Grip Salgını ve Tedavisi

Şu sıralar hem yetişkin hem de çocuklarda ciddi bir domuz gribi salgını var. Güneş ve Hira da hastalanınca, süreci doktorumuzla birlikte, fitoterapi (bitkilerle tedavi) yöntemi ile kontrol altına almaya çalıştık fakat bu yıl ki grip diğer yıllara göre çok daha ağır ve tehlikeli olduğu için, doktorumuz Ayla Özcan bu kez son aşama olarak ilaç da yazmak zorunda kaldı.

Güneş 2 yaşından beridir her hastalıkta yalnızca Ayla Hanım’a başvuruyoruz ve kendisine gönülden duacıyım. Çünkü bu süreç içerisinde (5 yılda) yalnızca 2 kere ilaç kullandırttı bize. Geri kalan tüm tedavi süreçlerimiz hep bitkisel yöntemlerle gerçekleşti. Çok zor, ama gerçekten de çok zor durumda kalmadıkça; Ayla Hanım ilaçla değil, bitkisel tedavi yöntemi ile tedavi uyguluyor. Ayrıca doğal beslenmeye de benim gibi gerçekten de önem verdiği için, katkı maddesi ve kimyasal maddelere de en son çare gözüyle bakıp, neredeyse hiç tercih etmediği için, tercih ettiğinde de mutlaka gözlemlediği ve gerekli olduğuna kesin emin olduğu zamanlarda başvurduğunu bildiğim için, evime 35 KM uzaklıkta olmasına rağmen muayenehanesi, yalnızca kendisinde muayene oluyoruz.

Az önce de bahsettiğim gibi, son 5 yıldır ikinci kez bize ilaç tedavisi uygulamak zorunda kaldı bu kez Ayla Hanım çünkü test yapıldığı zaman Güneş ve Hira’da domuz gribi olduğunu gördük.

İlk olarak doktorumun rehberliğinde izlediğim yolu ve hastalık sürecimizi anlattıktan sonra, sonrasında da Ayla Hanım’ın grip, soğuk algınlığı, ateş, fitoterapi üzerine verdiği bilgileri de paylaşacağım bu yazımda. Kulak ağrısı, soğuk algınlığı, ateş düşürücü gibi üst solunum yollarına dair bitkisel tedavi yöntemlerinden bahsedeceğim. Şimdi izninizle, çocukların hastalanma hikayelerinden başlıyorum:

2 gün önce Güneş okuldan geldiğinde herhangi bir rahatsızlığı yoktu. Akşam 6’dan sonra karnının ağrıdığını söyleyince, ıhlamur demledim. Demleme işlemi: İçme suyunun içerisine kurutulmuş limon kabuğu (ya da kaynayan suyun altını söndürdükten sonra dondurulmuş limon kabuğu rendesi de ekleyebilirsiniz) ekledim ve su kaynar kaynamaz altını söndürdüm. Daha sonra tozundan arındırmak için ıhlamur çiçeklerini yıkayıp, kaynamış suyun içerisine koydum. Ağzını iyice kapatıp 7-8 dakika demini almasını bekledim. Güneş’le birlikte Hira’ya da içirdim ve sonrasında da az miktarda zencefili rendeleyip bir miktar organik balın içerisine karıştırıp onu da 1 tatlı kaşığı kadar yedirdim.

Akşam 8’de uyudukları için, uyku saatlerine kadar herhangi bir ağrı ya da şikayeti olmadı Güneş’in fakat gece yarısı saat 1’de 38 derece ateşlendiğini fark ettim. Çocuğun üzerini çıkardıktan sonra, ateşin 39 dereceye yaklaştığını görünce kol altlarına, alnına ve kasıklarına ılık suyla ıslattığım bezleri koydum fakat tam olarak ateş hala dinmeyince, o gece hiç uyumadım. Çünkü ateşi düşmüyordu ve bu pek de normal değildi… Normal bir enfeksiyon olsa bu uygulamalar ile düşme ihtimali yüksek olurdu. O yüzden aklıma düştü; domuz gribi olma ihtimali… Bir yandan da topuklarına limon yağı ile masaj yaptım ve artık el ayakları buz gibiydi Bu da ateşin çok yüksek olduğunun zaten belirtisiydi. Gece boyunca bu durum böyle devam etti fakat sabah olduğunda çocuğun ateşi 39.8 olunca, hemen ılık duş aldırdım. Sonrasında tabii yine üstünü giydirmeden, saçını da kurutmadan istirahat ettirdim. Bu arada, sabaha karşı Hira’da da aynı ateş başladı… Dolayısıyla evde iki hasta, ateşli çocuk, günlerdir Adana’dan geldiğim için uykusuz ve belli ki birkaç gün daha uyuyamayacak olan bir anne…

