Gözlük Seçimi ve Göz Muayenesi | Cumhur Şener

Göz doktorumuz Cumhur Şener’le çocukların göz muayenesi için bir kez daha buluştuğumuzda, kendisine gözlük seçimi ve göz muayenesi hakkında da sorular sordum. Bilgisiyle, tecrübesiyle, yardımseverliğiyle ve tüm anne ve çocuklarımızı temsilen kendisiyle görüştüğümde bizler için zaman ayırıp da sorularımı yanıtladığı için de gönülden teşekkür ederim.

Güneş’in %80 gören sol gözü, artık %100 görüyor. Ayrıca ameliyat olma olasılığı çok yüksek iken artık ameliyat olmaya gerek kalmadı ki tüm bu olumlu sonuçları sağlayan Cumhur Şener’le karşılaştığımız için kendimi çok şanslı hissediyorum. Hızla daha da iyiye gidiyor. Göz kapama işlemine de devam edeceğiz.

Kendisine ilettiğim soruları ve kendisinden aldığım yanıtları aşağıda paylaşacağım. Şifa olmasını diliyorum.
Sevgilerimle

Ş.A: Göz sağlığı ve muayenesinde ilk hedef nedir?

C.Ş: Bizim en önemli hedefimiz görmenin korunması veya geliştirilmesidir. Diyelim ki çocuğun gözü şu an yüzde altmış görüyor fakat çocuğun gözünde yüzde altmış kapasiteyi yüzde yüze taşıyabilme potansiyeli varsa -ki aslında çoğu çocukta da var- o yüzde altmış kapasiteyi yüzde yüze taşımak ilk hedefimiz. Bazen fiziksel engeller nedeniyle bu kapasite sınırlı kalabiliyor. Bizim görevimiz bu sorunun çözümlenebileceği hastayı erken bulup, doğru yönlendirmeleri yaparak performansını maksimuma çıkarmaya çalışmak. Yani birinci hedef; görmenin artırılması, çocuğun görmesi sınırlı ise fakat görme potansiyeli var ise bunu kullanmak.

Ş.A: Görme kapasitesinin düşük olması çocuk için ciddi bir engel midir?

C.Ş: Bazen hastalar rakamlara takılıyor; benim çocuğum yüzde kaç görüyor gibi. Yüzde yirmi görüyor demek kötü bir şey değil aslında. Yüzde yirmi, yüzde yirmi beş civarında gören bir çocuk bizim eğitim sistemimizde, okulda ön sıralarda oturmak şartıyla normal eğitimi alabilir. Hatta yüzde on görmesi olan bir çocuk en önde oturarak, anlayışlı bir öğretmen ve eğitim sistemi içinde bilişimi de kullanarak (görüntüleri büyütebilme imkânlarını da kullanarak) normal eğitim alabilir, meslek sahibi olabilir. Fakat yüzde on görme kapasitesinde iken yasalar nezdinde bazı engellemeler olabilir. Mesela araç kullanmasını gerektiren bazı meslek dallarını yapamayabilir ama en azından toplum içinde bağımsız bir birey olarak yaşamını sürdürebilir. Kişilerin görme yönünden sınırlı kalmasını önleyebilmek için sorunun erken tanınması, erken müdahale edilmesi gerekir.

Ş.A: Göz muayenesinde erken tanı önemli midir?

C.Ş: Evet. Örneğin, çocukluk çağındaki katarakt erişkindeki gibi değildir. Erişkinler ne zaman isterse o zaman, genellikle birkaç sene içinde ameliyat olabilirler ama çocuklarınki hemen teşhis edilmeli, gerekiyorsa da ameliyatla da çözümlenmelidir. Bu, her çocuk kataraktına “ameliyat gerekecek” demek değildir tabii. Bazı durumlarda gözlük ya da kapama tedavisi ile de idare edilebilir ama bunun erken tanınması gerekir. Erken ne demek biliyor musunuz; hayatın ilk 3 haftasında, o kadar erken!

