Kendini İyileştir

Sanki bir adım daha atsam, Dünya’nın kenarından düşecekmiş gibi hissediyor kalbim. Korkuyorum. Osmiyum ağırlığında bir yük, Dünya’nın en yüksek yerinden bulutlara değmek isteyen Ben’i aşağıya doğru çekiyor, aşağıda bir yerlerde beni bekleyen bir kara deliğe doğru.

Günlüklerimi karıştırdım yine. 2000’li yılların ortasıymış, böyle yazmışım. İyi ki de yazmışım. İyi ki de anlatmışım. İyi ki de kendimi, duygularımı, korkularımı, aşklarımı, hislerimi aktarmışım. Her canım acıdığında, her kafam karıştığında, her yoklukta, her sancıda, her cevap arayışımda, her yalnızlığımda kendimi harflerce kelimelere bırakmışım. Tek tek, uzun uzun, korkusuzca. Yargılamadan da dinlemiş beni sayfalar. Kalemim akıttıkça mürekkebini, kimi zaman gözümün yaşı akmış, kimi zaman kahkahamın neşesi. Ama her hikayenin sonunda iyileşmişim. Bu, bir tedavi yöntemidir: Yazmak. Yazdıkça kendini tanırsın, aktardıkça rahatlarsın, defterinle konuştukça kendini tanırsın, çözemediklerinde çözüme ulaşırsın. Bir yandan da ruhunu iyileştirirsin çünkü psikologdur aslında o yazılar.  Aynı zamanda da daha şık cümleler kurarsın zamanla. Uzun yıllardır yazıyorum; günlük yazdım, şiir yazdım, çocuklarıma mektuplar yazdım ve hala da mektup gönderdiğim dostlarım da var. Şimdi de blog yazıyorum. Kitap yazmak gibi bir hayalim de var. Yazı sevdam ve ilgimden dolayı on parmak da öğrendim. Parmaklarım içimden geldiği gibi dökülürken, o an hissettiği gibi akıtsın diye. İlk okula bile gitmezken yazardım, ne yazdığımı bile bilmeden. 5 yaş civarlarımda olmalıydım o zamanlar sanırım.

Ve yürümek. Her adımında amigdalan sakinleşir, rahatlarsın. Önemli kararlar vermem gerektiğinde, kendimi yalnız hissettiğimde, çözüm aradığımda yaptığım en iyi yöntemlerden biri de yürümektir.  Bazen bilmediğim yerlere, nereye gittiğini bilmediğim otobüslere binip farklı yerler keşfetme gibi bir hobim var. Sokaklarda kayboldukça, insanları gözlemledikçe, farklı yerleri ve farklı kültürleri gördükçe bu hem zihnimi rahatlatıyor, hem de bedenimi. Kimi zaman yeni insanlarla tanışıyorum. Farklı hikayeler dinliyorum. Lise zamanlarımda İmrahor diye bir yer keşfetmiştim; Samatya taraflarında. Cumbalı evlerin olduğu, sessiz ve güzel bir Süryani mahallesiydi. Orasını hala çok özlerim. O zamanlar tren istasyonu da çalışıyordu ve ayrı bir keyif veriyordu onun varlığı. Trene binip Yenikapı’da iniyor, Sultanahmet, Sirkeci, Kumkapı, sanat ve tarih kokan sokaklar, parklar, caddeler, balıkçılar; hepsi de kendileri bilmese de dostum olurdu o an. Bazen kulaklığımı takar, öylece adımlardım.

Ve müzik. Müzik de her daim iyileştirdi beni. Şebnem Ferah’ı tanıdığımda 11 yaşımdaydım ve onu daha televizyonda ilk gördüğüm an sevmiştim. Rock müzik o zamanlar pek kabul edilebilir bir kültür değildi. Ama Şebo’nun sesi, enerjisi, gitar sesi, şarkıları beni kendine çekmişti. O gün bugündür de Şebo’mun yeri bende hala ayrıdır. Bu, fanatikliğimden değil; Şebocuğumun hiçbir zaman değiştirmediği kalitesi, hisleri, gücü, bende yarattığı mentorluğu ve duruşunu hiçbir zaman bozmadığından. Ona çok şey borçluyum. Loreena McKennitt de tutkuyla sevdiğim bir diğer sanatçı. Feridun Düzağaç, Cem Adrian, Teoman…. Ben Seni Çok Sevdim, Belki Anlaması Zordur Sözlerimden dedikçe Cem Adrian, ya da Adını Anarım Çoğalır Sesim Konuşmaktan, Düşünmekten, Özlemekten deyiverince Feridun Düzağaç, Kalbim Sızlar, Yüzüm Gizler, Bir Tren Camından Dünya’yı Gördüm, İnandıramaz Beni Öldüğüne Sevgilerin diye kulağıma fısıldadıkça Teoman, eğilmiş omuriliğimi dikleştirdiler müzikleriyle.