Doktorumuzun yönlendirmesi ile hemen o sabah ayak paça çorbası aldım. Gün içinde içirebildiğim kadar ikisine de ayak paça içirdim fakat iştahları olmadığı için çok da zorlamadım. Zaten genellikle uyku halindeydiler ve ateşleri bir dakika bile, bir derece bile düşmedi…

Ayla Hanım’la telefon görüşmemizde, grip teşhisi konulabilmesi için ateşin üzerinden 24 saat geçmesi gerektiğini söylediği için de, hala evde ve takibimde bu süreci ilerlettim. Çünkü çocuklarda ateş görüleli henüz 24 saat dolmamıştı ve o geceyi de evde, takibimde geçirecektik ve ertesi günü ancak doktora gidebilecektik. Gün içerisinde yüksek ateş devam ederken, 40 dereceye hiç gelmediler henüz fakat kırk dereceye de yakındı hep ısıları. Yine bir kez daha duş aldırdım ve aynı süreci tekrarladım. Hiç zorlamadan, sarımsaklı sirkeli ayak paça çorbasından bir iki kaşık içirebildim. Bitkisel ve katkı maddesiz bir şurup olduğu için yine Ayla Hanım’ın izniyle Krispus şuruba da başladım (Bitkisel olduğu için çocuklar bu şurubun tadına bayılıyorlar ve Hira lolipoplu şurup, Güneş de sütlaçlı şurup diyor 🙂 ). Yine içirebildiğim kadar su da içirdim gün içinde. Aynı zamanda da birazdan aşağıda paylaşacağım bitki çayı…

Gece yarısı olduğunda Güneş’in ateşi 40 dereceyi gösterdi. Artık kırmızı alarmlı noktaya gelmiştik çünkü kırk dereceden sonraki ateş havaleye sebep olabilirdi. Bu süre zarfına kadar ben de bitkisel tedavilerle yapabileceğimi yapmış, çocuğun bedeninin virüslerle savaşabilmesi için son hadde kadar müdahale etmemiş ve süreci yalnızca takip etmiştim fakat ateşin kırkı göstermesi demek artık tehlikeydi. 40 sınırının altında ilaç müdahalesi nasıl gereksiz ve yan etki ise, 40’ın üzerinde ilaçla müdahale etmesem, ciddi derecede kötü bir sonuçla karşılaşabilirdim. O yüzden Ayla Hanım’ın 40 derece ateş uyarısı ile ateş düşürücü içirdim (Not: Ben 40 derecede harekete geçtim fakat 39 derecede ateş düşürücü verilmesi, riski daha da azaltır. O yüzden sınırı 39 derece olarak düşünün derim yine de). İçirdim fakat çocuğun ateşi yine kırk dereceden aşağıya düşmüyor, artık sayıklamaya başlıyor ve gözlerinde, ellerinde garip hareketler gözüküyordu.

