Dijital Okuryazarlık

Dijital dünyadan bahsediyoruz ama dijitalin ne olduğuna dair kaç kişimiz bilgi sahibi? Öte yandan teknolojiyi kaç kişimiz biliyor? Biz bunları sadece sosyal medyadan ibaret sanıyoruz ama daha da önemlisi ne kadarımız bunu anladı? Sosyal medya kullanımında dünyada ilk beşinci sıradayız ama eğitimde sonlardayız. Bastırılmış duygular ve dijital özgürlük de var bunun yanı sıra bizi buraya bağlayan ve hipnotize eden. Sindirilmeden elimize verilmiş bir nimet ya da biz sadece “nimet” kısmını görüyoruz ama gerçekten de bu böyle mi? Dolayısıyla bilgide, farkındalıkta ve kullanımda bu denli geri iken öngörüde bulunmak bile imkansız bizler için. Bu dünyayı ele aldığımızda işin arka mutfağı görebiliyor muyuz? Ki bu özelliğin gelişmesi için bilgiyi emen, gerçek bilgiye ulaşabilen, dijital okuryazarlık ve dijital zekada ilerleyebilmiş, sorgulama yeteneği gelişmiş bir birey olmak gerekiyor. Fikir sahibi olmadan önce, bilgi sahibi olmak gerekiyor.

Bu durumumuzu şunu benzetiyorum ben: Hani bir çocuğa “hayır” dediğimizde eğer çocuğa bilgiyi vermezsek ve sadece yaptırım uygularsak, bizim o hayırımız bir işe yaramaz çünkü kavrayamamıştır nedenini. Sadece dürtüsel ve duygusal yanaşacaktır ve bu da onu tekrar hayır dediğimiz konuya ve merakına bağlı tutacaktır. Aynı şeyi çocukların dünyasından alıp da biz yetişkinlerin dünyasına entegre edersek, yine aynı şeyi görüyoruz. Bir çocuk gibi; bilmediği ve merak ettiği, öte yandan da eğlendiğimiz yapay bir dünyamız var. O dünyayı nasıl kullanıdığımız önemli ama hem biz bilmiyoruz, hem de gençlerimiz ve çocuklarımız bu dünyanın içine doğdu. O nedenle empati geliştirerek ve dijital dünya için size “hayır” derken açıklamalarıyla, idrakla bunu anlatmak istiyorum ki dürtüsel olarak ya da bilinçsizce değil, farkındalıkla içine girebilmeye naçizane katkım olsun.

Televizyon ilk defa hayatlarımıza girerken büyüklerimiz, nenelerimiz, dedelerimiz hep karşı çıkmışlardı. Onlara göre televizyon felaket gibi bir şeydi ve asla evde tutulmaması gereken bir aletti. Bunu her dile getirdiklerinde ben dahil hepimiz onları yargılıyor, hatta bağnazlıkla suçluyorduk. Çünkü ne demek istediklerini anlamadığımız gibi, bir de eğitimsiz gördüğümüz için sözlerini dikkate almıyorduk. Şimdi o televizyon her birimizin evine girdi ve algımızı, frekansımızı, evrilmemizi hedefledikleri noktayı bizzat belirleyerek zihnen ve hayat tarzı olarak, kimimizin de ahlaki yapısını tamamen değiştirebildiler. Olay burada da bitmiyor. Şimdi bir de dijital dünya var. Fakat burada da bitmeyecek. Daha bunun metaversesi var, robot insanları var, robotlarla ev kedisi misali yaşayacağımız yeni dijitalizm, transhumanizm günler var, robot – insan evlilikleri var. Dahası da var; biz daha bunları bile idrak edemezken nanoteknoloji, yapay zeka ve kuantum bilgisayarlar hayatımızda tıpkı mutfak tezgahındaki bir su bardağının orada durması nasıl normal ise, o kadar normale ineceği… Yani burada hangi birine değinsem; her biri kaç saatlik eğitim tadında, ders tadında notlar ve bilgiler. Kısaca ve kabaca değindiğimde bile birilerinin uyanmasını, bilinçlenmesini yürekten dua ile ümit ettiğim…

Peki şu durumda ne yapmalıyız? Herkes televizyonun ve internet bağlantılarının fişini mi çıkarsın? Hayır. Böyle olsa bu bir çözüm mü? Yine hayır… Çünkü her birimiz farkında bile olmadan, direkt olarak uyumlanmamızı istedikleri dünyaya uyumlandık. Uyumlanmak hadi diyelim ki normal; fakat kimse bilinçli hareket etmedi. O halde bu yazımda bari kısaca dijital okur yazarlık ve dijital zeka katsayımızdan bahsedeyim. Bu yazımı okuyan, bu yazıya ulaşabilenler için en azından farkındalık oluşsun ve ona göre davranış geliştirelim.

