynayarak keşfetmeye açık olan çocuklar, doğumlarından itibaren de oyunla bir çok şeyi öğrenir ve bu sayede sosyal gelişimleri, motor gelişimleri, özgüven gelişimleri ve yeteneklerinin şekillenmesine de büyük fayda sağlar. Kısacası oyun, çocuğun dünyayı tanıması ve uyum sağlaması, keşfetmesi, öğrenmesi için doğuştan kodlanmış bir yaşam biçimidir bana göre. Konu oyun olduğunda da gene biz anne babalara düşen bir görev daha var ki o da çocuklarımızla birlikte oyun oynamak. Anne babalarıyla kaliteli ve verimli geçirilen oyun vakitleri, çocukların daha özgüvenli, yeteneklerinin daha anlaşılabildiği ve geliştirildiği, sevgi ve iletişimin daha verimli olarak çocuğa aktarıldığı vakitlerdir. Çocuğun duygularını, düşüncelerini ve karakter yapısını da öğrenmenin en etkili yöntemi yine birlikte oyun oynamaktır. Yaşı/ayı gereği uygun oyunları birlikte oynamak, çocuğun oyunu ve sizi yönetmesine izin vermek, oyun oynarken gerçekten onunla vakit geçirmek istediğinizi…

MENÜ