Hem sakin kalmam gereken, hem de yüreğimin hızla attığı andı o an. Korkuya kapılıp da mantıklı düşünebilmekten feragat etmek yerine, serinkanlı kalabilip durumu yönetmeye çalıştım. Bunu gerçekleştirebilmek için de içimden kendime “Şule sakin davran ve soğukkanlı ol!” diye emrettim ki o moda girebileyim (Bu, benim kendi iç dünyamda, amigdalama hükmedebilmek için oluşturduğum bir tür başa çıkabilme yöntemim bu arada ). Çocukta bilinçsiz davranışlar başlamıştı artık. Güneş’e sesleniyorum; gözleri açık, hatta bakışı bende bile olsa beni görmediği, duymadığı çok belliydi. Sanki havada bir şey var ve o şeyi takip ediyor gibiydi. Bir şeyin havada süzülmesini izler gibi garip garip tavanda, sabit durmayan hareket halindeki bir şeyi izliyor gibiydi. Arada bir de gözlerini istemsiz kırpıştırıyor, sanki anlık olarak gözünün akı görünüyor gibiydi. Sesleniyorum, sallıyorum, soru soruyorum ama yok, sanki çocuk burada değil… Sorularıma ve tepkilerime cevap vermeyişi ile birlikte ellerini, el parmaklarını garipçe bükerek, istemsizce kasılma hareketi şeklinde tutması, gözlerini yukarıya kaydırması ve titretirmiş gibi hareket ettirmesi ile birlikte, ilacın da yanı sıra farklı bir müdahalede daha bulunmam gerektiğini anladım. O nedenle çocuğu hemen tutup ılık suyun altına soktum. Tabii bir yandan da düşmesi ya da istemsiz bir hareket etmesi olası bir durum söz konusu olduğu için, çocukla birlikte ben de suya girdim ki söz konusu olasılık gerçekleşirse, çocuğu kontrollü bir şekilde tutabileyim diye. Birkaç dakika suda tuttuktan sonra içeriye getirdiğimde, ciddi bir ateş düşmesi hala olmasa da, bilinci yerine gelmişti. Soru sorduğumda cevaplamıyor fakat beni anladığı, yüzüme bilinçle baktığı belliydi artık. İlacı verdikten yaklaşık bir saat sonra da ateşi düşmeye başladı. Ciddi bir durum atlatmıştım ve muhtemelen bu yaşadığımız ya havaleydi ya da havale geçirmek üzereydi (deliryum denilen safhadaymış. Müdahale etmesem; tam vaktinde, yani ne öncesinde ne de sonrasında değil de, tam olarak Ayla Hanım’ın söylediği gibi o süreç anında ilacı vermesem ve suya sokmasam, çok yüksek ihtimalle havale geçirmiş olacakmış). Sabaha kadar yine ateş devam etti fakat artık kırklarda değil, 38 derecelerdeydi. Sabah olduğunda, ateş başlangıcından bu yana artık 24 saati geçirmiş olduğumuz için artık doktora gidebilirdik ve rahatsızlığın grip mi yoksa enfeksiyon mu olduğu, bu doğrultuda nasıl bir yol izlememiz gerektiğini Ayla Hanım’la görüşmenin ve muayene olmanın zamanı gelmişti. Doktorumuzda muayene olup test yaptıktan sonra Güneş’in ve Hira’nın influenza A, yani domuz gribi geçirdiklerini öğrendik.

Bizim hastalık hikayemiz ve süreci nasıl takip ettiğimiz hakkında kısaca bilgi paylaşımı yaptıktan sonra, Ayla Özcan’ın anne ve çocuklar için grip salgını, üst solunum yolu enfeksiyonu, fitoterapi, havale, bitki çayı ilaçları, aromatik yağlar üzerine bilgilerini de paylaşmak istiyorum ki tüm şifa bekleyenlere, tüm hasta yavrularımız ve yetişkinlere umuyorum ki faydalı olsun. Sonrasında da yine eklemek istediğim birkaç detay daha olacak.

Ş.A: İnfluenza, influenza A, influenza B, domuz gribi, kuş gribi nedir? Hepsi birbirinden farklı mıdır?

A.Ö: İnfluenza, yani gribin tıp dilindeki adıdır. Gribin isimleri her sene değişir çünkü her seferinde virüs mutasyona uğrar. Domuz gribi, kuş gribi, sığır gribi gibi. O yüzden isminin ne olduğunun çok da önemi yok aslında. Hepsi kısacası grip: İnfluenza.

Ş.A: Grip ve nezle, aynı şey midir?

