Florürlü Mü Florürsüz Mü?

Geçen gün florürsüz diş macunu kullandığıma dair açıklama yaptığımda, florürü destekleyen ve desteklemeyen birçok kişiden iyi ya da kötü yorumlar aldım. Bu sebeple de florür hakkındaki düşüncelerimi ve araştırdıklarımı da aktarmak istiyorum fakat öncelikle teşekkür etmek istediğim değerli bir isim var: Diş Hekimi Sevgili Canan Yerlikaya’ya, benim düşüncemin aksini savunmasına rağmen, iletişimin en önemli unsuru olan “dili” saygı ve sevgi çerçevesinde kullanıp, Florür Durum Raporu’nu benimle paylaştığı için ve ondan da önemlisi, nezaketi için gönülden teşekkür ederim. Dayanışma içinde olmak ve aynı dili konuşabilmek büyük mutluluk. Zira deyim yerindeyse “alanın olmayan şeylere burnunu sokma, sen kim oluyorsun?” tarzında yaklaşan nice diş hekimleri de oldu. Benim alanım kod yazmak ve web tasarım sayfaları hazırlamak. Ama beynim, yalnızca alanım üzerinde kendimi geliştirmem gerektiğini söylemiyor. Aynı zamanda sorgulamamı, araştırmamı, “karşıt görüşleri de dinlememi, okumamı”, yargısız yaklaşmayı ve nazik olmayı da bana emrediyor. EQ’su gelişmemiş bir IQ tek başına yeterli değil. Üstüne üstlük ben bir anneyim. Dolayısıyla çabam doğrultusunda, çocuklarımı da en iyi şekilde yetiştirebilme içgüdüm, “alanım olmayan konuları da” araştırmamı söylüyor.

Tüm diş hekimlerinin ortak görüşü, florürün zararlı olmadığı ve uygulanması gerektiğinin şart olduğunu yönünde. Florür Durum Raporu‘na bu linkten ulaşabilirsiniz ve lütfen bu pdf durum raporunu okuyunuz! Rapor oldukça anlaşılır, kısa anlatımlı ve hangi yaş grubunun ne kadar florür alabileceğine dair gibi önemli açıklamaları da var. Rapor oldukça rahatlatıcı ve bilim insanlarının araştırmaları doğrultusunda hazırlanmış elbette.

Benim ve benim gibi düşünen birçok kişinin kaygıları ise tamamen farklı. Bilim insanları ve bilim, florürün dişler üzerinde olumlu etkisi olduğunu söylüyorsa evet, diş sağlığı için gerçekten de önemlidir. Bunun tam tersini iddia etmiyorum! Benim üzerinde durduğum konu ve florürsüz diş macunu kullanma sebebim, florürün zararları. Yani florürün yararlarını değil, zararlarını konuşmak istiyorum. Zira söylenilenlere göre florürün beyin gelişimine olumsuz etkileri ve kansere yol açtığına dair iddialar da var. Bunları da sırasıyla paylaşmak istiyorum:

Azra Kohen’den Florür üzerine…
Sabaha kadar kendi görüşlerimiz üzerinden bin tane farklı fantezi kurabilir konuyu kimseye yararı olmayan bir tartışmaya çevirebilir ya da elimizdeki verileri inceleyip sonuca varmak Ve doğru uygulamayı seçmekle ilgili kararlar alabiliriz?
Benim yolum hep verilerin, datanın, bilginin, araştırmaların yolu oldu, amacımsa doğru kararları alabilmek!

Florür zararlı mıdır?

