Doğum Günü Partileri

Kendi çocukluğumdan hatırlıyorum: Hep güzel güzel elbiseler giymek, süslü gezmek isterdim. Hele bir de düğüne gideceksek, gelinlik giymeye ne heves ederdim… Ve Barbie bebekler… Benim için güzellik algısı, tam olarak Barbie bebek demekti! Sarı saçları, kusursuz yüz hatları, muhteşem vücut yapısı, harika ayakkabıları ve göz alıcı elbiseleriyle nasıl güzel bebeklerdi onlar öyle… Büyüdüğüm zaman tam da böyle olmalıydım (Hatta bilinçaltı der ki; daha kilolu olursan, saçların bakımsız, kıyafetlerin albenisiz, yüzün makyajsız gezersen, asla güzel olamazsın! Çünkü Barbie bebek gerçeği var ve güzel olmak için tam olarak onun gibi olmalısın.)

Yani kısacası empati kurduğumda ya da diğer kız çocuklarını gözlemlediğimde hemen hemen sonuç hep aynı: Süslü olmak, prenses olmak gerçeği 🙂 Bu gerçek, bir problem elbette değil ve olağan bir durum fakat denge dediğimiz faktör burada da işlemeli.

Hani hep söylüyoruz ya “güzellik önemli değil, önemli olan iç güzellik” diye. İç güzellik de önemli, evet ama dış güzellik de önemli. Burada benim değinmek istediğim nokta ise “güzellik algımız”. Kime göre, neye göre güzellik? Barbie’ye kıyasla bir güzellik ise, işte burada bir sorun var demektir.

Ve bu düşüncemden dolayı, uzun lafın kısası, çocuklarımın dış güzelliğe odaklanıp, hem ruhsal hem de zihinsel gelişimlerinin geride kalmasını istemediğim gibi, bunun önüne geçebilmek için de çabalıyorum da. Yani “güzellik çabam” ya da “algım” benim düşüncelerimin, benim fikirlerimin, benim zekamın, benim sağlığımın, benim öz güvenimin önüne geçiyorsa işte orada dur demek gerekir, fikrimce. Çocuklarımızın bu çağlarında eğer bizim bilinçli yönlendirmemiz olmazsa, bu denge kurulamayabilir. O yüzden de kendimce bazı davranışlar geliştirdim.

Bunlardan bir tanesi: Güneş anaokulu döneminden öncesinde daha çok toka takıp, daha “süslü” giyiniyorken, okul dönemi ile birlikte tamamen sade giydirmeye başladım. Aynı zamanda da o güzel tokaları bir daha hiç takmadım. Çünkü arkadaşları ile birbirlerinden görüp, birbirlerini etkileyeceklerdi ve ben ilk olarak odak noktalarının kıyafet ya da aksesuar seçimleri olmasını istemedim. Ayrıca, alamayan başka çocuklar varsa, onların da özenmesinin ve üzülmesinin önüne geçmek istedim. O yüzden Güneş’in anaokulu döneminin başlaması ile birlikte kıyafetleri sadeleşti ve albenili tokalar tamamen kaldırıldı.

İkincisi: Okuduğumuz klasik masallarda hep prensesler var ve genellikle bu prensesler de yine Barbie tarzında. Önceleri hiç sorgulamadan bu masalları anlatıyor ya da okuyordum fakat zamanla ve hele de çocuk gelişimi üzerine kitaplar okudukça sorgulamaya başladım: Ben ne yapıyorum, çocuğuma ne okuduğumun ya da nasıl bir alt mesaj verdiğimin farkında mıyım? Bu sorgulamalarla kendi kendime yüzleştikten sonra güzellik algısını değiştirebilmek adına, masallarda anlatılan “altın sarısı saçlı, kabarık elbiseli ve bu sebeple de güzel olan prensesleri” anlatırken, onların güzel olmasının sebebinin sadece saçları ve elbiseleriyle ilgili olmadığını, onların aynı zamanda iyi kalpli, hayvan dostu, kardeşlerini seven, doğayı seven, bilimi seven, okumayı ve araştırmayı seven kızlar olduğunu da anlatmaya, kendimce bu şekilde eklemeler yapmaya başladım ve hiçbir zaman kızlarıma “prenses” gibi de davranmadım, onlara öyleymişler gibi konuşmadım, kendimi de prenses annesi ilan etmedim. Onlar bir birey. Hayatın içine atıldıklarında, prenses olmadıklarını anladıkları zaman, yıkılmalarını ve güzellik demenin sadece kaş, göz ve kıyafetten ibaret olmadığını anlamaları için çabalıyorum.

Üçüncüsü: Kıyafet seçimlerinde yeri geliyor ve elbette ben de tüllü ve süslü kıyafetler alıyorum fakat büyük insan kıyafetleri ya da gelinlik tarzında seçimler olmuyor bu kıyafetler. Tamamen çocuklara uygun kıyafetler seçiyorum fakat burada da kimi zaman üçüncü kişilerin müdahalesi olabiliyor. Bu kişi bizde annem mesela… Geçenlerde Güneş ve Hira’ya topuklu ayakkabı almış! İtiraz ettiğimde ve çocuklara vermediğimde biraz tartıştık bile, maalesef ama çocuklar da ayakkabıları gördükten sonra dururlar mı; elbette giymek istediler. Bu durumda da ben zor durumda kaldım. Çünkü yaptırım uygulamak, bağırmak, sert söylemek hiçbir işe yaramayacağı gibi, deyim yerindeyse “bana güçlerinin yeteceği” ergenlik çağı dönemi ve sonrasında da tüm yasakları, içinde kalanları ve bastırdıklarını gerek duygusal gerekse de eylem olarak yapacaklardır. O yüzden kararlı olmak ile otoriter olmak arasında aslında ciddi bir fark vardır ve sonuç itibariyle, bir de bunu da hesap etmem gerek… O halde şöyle bir çözüm buldum: topuklu ayakkabılar annemde kaldı ve biz her anneme gittiğimizde evin içinde ayakkabılarını giydiler. Birkaç kez gitmemizden sonra da çocuklar hem o ayakkabılardan hevesini aldı, hem de zamanla unutturarak ayakkabıları bir daha giydirmedim. Böylelikle, yaptırım uygulamak ya da “ukde kalmak” yerine hem deneyimlediler, hem heveslerini aldılar, hem de sınırlarını da bildiler.