A.Ö: İkisi aynı şey değildir ve bu ikisini birbirinden ayırmak gerekir. Nezle üst solunum yolu enfeksiyonu şeklinde görülür. Yani çocukların hapşırması, hafif ateş semptonları gibi belirtiler. Gripse daha ağır geçer. O yüzden grip (influenza) konusu önemlidir çünkü vaktinde tanı koyamazsak ve çocuğun direnci zayıf ise (dirençli çocuklarda gene atlatılabilir), o zaman ilerleyip zatürreye dönebilir, akciğerlere inebilir. Bir de maalesef bu seneki influenzalar, önceki senelerde görmediğimiz bir duruma da neden olabiliyor: kalbi tutma riski… Dolayısıyla bu seneki hastalıklarda eğer bir göğüs ağrısı, çarpıntı gibi şikayet olursa hemen doktora gidilmesi lazım.

Ş.A: Çocukların kalbi yetişkinlere göre daha hızlı atıyor ya; bu hızın gripten mi kaynaklı yoksa olağan kalp atışı mı olduğunu nasıl anlayacağız?

A.Ö: Eğer çocuk, kalbinin çarpıntısı olduğundan, göğsünün ağrıdığından bahsediyorsa; o zaman hemen doktora gitmeniz gerekir. Doktorların bile anlamasının zor olduğu bir durum bu. O yüzden çocuğun söylemesi gerekiyor. Söylememe ihtimaline karşı da çocuğa rahatsızlığı esnasında ve sonraki günlerdeki takibinde, göğüsle ilgili herhangi bir rahatsızlığının olup olmadığını da sormak yararlı olacaktır. Bu sebeple bu seneki gribe biraz daha dikkat edilmeli. Çok yakın takip etmek lazım. Normalde de çocuklarda ilaç kullanmayı sevmiyorum ve her influenzaya da size verdiğim antiviral ilaçtan her çocuğa da yazmıyorum ama bu seneki vakaların bu şekilde evrilmesiyle, her sene bu influenza virüsü zarf değiştiriyor, mutasyona uğruyor. O nedenle bu seneki hastalıklar havada karın da yağmaması nedeniyle, mikropların havada asılı kalması nedeniyle çok yoğun ilerliyor. O sebeple, bu seneki hastalıklarda yazıyorum açıkçası. Ancak çocuk çok dirençli ve doğal desteklerin hepsini kullanabiliyorsa; o zaman biraz daha yakın takiple gözleyebiliyorum ama direnci düşük çocuklarda bu sene ilaç vermem gerekiyor…

Ş.A: Hastalığın influenza mı yoksa nezle mi olduğunu nasıl anlayacağız?

A.Ö: Bunu anlayabilmek için test yapılması gerekiyor ancak influenza testinin yapılması için ateş başladıktan 24 saat sonra test yapılarak sonuca varılıyor. 24 saat öncesinden yapılan testler doğru sonuç vermeyebiliyor. O sebeple 24 saatin geçmesini bekliyoruz ve burundan alınan sümük ile testi yapıyoruz. 24 saat olayı ince bir nüans. Öncesinde yapılanlar negatifse maalesef doğru kabul edemeyiz. Pozitifse doğrudur fakat negatifse, ateş başladıktan 24 saat sonra yapılacak teste göre doğru sonuca varılabilir.
İnfluenzada kullandığımız antiviral ilaçla birlikte (Enfluvir), ilaç kullanımından 24 – 48 saat sonrasında ateş düşmesi görülüyor, çocuk daha iyi hale geliyor. 48 saat sonra da hastalığın bulaşıcılığı kayboluyor. İlaç kullanmaya başlanmadan önce ve ilaç kullanımının ilk iki günü diğer erişkin ve çocuklarla, hasta olan çocuk görüşmemesi gerekiyor; bulaşıcı olduğu için. 5 gün muhakkak kullanılması lazım.

Ş.A: Peki, influenza ateşinin sürmesi kaç güne kadar normal sayılır?