Bu soruyu bana değil, 2012 yılında -sadece 5 yıl önce-dünyanın araştırma kaynakları en gelişmiş üniversitesi olan Harvard Üniversite’sine sormuşlar. Harvard Üniversitesi hazırladığı metaanaliz ile konuyu şöyle cevapladı:
1- Florür diş çürüklerine iyi gelmiyor, dişin üst minesini aşındırdığı için kısa bir süre beyazlaşma yapsa da uzun kullanımlarda dişte lekelenme, kemikte hasar ve ciddi deformasyonlar yapıyor. -Yani bu evdeki klorakla elinizi yıkayıp cildinizi beyazlatmak gibi!-
2- Gelişme çağındaki çocuklarda ciddi öğrenme zorluğu, zeka geriliği yapıyor Ve nörolojik gelişimi engelliyor.
3- Yetişkinlerde öğrenme yavaşlığı yapıyor. Nörotoxicity ile problem çözümünü yani zeka engelliyor Ve hafızayı yavaşlatıyor.
Gelelim 2. Önmeli veriye, fareler üzerinde yapılan deneylerde büyümekte olan kemiklerin yeni yapılanan kısımlarında Florür’ün yapışarak birikme yaptığı Ve bunun Da kemik kanserini tetikleyebileceği belirlendi ve Florür kullanımıyla kanser artışı arasında ilişki olduğu tesbit edildi.
Kanada 3 yaşından önce çocuklar üzerinde Florür uygulamasını kaldırdı.

İngiliz Diş Derneği ve Avrupa Bilim Komitesi Florür’ü “ASLA VÜCUDA GİRMEMESİ GEREKEN BİR ZEHİR OLARAK KABUL ETTİ”

Peki nedir Florür yani Fluoride?
Kimyasal sembolü F olan, bildiğimiz en hafif halogen olan, öldürücü Fluorine (Floid) gazından elde Florür, bugün diş sektöründe özellikle slikoflorür adını verdiğimiz sentetik bir içerikte kullanıyor ki bu içerik zehirdir.
Dişlerinizi zehirle beyazlatmak ister misiniz?
Kim ister?

Uzun lafın kısası bu kadar veri varken neyi riske ediyoruz? Neden! İlla da zehirle mi koruyacağız dişlerimizi?!

Okullarda çocuklarımıza yapılan Florür uygulaması kalkmalı!
#florürzehirdir
(Kaynak: https://www.facebook.com/agartasifa/posts/azra-kohenden-flor%C3%BCr-%C3%BCzerinesabaha-kadar-kendi-g%C3%B6r%C3%BC%C5%9Flerimiz-%C3%BCzerinden-bin-tane-f/2059982097567280/)

Yine Azra Kohen’in Pi kitabının  189. sayfasını ve devamını aktarmak istiyorum:

Kafatasının içinde hemen hemen her şeyin bir sağı ve solu var ama beyninin tam ortasındak üçücük bir parça var hormonlarının üretildiği, aldığın kararların ham maddelerinin kimyasal olarak oluşturulduğu merkez burası, epifiz bezi. Aynı bir göz gibi dizayn edilmiş, retinası sayesinde ışığı algılayan bir yapısı var. Çam kozalağına benzeyen küçücük bir organ. Rene Descartes’in ruhun koltuğu adını verdiği bu organ bizim üçüncü gözümüz. Gözünü kapattığında düşündüğün şeyi görselleştirmeni, aklınla görmeni sağlayan şey, bu parçanın göze benzeyen yapısıdır. Hayal kurmanı sağlar. Beyinde başka hiçbir organ epifiz bezine benzemez. Vücut tamamen karanlıkta uyurken dahi, eğer ayak topuğuna güneş ışığı değerse, epifiz bezin bunu algılar ve melatonin salgılamayı keser. Bu parça büyüklüğüne oranla en fazla kan basıncının olduğu yerdir yani enerjinin en yüksek olduğu yer. 1997’de Jennifer Anne Luke kullanılan sodyum florürün epifiz bezini kireçlendirdiğini ispatladı (The Effect of Fluoride on th Physiology of the Pineal Gland By Jennifer Anne Luke, 1997) . İçtiğin asitli içeceklerde, yediğin paketlenmiş gıdalarda ve bugün özellikle Amerika’da şişlenmiş içme sularına sahi florürü konulmaktadır. Hatta yeni doğan çocuklara dişleri güçlensin diye florür hapları dahi vermeye başladılar ki Avrupa Dş Hekimleri Odası’nın yaptığı resmi açıklamaya göre florürün dişe bir katkısı yok, tam tersi ciddi bir zehirdir. Vücuda alınan florür epifiz bezini kireçlendirir. Bu kireçlenmenin yan etkisi olarak zor uyuma, gece saat 2 ile 5 arasında aslında melatonin seviyesinin en yüksek salgılanması gereken zamanda uyanma görülür. Bu yüzden depresyona girer insan. Ama kireçlenmiş bir epifiz bezi insanı sadece depresyona sürüklemez, daha büyük bir etki yapar; kişi karar vermekte zorlanan birine dönüşür ve ve yönetilebilir olur. Kendisi düşünüp karar veren değil, dinlediğini uygulaya bir organizmaya dönüşür. İkinci Dünya Savaşı’nda Almanlar toplama kamplarına koydukları insanlar florür verdikleri için toplama kamplarındaki milyonlarca insanı öldüresiye yönetebilmişlerdir. Kimse ayaklanmamış, hatta itiraz bile edememiştir. Bugün ülkemizde de çeşme suyunda florür vardır. Her duygu hissettiğinde epifiz bezin titreşir. Ve kireçlenen bir epifiz bezi titreşmez, duygu üretemez hale gelirsin. Boşlukta hissiz ya da tek bir duyguya takılı kalmış, duygu kısırı bir organizmaya dönüşürsün. Duygu üretemeyince huzursuzluk hissi kaplar benliğini ve sadece sahip olduklarından keyif alır hale gelirsin. Çünkü geri kalan hiçbir şey seni harekete geçiremez, ruhun kireçlenmiştir……