Heh, aklıma gelmişken şuna da değineyim: Annem bana çocukken Barbie aldığı için suçlu değil! Ki zaten annem almasa da başka çocuklarda görecektim ve bu kez “neden bende de yok” diyecektim. Ayrıca içimde ukde kalacaktı… Bu psikolojiyi de bildiğim için, bizde durum şöyle ilerliyor: Çocuklarım elbette Barbie tarzı bebeklerle oynuyor fakat “dengede”. Barbie bebeğimiz bir doktor önlüğü giymiş, saçları salık bir bebek. Bir diğer Barbie bebeğimiz de astronot. Bir o kadar da zeka oyunları, geliştirici oyunlar, diğer evcilik materyalleri, kağıt kalem, bol kitap da var bu bebeklerin yanı sıra.

Ve bir konu daha var ki; bu konuya da özellikle değinmek istiyorum: Çocuklar İçin Doğum Günleri.

Öncelikle belirtmek isterim ki; doğum günü yapmak kusur değil, hata değil, yanlış değil belki ama küçük bir çocuğa doğum günü yapılması benim için “uygun” değil ve bir şeyi kutlamak için bir gerekçe değil. Çünkü onların doğmuş olmaları, onların varlığı benim için çok özel, çok değerli olsa da, benim bakış açım şu: Çocuk, doğum günü partisini kendisi talep edecek yaşa ve bilince gelmediği sürece, ona çok daha küçüklüğünden beri doğum günü yapmak bana çok anlamlı gelmiyor açıkçası. Nedenine gelirsem; doğum günü dediğimiz bize özel günler kendiliğinden geliyor ve senede bir kez zaten o güne rastlıyorsun. Yani bunun için özel bir çaba gerektirmiyor. Senin varlığın ve doğduğun gün benim için çok özel, evet ama içinde çaba olan, başarı olan, güzellik olan, hem kendine hem de tüm insanlara faydalı izler bırakacağın zaman; işte bunları kutlayalım. Senin gelişimini kutlayalım mesela, ya da mezuniyetini kutlayalım, ya da hayatında önemli bir karar vermiş ya da bir yeteneğini keşfetmişsindir; onları kutlayalım. Zaten sen çok küçükken ben sana doğum günü yapsam da senin için bunun bir anlamı olmayacak. Senin için de anlamı olacağı gün geldiğindeyse, işte o gün doğum gününü de kutlayalım.

Güneş bu sene 6. yaşına girdi. Bu zamana kadar hiç doğum günü partisi yapmayan ben, bu kez çocuğun talebi ile ilk defa altıncı yaşında parti yapmaya karar verdim çünkü artık o da istiyordu. Doğum günü partisinin nasıl olmasını istediğini sorduğumda, tabii ki beklenen cevap geldi: PRENSES…

Prenses olacaktı ama, ben daha önce hiç parti kıyafeti giydirmediğim için bu tarz kıyafetler nereden satın alınır, alacağım ürün iyi mi ya da çocuk için uygun mu; hiçbirinin cevabını bilmiyordum. Bunun üzerine internetten prenses elbiselerini inceleyip, müşterilerin yorumlarını da okuduğumda, birçok kişinin PanCostume diye bir markayı talep ettiğini gördüm. Gördüm görmesine ama gerçekten güvenemiyorum çünkü internet üzerinden sipariş veriyorum, hayatımda daha önce hiç böyle bir kıyafet almamışım ve ne ile karşılaşacağımı da bilmiyorum. Doğum günü zamanı da iyice yaklaşmış. İade edecek vaktim de olmaz aksi bir durumda ama yine de riski göze aldım ve elbiseyi sipariş ettim. Güneş’e de büyük bir sürpriz olacaktı. Elbise geldiğinde, hayal ettiğimden de kaliteli ve güzeldi. Bu detayı da özellikle yazmak istedim ki, çocuk bu zamana kadar hiç prenses olmadığı için, hem onun hem de benim için önemli bir detaydı ve gerçekten de beğendik. O yüzden naçizane ama yürekten PanKostüm‘ü de tavsiye ederim.

Aynı zamanda, prenses oldu olmasına ama bizim prensesin ufak bir farkı vardı: Bu doğum günü prensesinin masalında beyaz atlı prens yoktu. Onun yerine uzay vardı, teleskop vardı , bilim vardı 🚀

Bir daha, tekrar bir doğum günü yapar mıyım; sanmıyorum gerçekten. Bir sürpriz, bir hediye, bir öpücük, bir sarılış benim için yeterli doğum günleri için, böylesinin de uygun olduğuna gönülden inanıyorum. Fakat bir parti kıyafeti daha alacak olursam da, PanKostüm’ü yürekten tavsiye ediyorum.

Kutlanacak nice başarılar diliyorum; hem bizlere, hem de evlatlarımıza.
Sevgilerimle

Yoruma kapalı.

MENÜ