A.Ö: Ateşte alarm bulgusu yoksa (3 tane alarm bulgusu varmış. Bunlar; titremeli ateş, ateşin düşürülememesi ve çocuğun keyfi neşesi yerine gelmiyorsa) 48 saatten önce doktora gidilmeye gerek yoktur ancak alarm bulgusu varsa ateş başladıktan 24 saat sonra doktora gidilmelidir. Evde bekleme sürecindeyken ne yapmamız gerektiğine dair de detaylı anlatım yapalım:

Hastalandık; ateşimiz çıktı, öksürüyoruz, burnumuz akıyor. Hemen yapmamız gereken şey;
★Bir kere paket gıda hiç kullanılmamalı. Yiyorsa da onları hemen kesiyoruz.
★İkinci en önemli tedavi ise ayak paça çorbası. 3-4 gün boyunca (fakat daha fazla da değil) ayak parça çorbası tüketilmeli, sarımsak ve sirke ile birlikte. Çocuk içmezse; içtiği başka bir çorbanın, yemeğin içerisine ekliyoruz. Blenderden geçirip diğer yemeğe katabilirsiniz.
★Soğan yiyebiliyorsa çocuk, soğan yedirin. Yiyemiyorsa kuru soğanı rendeleyip suyunu süzün. Günde 3 kez bir tatlı kaşığı soğan suyunu her seferinde taze yapmak kaydıyla içirelim veya çorbasının içine ekleyelim.
★Üçüncüsü ise bitki çayı. Ihlamur çiçeği, kuşburnu, kekik, nane, mayıs papatyası, adaçayı, ebegümeci çiçeği olacak. *Kuşburnunun çekirdeğini de çıkaracağız. Bu 7 tane çiçek yaklaşık 100 tane etken madde, yani 100 tane ilaca denk geliyor ve ilaçların yapamadığı birçok şeyi yapıyor. Bu kombinasyonu 1 yaşından sonraki tüm çocuklarımıza verebiliyoruz. Çayı demlemeden önce tüm çiçek ve yaprakları iyice öğütmeliyiz. El veya yine blender yardımıyla yapabilirsiniz. Mesela kuşburnunun çekirdeklerinin de kabuğun içerisinden çıkması lazım ki çayda direkt olarak demlensin. Bir tatlı kaşığı kadar bu karışımı kaynar suya koyup, ağzını kapatın. 7 dk demlendikten sonra içilecek ve içmek için de çok beklenilmeyecek. Kaynatmak yok. Demleme usulü yapılıyor.
★Ateşi çok yüksek değilse, topuklarına 2-3 damla saf limon yağı damlatarak, saat yönünde hareketlerle masaj yapılır.
★ Çocuk günde 4 bardak su içmeli.
★Evi sürekli havalandırmak lazım (Ben yaz kış her sabah yarım saat kadar evi havalandırıyorum fakat cereyan yapacak şekilde, karşılıklı camları açarak ve her odadaki camı açarak. O zaman daha iyi havalanıyor ev ve havası temizleniyor)
★Evde ve okullarda difüzör kullanıp, difüzör içerisine de organik yağ eklenirse, bu aromatik yağlar havada asılı duran virüsleri çok ciddi derecede önlüyor. Böylece çocukların birbirine bulaştırması engellenebilir (Dün ben de organik yağ ve difüzör siparişi verdim).
Bunlarla hastalıkların %60-70’ini atlatılıyor. Sonrasında da doktorunuzla iletişime geçmeniz lazım.

Ş.A: Kulak ağrısı da en çok şikayet ettiğimiz konulardan. Kulak ağrısı için de doğal tedavi yöntemimiz var mı?

A.Ö: Kulak ağrısı için ilk olarak anne sütünü tavsiye edebiliriz, emziren anne ise kendi sütünü damlatabilir. Anne sütümüz yoksa o zaman kuru soğanı rendeleyip suyunu süzüyoruz ve kulağa onu damlatıyoruz: günde 3 kez 3’er damla çocuklarda, erişkinlerde ise 6’şar damla. 5 gün boyunca bu şekilde damlatın ve 1 dakika bekleyin ki iyice kulağa soğan suyu işlensin. Fakat kulak zarının delik olmaması lazım. (Benim çocuklar ve kendim için deneyimim ise şöyle: 5 güne bile gerek kalmadan, çocuklarda ya bir kez ya da iki kez uygulamayla; kendimde de bir kez uyguladıktan sonra kulak ağrısı hiç kalmıyor. Soğan suyu anında ve direkt olarak etkili).