Ayrıca farklı kaynaklardan da epifiz bezi ve DMT’yi araştırınız. Ben de bunu farklı bir konu olarak yazacağım, uygun bir zamanımda.

Ahmet Rasim Küçükusta ve Aidin Salih’in açıklamalarına göre de, her bir dişin iki yanında akupunktur noktaları bulunur. Florürlü diş macunu da, akupunktur noktalarının işaret ettiği organlara zarar verir yönünde açıklamaları bulunur ki bu zararların arasında kanser de bulunmaktadır. Ayrıca, Ahmet Rasim Küçükusta’nın Diş Macunu Kullanmak Cesaret İster yazısını da okumanızı öneririm.

Her iki görüşü de aktardıktan sonra, kendi düşüncelerimi de paylaşmak istiyorum şimdi:

Florürden ziyade, ağız ve diş sağlığına değinmek istiyorum öncelikle. Benim kanaatimce, eğer toplumumuz yeterince ağız sağlığına dikkat etse ve düzenli olarak dişlerini fırçalasa, zaten florür takviyesine çok da gerek kalacağını sanmıyorum, fikrimce. Bizim asıl problemimiz ağız sağlığına önem vermemek, dişleri düzenli olarak fırçalamamak. Oysa 6 aydan itibaren (ilk diş çıktıktan sonra yani) ağız sağlığımıza dikkat etmeliyiz. Bu konuda kendim çocukluğumdan beri bu şekilde alıştığım için (kişisel gayretimdi,  annem çok da dikkatli değildi açıkçası) diş fırçalamak benim için her zaman önemli olmuştur ve dişlerimin sağlam, bakımlı olmasını, genetik yapının yanı sıra düzenli olarak ağız sağlığıma dikkat ettiğim kaynaklandığını düşünürüm. Muhakkak her sabah dişlerimi, dilimi düzenli olarak fırçalarım. Uyumadan önce ve eğer evde isem gün içinde de fırçalarım. Fırçalama hakkında dikkat ettiğim noktalar ise şöyle:

  • Bu ilk maddeyi, Büyüleyici Bağırsak kitabını okuduktan sonra uygulamaya başladım, 2016’dan  beri yani. Kitaptan aldığım bilgiyi ben de size aktarmak istiyorum (ve Ayşegül Çoruhlu’nun Alkali Diyet kitabı, harmanlama yapacağım): Ağız içimiz bazik yani alkali bir ortamdır. Gece uyuduğumuz sırada ağız kapalı olduğu için, ağız içindeki bakterilerinin çoğalımı artar. Dolayısıyla ağız asitli bir ortama dönüşür. Dişin çürümesi için de asitli bir ortam olması lazımdır; bu bir. İkincisi ise, biz sabah uyanır uyanmaz dişlerimizi fırçalamazsak, ağız içinde oluşan bu bakterileri vücuda sokmuş oluruz. Çünkü yenilen ya da içilen her gıda, bu bakterilerin de mideye gitmesi demektir… O yüzden sabah ilk iş dilimi, dişimi ve yanak içlerimi fırçalamak olur benim. Aynı şekilde, gece uyumadan hemen önce de.
  • Diş hekimi bir arkadaşım sohbet sırasında bana, diş macunundan ziyade önemli olanın diş fırçası olduğunu söylemişti. Çünkü diş fırçasının temizliği, bakımı asıl önemli olduğu gibi, daha da önceliği kılların özelliği imiş ve arkadaşımın önerisi ile ben o gün bu gündür Tepe marka diş fırçasını kullanıyorum. Diş fırçası temizliğimi de oksijenli su ile yapıyorum ara ara. 6 aydan sonra da fiş fırçamı yeniliyorum. Diş ipi de ayrıca tavsiye edilen önemli unsurlardan.
  • Kızlar bir buçuk yaşlarından itibaren diş fırçalarlar. Bunu “görev” ya da “sorumluluk” olarak yaptırsaydım, onlara bir müddet sonra sıkıcı olarak gelecekti fakat “oyunla” yaptırdığım için çok da eğleniyorlar. Hira’ya varla yok arası, o da sırf ağlıyor diye diş macunu sürerken, Güneş’e mercimek boyunda macun sürüyorum. Ve dediğim gibi; florürsüz diş macunu kullanıyorum. Kilit noktalardan biri de, çocukların sizi diş fırçalarken görmeleri. Yani ayna nöronlarına kodlanmalı, örnek almalı ve “normalleştirmek” için öncelikle eğitime anne babadan başlanılmalı, ilk alışkanlık anne babadan yansımalı.
  • Yemeklerden hemen sonra diş fırçalanmaz (yine diş hekimi arkadaşımın benimle paylaştığı bir bilgi). Yemek yedikten sonra ağız içindeki asit baz dengesi değişir. Dişleri bu sırada fırçalamak da, ağız içi dengeyi bozar imiş. O yüzden yemek yedikten 45 dk sonra dişlerimizi fırçalayabilirmişiz.
  • Takipçi arkadaşlarımın benimle paylaşımları üzerine, “Oil pulling” denilen yönteme henüz başlayamadım fakat bu hafta ben de düzenli olarak denemek istiyorum. Yağ çekme ile kullanılan doğal yağ sayesinde, ne kadar dişler fırçalanıp hatta diş ipi temizlik sağlanılsa bile, ip ve fırçanın ulaşamadığı noktalardaki bakterilere kadar ulaşıp, onları öldürmeye ve hatta dişleri beyazlatmaya fayda sağladığı söyleniyor oil pulling yönteminin. Detaylı bilgi için Yağ Çekme Mucizesi Nedir? yazısına ulaşabilirsiniz.
  • Yukarıda da bahsettiğim gibi, benim için önemli olan konulardan bir tanesi de dil temizliğidir. 13 yaşımdan beri her gün mutlaka dil temizliğimi de yaparım. Hatta öyle ki, dilimi fırçalamazsam, dişimi fırçaladım saymam. İlk zamanlar dilin gerilerine ulaşamıyordum (öğürtü yapıyordu fırçayı sokmak 😀 ) ama yıllardır bu şekilde dilimi fırçaladığım için şimdi rahatlıkla ve mümkün olabildiğince derin olarak dil temizliğimi muhakkak yapıyorum. Siz de benim gibi dili fırçalamaktan yanaysanız, dile çok bastırmamanızı, dilin üzerindeki tat alma noktalarına zarar vermemeniz gerektiğini de hatırlayarak lütfen bu işlemi yapın.