Ş.A: Yani bebek ilk 20 gün içinde göz doktoruna gitmeli mi?

C.Ş: Göz doktoru demek istemiyorum bu konuda. Şart değil fakat gözündeki o kırmızı berrak pırıltının bakılmış olması gereklidir. Yani aile fotoğraflarında her iki gözde benzer şekilde kırmızı yansıma çıkması göz sağlığı açısından olumlu bir işarettir aslında. Bütün hekimlerimizin kullandığı bir cihaz var göz dibine bakmak için, o cihazla her çocuğa bakılması lazım. Çocuk doktoru da kullanabilir bunu, yenidoğan ünitesinde olan kişiler de yapabilir. Işıkla bakılıp gözünün berrak olduğu, optik sistemlerinin saydam olduğu görülecek, eğer bir tatsız durum varsa, bir şeyden şüpheleniyorsa o zaman göz hekimine refere edilecek. Yoksa her çocuğu göz doktorunun görmesi gerekir diye bir durum yok.

Ş.A: Hangi durumlarda peki özellikle hemen göz doktoruna gidilmeli?

C.Ş: Belli bir takım riskler olduğunda. Mesela prematüre doğmuş olabilir. Prematüre tarama testi de Türkiye’de çok muntazam olarak uygulanmaktadır.

Ş.A: Ben de prematüre ve ikiz doğmuşum bu arada. Yanılmıyorsam 28 haftalık doğmuşum.

C.Ş: 28 hafta çok tehlikeli mesela. Sizin doğduğunuz çağlarda 28 hafta kör kalma potansiyeli çok yüksek olan bir durum. O doğdunuz yıllardan bahsediyoruz tabii burada. Ama şu anda bu tarama programları etkin olarak kullanılıyor. Türkiye çapında her hastanede prematüre doğan bebeğin taranması, gerekli tedavilerinin yapılması için birimler oluşturuldu. Dolayısıyla potansiyel körlük yapabilen bir durumun önlenmesi sağlandı. Bu körlük ile savaşı sağlıyor aslında fakat prematüre doğan bebeklerin yıllar içinde şaşılık, göz tembelliği, gözlük ihtiyacı gibi problemleri de ortaya çıkabiliyor. Normal zamanda doğmuş çocuklara göre de 10 kat daha fazla risk taşırlar. O yüzden prematüre doğmuş bebekleri belli zaman dilimlerinde normal doğanlara göre daha sık takibe almak gerekebilir.

İkinci önem arz eden grup da aile hikâyesidir. Mesela Güneş’in hikâyesinden dolayı Hira’nın daha erken muayene edilmesi Hira’da şaşılık veya göz tembelliği ortaya çıkmadan önlem alınmasını sağladı. Her doğan bebeğin göz muayenesinden geçirilmesi pratik ve gerekli değil; ailenizde gözle ilgili olumsuz bir hikaye varsa, prematüre doğmuşsa ya da kırmızı yansıma testi bakılmamış veya kırmızı yansıma bozuksa her çocuğun hemen muayene edilmesi gereklidir.

Ş.A: Çocuk göz muayenesi olup da göz sağlığı iyi olduğu görüldü ise belli bir aralıktan sonra tekrar göz doktoruna görünmesine gerek var mıdır?