Ş.A: Ateş ve havale tehlikeli midir? Ateşli hastalıklarda ne yapmalıyız ve havale durumu söz konusu olursa, nasıl davranmak gerekiyor?

A.Ö: Ateş; vücudun enfeksiyonlara karşı bir yanıtıdır, savunma şeklidir. Ateş kötü bir şey değildir. Biz ateşi çok erkenden baskılarsak, vücut 2 günde düzelecekken 1 haftada düzelir çünkü gereksiz ateş düşürücü verdiğinizde mekanizma çalışmıyor ve hastalık ilerliyor (ateşi önlemeye çalışmak; sisteme mani olmak ve alarmı durdurmak, yok saymak, susturmak yani kısacası… Doğal süreçler ve ateşle ilgili faydalı paylaşımlar yapan çok sevdiğim bir arkadaşım var; Umida. Rahmetli Aidin Salih’in kızı. @holistikmutfak sayfasında detaylıca bu konulardan da bahsediyor).
★Şimdi ateşimiz eğer 38’in üzerine çıkarsa, en doğal fitoterapi yöntemi limon yağıdır fakat limon yağını da eczaneden almayı öneriyorum, aktardan ben çok önermiyorum açıkçası çünkü eczaneden daha güvenilir şekilde bulabiliyoruz. Özellikle limon ve portakal kabuğu yağını çocuklarımızın topuklarına 2 damla ama saat yönünde muhakkak masaj yaparak, saatte 1 bile tekrar ederek uygulayabilirsiniz. Limon yağı aynı zamanda c vitamini de sağladığı için hastalıklarla mücadele etmede ve çok yüksek olmayan ateşleri düşürmede iyi bir yardımcı. 39-40 derece ateşte çok faydası yok ama mücadele ve ateş düşürmek için faydalıdır.
★ Siz bunları yaptığınız halde çocuğun ateşi yükselmeye devam ediyorsa, 39’un üzerine çıkıyorsa; öncelikle koltuk altına, alın ve kasıklara ılık su ile kompres yapılmalı. Hala yükseliyorsa ılık su ile duş. Hala yükseliyorsa, bu son safhada ateş düşürücü ilaçları kullanabiliriz ama hemen değil. 40 dereceden önce kullanmanın hiçbir anlamı yok ama 40 derece ateşte kullanmak zorundayız çünkü kırktan sonraki ateş bizim için riskli ateş grubuna giriyor, havale riski olabiliyor, febril deliryum dediğimiz anormal hareketlere neden olabiliyor. O nedenle kırk dereceden sonra ilaç kullanılmalı.

Ş.A: Ama ben dün ılık suya soktum ama hiçbir işe yaramadı? Çoucuğun ateşi düşmedi?

A.Ö: Çünkü siz İnfluenza geçiriyordunuz. İnfluenza yani grip dirençli ateştir. Çocuğun ateşi kırkı bulur ve düşürmekte çok zorlanırsınız. Ateş düşürücüyle bile zor düşer ama bu İnfluenza olmasaydı, başka bir üst yolunum enfeksiyonu olsaydı, o duş ile düşürebilecektiniz ateşi.

Ş.A: Çocuğun havale geçirdiği nasıl anlaşılır? Havale esnası ve sonrasında ne yapmalıyız?