Ve kitaplar. Bibliyoterapi’yi duymuş muydunuz hiç? Kendini kitapla iyileştirmek demek anlamı. Kitaplar her zaman zihnimi açtı ve Nusret Kaya’ya göre kitap okumak IQ’yu geliştirir; yaşınız kaç olursa olsun. IQ’um gelişiyor mu bilmem ama ruhum kesinlikle olgunlaşıyor, farkındalığım artıyor ve iyileşiyorum. Çocuk gelişimi, kişisel gelişim, sağlık, felsefe, psikoloji, bilim kitapları en çok sevdiklerimden. Mümin Sekman’ın Her Şey Seninle Başlar ve Kişisel Ataleti Yenmek, Limit Sizsiniz, Başarı Bilgesi, Ya Bir Yol Bul Ya Bir Yol Aç Ya da Yoldan Çekil kitapları, Louise L. Hay’in Pozitif Gücün Büyüsü, Düşünce Gücüyle Tedavi, Tüm Hastalıkların Zihinsel Nedenleri kitapları, Doğan Cüceloğlu’nun Savaşçı, İçimizdeki Biz, Damdan Düşen Psikolog, Mış Gibi Yaşamlar kitapları, Seda Diker’in Aslında Giden Erkek Yoktur, Aslında Ayrılık da Yoktur, Bereket kitapları, Adem Güneş her ne kadar eleştirilse de bir kesim tarafından; ben onun kitaplarında hem kendi yaralarımı bulup sardım, hem de çocuklarımla daha ahenk içinde oldum. Amak-ı Hayal kitabı, Işığın Yolu kitabı, Azra Kohen’in kitapları, Daniel Goleman’ın Duygusal Zeka kitabı, Bir Tek Şey kitabı, psikoloji üzerine yazılmış sayısız kitaplar, Aşkın Gözyaşları serisi, Metin Hara’yı her ne kadar eleştirsem de Yol kitabı, Nusret Kaya’nın kitapları,  Cem Şen, Küçük Prens, Martı Jonathan Livingston, İhtiyar Balıkçı, Dan Brown, Paulo Coelho, Andreas Dalberg ilk aklıma gelenlerden.

Ve sağlık. Mutluluk ve zindeliğin yalnızca ruh, yalnızca beden ya da yalnızca zihinsel olmadığını anladığım zaman; beslenme şeklime daha dikkat etmeyi, açlık oruçları tutmayı, doğru besinleri tüketmeyi, kimyasal olan her şeyden mümkün olabildiğince uzak durmayı, beynim kadar bağırsağımın da ne kadar önemli olduğunu idrak etmeyi, hücrelerimin hepsine de sahip çıkmam ve onlara iyi bakmam gerektiğini anladığım an beslenmeme de özen göstermeye başladım. Benim için güzellik artık makyaj malzemelerinden de ötede; hücrelerin sağlığında gizli. Ve ruhumu iyileştirdiğim kadar zihnimi de yine hep açık tutmaya, an’ı yaşamaya, anlamları görebilmeye çalışmak da bana her zaman katkıda bulundu.

Ve Tevekkül. Her zaman O’na sığınmak, karşıma çıkan her sorunun ardında nedenleri bulma çabam, isyan etmek yerine bunları fırsat olarak değerlendirmek, gücümü ve potansiyelimi keşfetmek, yeteneklerimin üzerine yoğunlaşmak, bedenimi sevmek, hatalarımı kabul edip kendimi düzeltmeye ve iyileştirmeye çalışmak, iyi olmakla fedakar olmayı birbirine karıştırmayıp iyi olmayı seçmek, kendimi sevmek ve kabul etmek, şükretmek, sezgilerime güvenmek ve duanın gücüne kendimi teslim etmek. Umut etmek, hayal etmek, çalışmak, idrak etmek; hepsi de çok kıymetli. İnsan, korteksini kullandıkça çözüm bulabilir. Hissettikçe insan olduğunu gerçek manasıyla kavrar. Elimden geleni yaparak yaşamak çok eğlenceli. Sevmeye kendimden başlamayı öğrendiğim an aflarım daha hızlı ve kolay, bakış açım daha pozitif, cesaret ve özgüvenim daha yerinde, doğa daha da cezbedici, kırgınlıklarım çok daha az, kızgınlıklarım mümkün olduğunca minimum, başarım daha yüksek, varlığımın ve varlıkların anlamı da hissedilebilir olmaya başladı.

Hepimizin olabileceğimiz en iyi potansiyele ulaşmamızı, dizi yerine kitapla vakit geçirmemizi, enerjimizi ve varlığımızı en dolu ve anlamlı şekilde kullanmamızı diliyorum. O’nun ruhundan üflenmişsek, kesinlikle değerliyizdir….

Yoruma kapalı.

MENÜ