  • Dil temizliği ile ilgili @vitamingiller.hq sayfasında yayınlanan bir yazıyı da aktarmak istiyorum. Zira gerçekten çok faydalı bir paylaşım olmuş: Sindirim / boşaltım / detoks sistemlerinin şifresini tek elden çözecek bu basit ve pratik yöntemle henüz tanışmamış olanlarımız için Ayurvedik Dil Temizleme yöntemi isimli paylaşımlarında kısaca şöyle bahsediliyor: ” Özellikle geceleri, alimenter kanal sakinlerinden türlü mikrop ve mukoza yapılarının gelip yuvalanmayı pek sevdiği bir yer dil. Dilin girinti çıkıntıları, ağız içinin nemli ve ılıman ortamıyla birleştiğinde mikroorganizmalar ve biyolojik atıkları için ideal barınma ve üreme ortamı sağlıyor. Biz geceleri uyurken beden de kendi iç temizliğini yapmak üzere, kurtulmaya çalıştığı toksinleri sindirim kanalının iki ucuna (ağız ve anüse) doğru harekete geçiriyor. Hakikaten de, bu bakımdan dilimiz aslında eliminasyon organi görevi de görüyor. Sabah uyandığımızdaki koku ve dil üstündeki beyazımsı tabaka da bizi günlük dil temizliği rutinine devam etmiş oluyor.
    1. Sabah kalkar kalkmaz temizliyoruz dil pasını. Unutmayın, vücuttaki toksini yükünü azaltmaya çalışıyoruz.
    2. Önden florürsüz bir diş macunu / karışımı ile dişlerimizi fırçalıyoruz.
    3. Ardından, U şeklilndeki sıyırma aletini yavaşça dilin gerisine götürüp, arkadan öne doğru dil yüzeyini hafifçe bastırarak sıyırmaya başlıyoruz. Gidebildiğimiz kadar geriden başlamakta ve her sıyırış hareketinden sonra alette birikmiş pası şöyle bir sudan geçirip yıkamakta fayda var. Bu işlemi 5-10 defa tekrarlıyoruz.
    4. Dili güzelce temizledikten sonra dilersek üzerine büyükçe bir bardak su içip alimenter kanala “boşaltımı başlat” sinyali gönderebilirsiniz.
    5. Ayurvedik ağız temizleme rutinini tamamlamak için bir sonraki adım olarak ağzımızda (yutmadan) yağ çevirebilir, ardından ılık suyla ağzı çalkalayıp yap kalıntısı varsa bunu da alabiliriz.
    6. Bu rutinin ardından, başını uyardığınız sindirim sistemi yolunun uç kısmının da harekete geçtiğini ve bağırsaklarınızın boşaltım için hazırlandığını fark edeceksiniz.
    7. Gün boyu yediklerinizin gerçekten tadına varmanız da olası “yan etkiler” den.
    8. Bu rutini gece de uygulayabilirsiniz.  “
  • Çocuklara diş fırçalama alışkanlığı kazandırmanın yanı sıra, mümkün olduğunca şekerli ve paketli gıda tüketimini de azaltmak gerekir. Güneş ve Hira çok çok az bu tür gıdalar tüketirler ki detaylıca bahsettiğim Abur Cubur Tuzağı yazımı mutlaka okumanızı da öneririm. Linki başlığın üzerine bıraktım. Çocukların beslenmesi ve kimyasal içeriklerin vücuda alınması ayrı bir tehlike ki ah bir farkına varsak bu durumun, ikinci bir neden de bu kötü şekerli “besinimsi şeylerin” ağızda asitli ortam oluşturduğu ve dişleri çürüttüğü de bilinen bir gerçek. Sen dişlerini fırçalamayıp örnek olmazsan, çocuklarına fırçalatmazsan ve üzerine abur cubura müsaade edersen, doktorlarımız da elbette florür der ki genel duruma şöyle bir bakarsak, ben de diş hekimi olsam ben de derdim yani florür diye…. Neden mi? Kaç kişi var ki dişini düzenli temizleyen ve çocuğuna bu alışkanlığı sağlayan?..