C.Ş: Diyelim ki 1 yaşında çocuğunuzu muayene ettirdiniz; bir şeyi yok ya da risk grubunda değil gibi göründü ama çocuk gelişirken, büyürken de bazı sorunlar ortaya çıkabilir. Yani siz 1 yaşında muayene ettirdiğiniz zaman 4 yaşında şaşılık ortaya çıkmayacak demek değildir bu. Toplum taramaları açısından optimizasyon denen bir kavram var. Çoğu gelişmiş ülkede göz taraması 4 yaş civarında yapılmış olur. Çünkü 4 yaş hem çocukta eğitim hayatının başlangıcını oluşturur hem de o yaşta kapsamlı bir göz muayenesi için makul bir gelişim tamamlanmıştır. Tabii ki belirgin bir şaşılığı varsa o yaşa kadar beklenmemesi lazım. Ne zaman gözünde kayma görüyorsanız veya bir yanlışlık seziyorsanız çocuğun hemen bir göz doktoruna götürülmesi lazım. Çocuk ilk muayeneden geçtikten sonra, tamamen sağlıklı bile olsa yeni bir sorun gelişmesi olasılığı açısından her bir göz ayrı ayrı kapatılarak evde veya okulda test edilmeye devam edilmelidir.

Ş.A: En çok karşılaştığınız risk durumları hangileri?

C.Ş: Mesela bizim karşılaştığımız sorunlardan bir tanesinde aile diyor ki “benim çocuğumun gözünde kaşıntı var, ben bunun için getirdim”. Tamam, kaşıntısı için getirdiniz ama bu tam bir göz muayenesi olması için de fırsat yaratıyor aslında. Tam göz muayenesinde biliyorsunuz göz bebeğini ilaçla büyütüyoruz, maalesef aileler ve de çocuklar bu konuda her zaman hevesli değiller.

En riskli ve en sık rastlanılan sorun, gözlerden birisinin sağlam diğerinin bozuk olması. Sağlam göz yardımıyla çocuğun fonksiyonları normalmiş gibi algılandığı için hekime gelmekte gecikmiş olabiliyorlar. Şimdi Hira’nın avantajı; iki gözünde de benzer büyüklükte numara olması. Dolayısıyla bu durumda Hira’nın iki gözü de dengeli gelişiyor demektir. Onun için de büyük bir ihtimalle gözlerden birii tembel olmayacaktır. Gözlerden bir tanesi normale çok yakın, bir tanesi çok fazla numaralı olabiliyor; işte en tehlikeli olan bu. Mesela gözün biri 1 numara iken diğeri 5 numara olduğunu varsayalım; 5 numaralı gözden gelen sinyal parazitli olduğu için beyin o gözün gönderdiği görüntüyü baskılar, dolayısıyla diğer gözü kullanır ve baskılanan göz tembel olarak hayatına devam eder. Yani siz çocuğa ihtiyacı olan gözlüğü verseniz de kapasitesi artmayabilir. Çünkü tembelleşen şey göz değil, beynin o gözden gelen sinyalleri yorumlayan özgül bölgesidir.

Ş.A: Göz tembelliği hangi nedenden dolayı olur?

C.Ş: Göz tembelliği birden fazla nedenden dolayı olabiliyor. Mesela Güneş’te şaşılığa bağlı gelişen bir tembellik var. Şaşılık olduğunda sorunun teşhis edilmesi kolay çünkü zaten görüyorsunuz; gözü kayıyor çocuğun. Bu durumda kolay ve etkin tedavi edebilmek için vakit kaybetmeden hekime başvurulmalıdır. Şaşılıkla beraber göz tembelliği oluşmasının nedeni aslında vücudun bir savunma mekanizmasıdır. Çünkü iki gözünüz farklı yöne bakarken eğer beyin iki gözü de aynı anda işleme sokacak olursa her şeyden iki tane görmesi gerekir. Kayan gözden gelen bilgiyi baskılayarak beyin, ikinci görüntüyü önlemektedir. Bu aslında doğanın verdiği bir savunma mekanizmasıdır. Ne zaman sağlam gözünüzü kapatırsanız, devreden çıkartırsanız, zayıf olan veya şaşı olan gözünüz devreye girer ve onunla görmeye devam eder. Bir süre sonra kayan gözü kullanmaya kullanmaya siz o göze ait beyin alanını tembelleştirebiliyorsunuz. Güneş’in kapama yapılmasının gerekçesi gözlük probleminden veya şaşılığı düzeltmek için değil, şaşılığının yarattığı tembelliği gidermek için.