A:Ö: Çocuğunuz havale geçirmeye başlarsa, yani ellerde kollarda anormal hareketler, gözünün akının bir kısmının gözükmesi gibi bir durum olursa önce çocuğa uyarı vermeye çalışacağız (Uyarı vermek: Ilık suya sokmak, kolonya koklatmak gibi. Sarsmak ya da sirkeyle silmek yok).
★ Dilinin geriye kaçması engelleyeceğiz. Başının altına yastık koyarak başını yükselteceğiz. Kafası ritmik hareketlerle istemsiz hareket edebileceği için kendisine zarar vermemesi için yastık önemli. Başını yana çevirip diline dikkat etmelisiniz. 1-2 dk bekleyebilirsiniz bu şekilde fakat bu, ateşli havale için geçerli. Ateşli havale değil ise hemen doktora gidilecek. 1-2 dk içerisinde havale durmazsa hemen doktora gidilecek. Havale 5 dakikayı geçmemesi lazım. Komplike havale için sınır 5 dakikadır. 5 dakikadan kısaysa nokomplike denilir. Havaleden sonra çocuklar genelde uyurlar çünkü kaslar yorulduğu için dinlenmeye geçmesi gerekir. Uyumalarında bir sakınca yok ama havale dediğim gibi 1-2 dakika hala devam ediyorsa, 5 dakikayı beklemeden hemen hastaneye gitmeniz lazım. Ateşsiz havale ise soğuk havaledir ve bu durumda hemen doktora gitmeniz gerekir.
Çocuğu soktuğumuz suyun ısısı soğuk değil, ılık olmalı çünkü fazla soğuk suda çocuk çok huzursuz oluyor, daha çok ağlıyor, ateşi daha da yükseliyor. Şoka da girebilir. O nedenle biz daha çok ılık duş öneriyoruz, sirke önermiyoruz.

Ş.A: Yüksek ateşte çocukların elleri ayakları soğuk oluyor ya, çocuğun eli ayağı buz gibi soğuk olduğu için, ateşli iken çocuğu soymama rağmen elini ayağına kapatma gereği ya da çorap giydirme gereği duyuyorum. Bu süreçte kapatılmalı mı el ayak?

A.Ö: Hayır, kapatmayacaksınız. Bu süreçte vücut kendisini savunmaya alıyor. El ve ayaklarındaki damarlar o esnada büzüşüyor ki kanı içeriye göndersin ve vücut daha iyi savaşsın. O yüzden bu durum da aslında vücudun ateşle birlikte yaptığı bir savunma mekanizması. El ayaklarımız soğuksa tekrar eldiven ve çorap giydirmiyoruz.

Ş.A: Ayakların altına viks sürmek faydalı mı?

A.Ö: Viksin içerisinde ne olduğuna bağlı! Bazı vikslerin içeriğinde 4 yaş altı çocukların kullanmaması gereken içerikler var; nane, okaliptüs ve biberiye gibi. O nedenle çorabı limon suyuyla ıslatmak da etkili mesela ama biz direkt limon yağı öneriyoruz. Az önce bahsettiğim kullanım şekli ile.

İlaç kullanımı ile ilgili söylemek istediğim bir kaç detay daha var: Toplamda 24 hafta boyunca açlık orucu uyguladım, paketli gıdaları evimden uzak tutum, çocuklarıma paketli gıda, abur cubur yedirmedim, evdeki kimyasal ürünlerin hemen hepsini evden çıkardım ve bu şekilde ilerlemenin, bitki çaylarının, fitoterapi yönteminin ne denli sağlıklı ve doğru olduğunu kendim yaşayarak deneyimledim. Çocukların hastalık süreçlerinde de 40 derece ateşi görene kadar herhangi bir ilaç kullanmadım (Yukarıda da bahsettiğim gibi, havale riski ve o durumu yönetememe ya da panik yaşanmaması adına siz ateş derecesini 39 derece olarak düşünün derim, yine de. Çünkü o an çok kritik bir an ve anında müdahale tüm anneler gibi beni de tedirgin ediyor). Fakat 40 derece ateş sonrası tehlikeli olduğu için, son noktaya geldikten sonra doktorumuzun önerdiği antiviral ilacı şimdi kullanmak zorunda kaldım. Bu, son 5 yıldır çocuklarıma içirdiğim 2. ilaç sadece ama bu bile beni rahatsız ediyor. Çünkü yan etkilerini ve bağırsak florasını nasıl değiştirdiğini biliyorum. Dolayısıyla hastalık sürecinden sonra da ev yapımı (bilhassa lahana turşusu) turşu, kendim köyden gelen ve ineklerine ilaç kullanmadıklarına inandığım bir yerden aldığım süt ile mayaladığım yoğurt gibi takviyelerle bağırsak florasını tekrar düzene sokacağım. Aynı şekilde sirke kullanımını da daha çok artırmam gerekiyor. İlaca başlamadan evvel yine Ayla Hanım’la konuştuğumda ve kullanmak için tereddüt ettiğimi söylediğimde Ayla Hanım bana “kar zarar dengesini” iyi düşünmem gerektiğini, bu seneki virüsün kalbe ciddi derecede etki ettiğini söyleyip seçimi bana bıraktığında, kullanmayı tercih etmek zorunda kaldım. Çocuklar 2 günde tamamen toparladılar ve şu an ateşleri yok, acıktıklarını söylüyorlar ve iştahları da yerine geldi. Ondan önceki süreçte yüksek ateş, kusma ve ishal ile birlikte gerçekten zor ve tehlikeli bir hastalık süreci atlattık. Buna rağmen bu kadar hızlı iyileşmemizin nedenini bitki çaylarına, ayak paça çorbasına ve Krispus şuruba bağlıyorum ama antiviral ilacı da bugün kullandım nitekim…