Diş fırçalama ve ağız sağlığı hakkındaki bilgim, araştırmam, alışkanlıklarım,ve uygulamalarım bu yönde. Çocukluktan beri dikkat ettiğim ve düzenli olarak dişlerimi temizlediğim için ağız içi sağlığım oldukça iyi. Dolayısıyla çocuklarıma da bu şekilde örnek oluyorum. Ağız sağlığımı bu şartlar altında tutan şey, benim öz çabamdır. Bunları söylemek istiyorum çünkü yukarıda da bahsettiğim gibi bizim toplumumuz diş fırçalama konusunda çok geride ve bu sebeple de diş çürümeleri, ağız kokusu, diş temizliği gibi konularda diş hekimlerimiz bu durumun artık ciddi boyutlarda olduğunu söylüyorlar. Şimdi florür hakkındaki düşüncelerime geçmem gerekirse;

Bilime asla karşı değilim. Ki ben, bilimin mümkün olabildiğince her dalına ait kitapları da okumaya özen gösteririm. Böyle de olmalı bence. Fakat benim değinmek istediğim şu: Bilim de elbette yanılır. İnsan gibi, bilim de yanılarak ilerler. Ki olağanı da budur zaten. Florür hakkında benim özde demek istediğim şey; muhakkak ki florürün faydası vardır ki bu şekilde uygulama yapılıyor. Fakat epifiz bezine etkileri ve kanser başta olmak üzere birçok tehdit söz konusuysa, konu da çocuklarımızsa ben orada her iki görüşü de inceleyerek, kendi akıl süzgecimden geçirerek karar vermeliyim. Buradaki amaç karşı çıkmak değil, kendime göre doğru olanı izlemektir. Bilim insanları dahil herkes bir de bu şekilde düşünmeli; verilenlere, öğretilenlere, gösterilenlere ve okutulanlara bir de sorgulayarak yaklaşılmalı; bu benim naçizane fikrimdir. Kimseye deyim yerindeyse “akıl vermek” haddim değil, bu benim kişisel görüşümdür. “Bilimin Dili” muhakkak bilinmeli, merak da etmeliyiz ve sorgulamalıyız.

Örnek vermek istiyorum: Antibiyotik faydalı diye yıllarca kullanıldı. Vücuttaki beta virüsü ise evet, kullanılmalı (Dr. Ayla Özcan’ın rehberliğinde söylüyorum) ama çocuk her ateşlendiğinde antibiyotik verilmemeli der Ayla Özcan. Çünkü antibiyotiklerin vücuda zararı çok ciddi. Yine benzer bir durum; yıllarca yumurta ve tereyağı zararlı denildi, yenilmemeli denildi. Sonrasında da zararı yokmuş diye açıklama geldi. Şimdi yine tereyağının faydaları konuşuluyor. Bilim de yanılıyor. Bilimle cevap bulmak şart ve hatta bilim olmasa soru dahi soramayız!!! Ama bilim de yanılır. Bu şekilde ilerler. Ben faydasını değil, zararını da konuşmak istiyorum florürün.

Ayrıca merak ediyorum; atalarımız diş temizliğinde florür alıyor muydu?! Bir şeyin doğrusu, benim için doğaya bakmaktır… Doğa her zaman en “doğal” çözümü bize muhakkak verecektir çünkü… Ki zaten, musluk suları ve içme sularına da florür atılıyor. Yani bir şekilde zaten vücuda giriyor. Ekstra olarak vücuduma almaya ve çocuklarımın vücuduna girmesine izin veremem, fikrimce. Benim “beyaz ayakkabılarımı temizlemek için kullandığım” , “musluk gibi metallerin temizliğini sağladığım” florürlü diş macununu dişimde kullanmak istemiyorum. Ben her iki şekilde açıklamamı, alışkanlığımı da yazdıktan sonra çok yönlü florür araştırmamı da sunmak istedim. Karar sizin; ama karara varmadan önce alışkanlıklarınızı da bir gözden geçirin derim.