Bazen de bu iki durum bir arada da olabiliyor: hem şaşılıktan hem de gözlüğün yarattığı sorundan dolayı göz tembelleşebilir. İşte bu durumda doğru tedavi için bazı detaylar vardır ve aslında görmeyi engelleyen nedene yönelik tedavi uyguluyoruz.

Şaşılığı ve göz tembelliği olan bir hastada kısaca varmak istediğimiz hedef; birincisi her bir gözün ayrı ayrı tam olarak görebilmesi, ikincisi ise gözleri paralel hale getirerek eğer mümkün ise her iki gözün aynı anda da çalışabilmesini istiyoruz. İşte bu, bizim varmak istediğimiz zirve. Şimdi bu zirveye Hira gözlükleri sayesinde zaten ulaşmış durumda. Onda iki gözü birlikte kullanabilme yeteneği zaten doğuştan var. Güneş’te bu yetenek ya doğuştan yoktu ya da sonradan kaybetti. Bunu söylemem zor, sadece spekülatif olur. Bizim oradaki görevimiz Güneş’in her iki gözünü de yüzde yüz görebilir hale getirebilmek, her iki gözün de aynı anda ve aynı noktada görmesini sağlamak, tek tek değil.

Ş.A: Bu sorun kesin olarak çözülebilir mi ve nasıl düşünmeliyiz göz rahatsızlıklarını?

C.Ş: Şöyle açıklayalım: Bu sorun yazılım sorunu da olabilir, mekanik sorunu da. Mekanik olarak çözüm iki gözün de paralel bakmasını sağlamaktır. Fakat gözler paralel olsa da aynı anda beyinde işlem görebilmesi için bir de yazılım sorunu var. Mesela Güneş’in sol gözü dümdüz karşıya bakıyor, sağ gözü de hafif burnuna doğru bakıyor. İçe doğru kayıyor yani. Şimdi beyin ne yapıyor; burnuna doğru baktığı için başka bir görüntü beyne gelmesin diye o gözden gelen görüntüyü baskılıyor. Mekanik olarak burnuna doğru bakan gözün tam karşıya bakmasını sağladığımı düşünün. Mekanik olarak çözüm sağlanmış olmasına rağmen beyin hala ikinci gözden gelen görüntüyü diğerinin üstüne birleştirmiyor olabilir, çünkü bunun için bir de yazılım gereklidir. Anlaşılmasını kolaylaştırmak için benim yazılım olarak benzettiğim bu işlemi yapan özel bir hücre havuzu vardır beyinde. Beyindeki bu hücre havuzu kullanılmamaya bağlı olarak pasif kalabilmektedir. Örneğin, kolunuzu 6 ay süreyle alçıya alsanız, o sürenin sonunda kolunuzu hiçbir şekilde oynatamazsınız, kol fonksiyonu kalmaz.

Ş.A: Öyle bir durumsa yani, daha iyi ifade edebilmek için yazılımsal bir nedense, ne kadar gözü kapatırsak kapatalım sonrasında her iki gözün aynı anda görmesi ihtimali her zaman olmayabilir diyoruz o zaman?

C.Ş: Bu aslında bizim aramızda da felsefi bir tartışmadır. Çünkü insanlara deney yapmamız şüphesiz ki etik değil, doğru değil. Maymunlarda yapılan deneylerden elde edilen sonuçları insanlara projekte etmek çok doğru olmayabilir. Bazı koşullarda kişiler bu kapasitesi olmadan doğabiliyor. Yani solak doğmak gibi düşünün. Bunun zekâyla ya da başka becerilerle ya da beynin başka bir hastalığıyla da ilgisi yok. 

