Korkacak Ne Var?

Sabah alarmının çalmasına yaklaşık yarım saat var. Çocukların odasından uyku esnasında bağırma sesi duyuyorum. Odaya giriyorum ve Güneş rüyasında korkuyor, belli. Hemen ürkütmeden, usulca koluna dokunuyorum. Sonra da saçlarını okşayıp “İyi misin Güneşciğim, sanırım rüya gördün” diyorum. Gözleri açılıyor ama yanıt vermiyor. “Güneşciğim beni duyuyor musun” diyorum, yine ses yok… Yanına uzanıyorum. Önce sarılıyorum. “Aaa burada minik bir ağız var” diyorum işaret parmağımla dokunarak. “Du bakiyim bi, aaa, o da ne! Orada bir dil vardı aslında, sanırım az önce yuttun, konuşmuyor çünkü” diyorum ve Güneş gülmeye başlıyor.

-Korkulu bir rüya mı gördün?
-Evet
-Nasıl bir rüyaydı?
-Yarasalar beni yemeye çalışıyordu. Ben de kaçıyordum.
-Hmm, evet. Ben olsam, ben de korkardım. Yem olmak pek hoşuma gitmezdi.

Gülüyor…

Çocuklarda kaygı ve korku üzerine psikologumuz Ezgi Nur Şahin‘le konuşurken, kaygı ve korku bozukluklarının bir nedeninin de “bilgi eksikliğinden” kaynaklandığını söylemesi ciddi anlamda ufkumu açtı. Konunun detayına Çocuklarda Kaygı ve Korku yazımdan ulaşabilirsiniz. Güneş’in yarasalar hakkındaki düşünceleri de muhtemelen bilgi eksikliğinden kaynaklanıyor olmalıydı çünkü çocuk reelde yarasalara karşı korku geliştirmiş, bilinç dışında da bunu rüyasına yansıtmıştı. O halde ilk yapmam gereken onu tensel temasla rahatlatıp, onun yanında olduğum alt mesajını verip, (duruma göre değişse de bu) biraz esprili bir dil ile çocukla açık iletişime geçip, sonrasında rahatladığını fark ettiğimde artık “düşünebilir” moduna geçtiğini anladığım anda da yarasalar hakkında bilgi vermem gerektiği oldu çünkü bilgi eksikliğinden korku yaşadığını anlamıştım. Anlayacağınız, sorunun sebebi ve çözümü birkaç basamaklı işlem 🙂

Henüz alarmın çalmasına da daha vakit varken (ve Hira da uyuyorken) Tübitak’ın “Bir Zamanlar Korkardım” serisinin “Yarasalar” kitabını okumaya karar verdim. “Bak şimdi, senin o korktuğun yarasalar aslında ne kadar tatlı hayvanlar ve senin sandığın gibi de kimseye zarar vermezler. Ne zamandır yarasalar kitabını okumuyoruz. Bilgilerimizi de tazeleyelim. Sen nasıl hayal ediyorsan öyle hissedersin: Hayalet. Adı üstünde işte: Hayal Et. Mesela benim gördüğüm bir kelebek. Ben o yüzden hayaletlerden korkmuyorum.

Kitabı okumaya başladığımızda aslında yarasaların ne kadar nazik ve ürkek hayvanlar olduğunu, yarasaların bir kısmının sinek ve böceklerle beslendiğini, bir kısmının da meyvelerle beslendiğini hatırladık. “Meyve yiyen yarasalar da faydalıdır. Meyve çekirdeklerini de etrafa yayarlar” bilgisini okuyunca “Gördün mü bak, aynı zamanda ağaçların ve meyvelerin oluşmasına da, Dünya’ya da katkıları varmış” dedim.

-Nasıl yani anne? Yarasalar elleriyle toprağa ekip sonra da suluyorlar mı (Söylediğin mantıklı mı edasında dalga geçerek ve gülerek)?
-Hayır, öyle değil. Bak mesela elini bana ver. Şimdi avucunun içinde bir tane çekirdek yani tohum olduğunu düşün ve elini yumruk yaptığında da elma olduğunu düşün. Elin, şimdi bir elma ve ortasında da çekirdekleri var. Ben de bir yarasayım. Ham hum ham hum ham hum. Ohhh ne güzel bir elmaymış, pek sulu, pek lezzetli. Birazcık daha yiyeyim, ımh ımhhh. Aaa, o da ne! Bu da elmanın çekirdeği galiba, pühhh hemen dışarı çıkarayım, toprağa bırakayım”

Kıkırdamalar…

-Şimdi ne oldu, biliyor musun?
-Ne oldu?
-Toprak dedi ki: Merhaba küçük, sevgili tohum. Hoş geldin dönüşümüne. Şimdi seni alıp, sevgimle içime işleyeceğim. Gökyüzündeki Güneş’in ısı ve ışığıyla, yağmurların getirdiği suyla, rüzgarların ulaştırdığı havayla; hepimiz birleşip seni besleyeceğiz. Ve sen, bir ağaç olacaksın. Belki de yüzlerce yeniden elma çıkaracaksın. Sonra bir çocuk gelecek ve senin o elmalarından yiyecek. Bir hayvan gelecek ve o da senin lezzetli elmalarından yiyecek. Ve sonra tekrar bir yarasa gelecek, yeniden senin yeni tohumlarından bana gönderecek ve bu yarasa sayesinde hayata katkı olacak… O yüzden, bu sevgi dolu yarasaya teşekkür ederiz.

Arada yine taklitler, cümlelerin sonuna “yani” ve “peki sence” diye başlayan yeni cümlelerle kurulan sohbetler, yarasaların dünyası hakkında bilgi paylaşımı yaptıktan sonra da, hala alarmın çalmasına bir 5 dakika daha vardı.

Kitap ve açık iletişimle birlikte bir korku daha sonlanmıştı. Yalnızca masal kitapları değil, bilim kitapları da kitaplığımızda Güneş 3 yaşından beridir var. Çünkü bilgi eksikliği insanı yalnızca cahil yapmaz; korkak yapar, vizyonunu daraltır ve çözüm odaklı olmasına da mani olur.

Araştıran, okuyan, sorgulayan, yargılayarak ve üzerinde hiç düşünmeden kabul edinilen her “doğrunun” da doğruluğunu bulma ya da doğruyu bulma konusunda yol gösteren, korkteksi olduğu kadar duygusal zekayı da geliştiren, akıcı konuşmayı sağlayan, kelime dağarcığını artıran, hızlı okumaya katkıda bulunan, zeka gelişimini olumlu etkileyen canım kitaplar; Hayatımızda, hayatlarımızda, her çocuğun, her annenin, her babanın, her gencin avucunda olun. Olun ki, sizde yazılan bilgileri bile sorgulayan nice elma tohumlarına dönüşelim. Dönüşerek yüzlerce yeni elma verelim; içi sağlık olsun, sevgi olsun, güzellik olsun. Yaşayan canlı cansız her varlığa güzel katkı olsun.

Kucaklıyorum, tüm sevgimle…

MENÜ