Yazımı sonlandırmadan önce, Sevgili Diş Hekimi Canan Yerlikaya’nın tüm yazıya istinaden açıklamalarını da paylaşmak isterim. Canan Hanım’ın açıklaması:

Şule Hanım, yazınıza istinaden geri dönüş yapmak istediğim yerler var. Size tam olarak anlatamadıgımız kısım bence florürün kullanım şekli. Tablet olarak almak ve ağız içine topikal olarak uygulanıp çocuğa gün içerisinden yutturulmadan tükürülerek yapılan uygulama çok çok farklı. Sizin referans aldığınız zararları anlatan yayınlar oral alım üzerine. Gerçekten çok güzel bir yazı oluşturmuşsunuz ancak bilim aynı zamanda çok yönlü ilerler benim fikrimce. Yani yapılan çalışmaların nasıl yapıldığı çok önemlidir. Bizim üstünde durduğumuz konu sularla alınan florür miktarı ve ağız içine uygulanan topikal uygulamalar. Rutinde hiç bir hekim oral alınım şeklinde florür reçete ettiğine denk gelmedim. Epifiz bezine ve sistemil etiklerinden ml konuşabilmemiz icin sistemik alınımı konuşmalıyız ve bize refere ettiğiniz zararlı çalışmalarının çoğu da özellikle vurguluyorum hayvan çalışmaları sistemik alınımda florürün etkileri üzerinedir. Biz hastaya yaklaşımda ve tedavide kar zarar yaklaşımını genelde benimseriz, yani yapılacak tedavi o an ki koşullarda oluşabilecek zararlardan daha çok kar getirecekse ve gerekliyse ilaç tedavisi uygulanır. Evet ben diş macununu çok kullanın, kesin kullanın diyen bir hekim değilim evet anlatıyoruz mekanik fırçalama olayını. Ağzınızı çok köpürterek temizlendiğini düşünmeyin derim hep. Ancak mekanik fırçalama olayı çözer de diyemem hele de sizde etkili olması, geneli ne yazık ki kapsamıyor, Hacettepe’de bazen hasta ağızlarında yüksek çürük oluşturma riski varsa (bu tükürük içindeki çürük oluşturmaya meyilli bakterilerin fazlalığı ya da başka sebeplerden, hastalıklardan kullanılan başka ilaçların ağız kuruluğu oluşturması gibi) sebeplerden hastaya sana mekanik fırçalama yeterli demek kesinlikle yanlış bir yaklaşım oluyor. Hele de onu bu konuda zararlı diye yönlendirmek tamamen uzaklaşmasına sebep oluyor, oysa ki dişlerde çürük oluşmada genetik de çok çok önemli bir faktör… Tüm bu multifaktöryel etkiler mevcutken bu konuda elimizdeki ajanları doğru kullanmak, doğru yönelmek en doğrusu oluyor. Aslında karşınızda yoga eğitmeni, doğal beslenme yanlısı ve ilaçlara çok da gerekmedikçe yönelmeyen bir hekim olarak konuşuyorum. Eğer yüksek risk grubunda bir hasta varsa karşımda ve diş fırçalama alışkanlıkları hastalıkları genetik faktörler… Ve varsa topikal florür uygulamanın insan sağlığı icin zararlı olduğunu gösteren tek bir yayın ki mevcut değil, eğer olsaydı Türk Diş Hekimleri Birliği’ni geçiyorum; üniversitelerde bu duruma Anti tez bir sürü yayın olurdu akademisyenler tarafından… Ben bilimin içinde bir kişi olarak İngiliz Diş Derneği’nin aldığı karar adı altındaki yazılan cümleyi ve çalışmayı kesinlikle görmek isterim… Çünkü bu mümkünse inanın bana, Türk Diş Hekimleri Birliği bu yayınlarla bunu savunamaz. İnsanların florür zararlıdır demeden önce bir diş hekimine görünmeleri gerekir.

Sevgilerimle

Yoruma kapalı.

MENÜ