Kendisi hemşire olan çok yakın bir tanıdığım Güneş’in havale eşiğine geldiğini öğrendiğinde bana “çocuklara eziyet neden ediyorsun? Ateş düşürücü ve antibiyotik neden kullanmıyorsun?” dedi. Ben de dedim ki “Niçin eziyet olsun? Bedenin kendini savunması için gerekli olan bir sistemdir bu ateş ve alarmı durdurmak, baskılamak yerine elbette bedenin virüslerle savaşmasına müsaade edeceğim. Çocuk eziyet çekmesin, acı çekmesin diye hemen ateş düşürücü şurubu dayatırsam, bu kez yaşanacak yan etkileri sen kendin daha iyi biliyorsun. Karaciğere ya da böbreklere zarar vermek, belki ileride diyaliz cihazına girmek, şimdi bedenin savaşmasından ve doğal olandan daha mı doğru? 40 derece ateşe yükseldiğinde elbette müdahale edeceğim ama şimdi bunu yapmam için çok erken. Yaparsam çocuğa iyilik değil, kötülük etmiş olurum.”

Benim ilaçlara ve tedavi yöntemlerine karşı bakış açım budur. Balık yağı gibi gıda takviyelerine gelirsek; onlara da açıkçası pek güvenmiyorum çünkü içeriğindeki kimyasal maddelerin etkisini bilmiyorum. Saf ve söylenildiği gibi piyasada kaç ürün var; emin olamıyorum çünkü araştırdığımda içeriklerinin katkılı olduğunu görüyorum. Fakat şimdi keşfettiğim bir ürün var. Hala da hem araştırıyorum hem de yalnızca kendim deniyorum. Eğer kendim kullandığımda etkilerini görür ve kesinlikle doğru ve katkısız olduğuna emin olursam, o zaman çocuklarıma da kullanacağım ve blogtan, Instagram’dan da anlatacağım. Ama önce kendim güvenmeliyim, emin olmalıyım. Zira hep söylediğim gibi; ağzımızdan çıkan her söz önemli ve ben naçizane, hep iyi şeylere vesile olmak isterim. Vebal almak ya da karma yaratmak istemem. Güven ve doğruluk benim için çok önemli çünkü biliyorum ki hepimizin ihtiyacı olan bu; böyle bir dünyada…

Aynı zamanda düzenli uyku saatleri ve kaliteli uyku da sağlık için çok önemli, fikrimce. Misafirlikte değilsek ya da bize misafir gelmemiş ise çocuklar mutlaka saat 8’de uykuya geçerler. Uyku ve uyku alışkanlığı ile ilgili de en kısa zamanda, ilk müsait olduğum zaman detaylı paylaşım yapacağım.

Tüm evlatlarımıza şifa diliyorum.
Çok sevgilerimle

Yoruma kapalı.

MENÜ