Biz doğuştan olmayan bir şeyi hastaya veremeyiz. Bizim sınırımızda orada bitiyor, öyle bir imkânımız yok. Doğuştan insan biyolojisi var yokla çalışmaz, geçişkendir, bir yelpaze içinde çalışır, koşullara göre kısmen çalışır, koşullara göre hiç çalışmaz veya devre dışı kalır vs. Biz koşulları bu sistemin doğru çalışması, verimli çalışması için verimli hale getirmeye çalışıyoruz. Uygun ortam sağlamaya çalışıyoruz. Uygun ortam sağlandıktan sonra eğer zaten zeminde de az da olsa her iki gözün kullanılabilmesi için yeterli bir kapasite varsa, o potansiyel kullanılabilir hale gelebilir, gelişebilir, geliştirilebilir. Bu bizim biraz felsefi amacımız ve bu tedavide ulaşmak istediğimiz zirve bu.

Hasta yakınları çocuğun gözündeki kayma mücadelemizi herhangi bir sıradan enfeksiyon tedavisi gibi düşünüyor. Antibiyotiği verdiniz, enfeksiyonu düzelttiniz; bir daha olmayacak. Bir daha olmamasının garantisi yine o mikrobik ortamla buluşmamanız. Antibiyotik size ömür boyu koruma sağlamaz. Bizim tedavilerimizin başarısının sürekli olabilmesi için o bahsettiğim yazılıma ihtiyacımız var. O otokontrol sistemine, o denetim mekanizmalarına gözleri ve görme sistemini emanet ederek biz devreden çıkabiliriz. Benim emanet edebileceğim bir yazılım yoksa ortada, yaptığım mekanik düzeltme sadece o koşullar için varlığını sürdürebilir.

Ş.A: Gözlük seçiminde nelere dikkat etmeliyiz, doğru gözlük seçimi nasıl olmalıdır?

C.Ş: Gözlük “kendiliğinden” yani herhangi bir kaba kuvvet uygulanmadan yüzünde oturmuş bir şekilde durabilmeli. Gözün önündeki saydam kubbeyle  -kornea diyoruz biz ona- gözlük camının arka yüzeyi arasında 12mm mesafe kalmalı. Çerçevenin burunluklarına da dikkat edilmeli, çerçevenin burunda stabil kalmasına yardımcı olmalı. Çocuklar oynuyor, koşuyor, zıplıyor, atlıyor; burundan aşağıya doğru gözlük kaymaması lazım, çerçevenin tam oturması lazım çünkü odak noktası değişir. Gözlük çocuğun burnundan düşmesin diye çok fazla miktarda arkadan lastikle sıkıyorlar. Onu sıktıkları zaman cam kirpiklerine değiyor. Çocuğun kirpiklerine cam değerse çocuk gözlükleri kaldırıp atıyor. Rahatsız oluyor, onu da ifade edemiyor ve camları da sık sık buğulanıyor. Çok esnek malzemeden yapılan ve yeterli mekanik hafızası olmayan çerçeveleri formu çok çabuk bozulduğu için uygun bulmuyoruz.  Ayrıca ağır gözlükler de uygun değil. Çerçeve çocukta, çocuğun boyu küçük olduğu için yukarı doğru bakarken camsız alandan bakmasın diye kaşının üstünden başlamalı ve yuvarlak olmalı. Demek ki kaşının üstünden başlayacak, elmacık kemiğinin üstüne kadar olan alanı kaplayacak. Aşağıdaki oyuncağına bakarken de, yukarı doğru bakarken de camın içinden bakabilmeli çocuk. Camın yüzeyi bütün görme alanını kaplamalıdır. Küçük, kibar çerçeveler çocuklar için uygun değil. Uygun koşulları sağlayan her türlü markanın değişik modelleri var. Çocuğun yüzüne uygulayarak karar verilmesi gerekir. Önemli olan yukarıda saydığım şartları karşılayıp karşılamadığı. Bu konularda gözlükçü ile iyi bir işbirliği olması lazım; uygun cam ve uygun malzemeli çerçeveyi sağlamak önemli olan.

Yoruma kapalı.

MENÜ