Tam bu noktada şuna da ayrıca değinmek istiyorum: Televizyon bir algıdır dedik. Gerçek hayat eksenimizde bizi yönlendiren bir alet… Bu aletin dijitali de Google diyebiliriz. Google der ki: “Sen istediğini yaz. Yazmakta, söylemekte özgürsün. Fakat seni ekrana çıkaracak olan benim. Ben istersem insanlar görür fakat ben istemezsem görmez. Ha, ola ki bana karşı gelecek şeyler söylüyorsun ve bir de bir şekilde sesin duyulmaya başladı; işte o zaman icabına başka türlü bakarız. Ama şu an hala ipler benim elimde. İstediğin kadar çal söyle”. Kafa tuttuğumuz şey yapay zeka ve büyük bir güç de olsa, dilsiz şeytan olmamak ve uyuyanları uyarmak içten gelen bir savaştır. Her şeyden öte savaş onu yok etmekten de ziyade, farkındalıkla ve bilgiyle iyiye yönelik kullanabilme becerisi oluşturabilmekte.

Dijital zeka dediğimiz şey, dijital okur yazarlığı bilmek ve bilgi dahilinde bu teknolojiyi kullanmaktır. Çocuklarımızda robotik kodlama, teknolojik alet kullanma gibi konuların detayı için lütfen http://www.birannetavsiyesi.com/bilgisayar-oyunlari-ve-kod-ogrenme/ Bilgisayar Oyunları ve Kod Öğrenme yazımı okuyunuz. Yazının üzerine tıklayarak ulaşabilirsiniz. Bu da konumuzla bağlantılı ve bir o kadar da çocuklarda dijital hayat konusunda yanlış anlaşılan ve yanlış yönlendirilen bir konu olduğu için mutlaka bilmemiz gereken nüanslar var.

Gerek biz yetişkinle, gerekse de çocuklar dijital dünyaya girerken bazı yetenekleri geliştirmesi gerekir. Bu yetenekler dijital kimlik, dijital kullanım, dijital koruma, dijital güvenlik, dijital iletişim, dijital okuryazarlık ve dijital haklardır. Örneğin ilk madde olan dijital kimliği ele alalım: Dijital kimlik demek, Instagram’da @sulealkis isimli bir kimlik oluşturmak değildir aslında sadece. Bu demektir ki “sen kendini dijital bir evrene kopyalıyorsun. Elektriğin diyarı, sanal ama sanal olduğu kadar da Matrix gibi gerçek bir kimlik. Sen kendinin dijitalini oluşturuyorsun ve bu kimlik kullanımı o nedenle önemli. Çünkü orada bir varlık sürdürüyorsun ve bir gün hesabını kaldırsan dahi hiçbir veri ama hiçbir veri silinmiyor. Sanal olan şey, kalıcı olan şeydir.

Arkasından da ikinci madde olan dijital kullanım başlığı geliyor. Teknolojik aletlerini nasıl kullandığın, çevrim içi ya da dışı olarak kaldığında dış dünya ile bağlantında sağlıklı bir denge kurup kuramadığın burada önemlidir. Bu konu yalnızca çocuklar için değil, aynı zamanda da biz yetişkinler için de becerilmesi zor bir yetenektir çünkü henüz öğrenmedik… Üstelik bizim öğrenmemiz gereken şeylerin bile devri geldi de geçiyor bile. Ona rağmen bizler hala bilmyoruz.

Siz ya da çocuğunuz bir bilgisayar oyunu ile oynarken örneğin, hormonlarımız bile devreye giriyor. Konuyu daha net anlayabilmek biraz daha detaya inelim: Beyinde ödül mekanizmasını harekete geçiren DOPAMİN, oyunda her level atlanıldığında veya oyunda bir başarıya ulaştığıhnda salgılanır. Böylelikle beyni sürekli dopaminle uyarılan bir çocuk ya da yetişkin de zamanla ödül mekanizması çalıştığı için oyun bağımlısı olur. Aynı sigara ve alkol bağımlılığı gibi düşünün. Bu o kadar güçlü salgılanır ki, neredeyse hiçbir şey o teknolojik aletin verdiği hazzı veremez kişiye. Bu noktaya kadar gelmiş bir yetişkin ya da çocuğun bağımlılığı ile neredeyse boy ölçüşemeyiz, yarışamayız. O nedenle mümkün ise eline küçük yaşlarda en azından vermeyin teknolojik aletleri ya da vakti gelince bilgi ve bilinçle, seçici olarak kullanmasına müsaade edin. Biz yetişkinler de bunun farkına vararak teknoloji dünyasına girelim.

Çocuklar için konuşursak: Çocuk en fazla yaşı X 10 dakika kadar ekrana bakabilir. Yani çocuk 5 yaşında ie 5 X 10 = 50 dakika… Bunun içerisinde televizyon süresi de dahil. Tabi elinden çat diye de almadan. Bu da dikkat edilmesi gereken bir başka nokta. Bu devirde çocuğu böyle yetiştirmeye imkansız gözüyle bakılabilir belki ama bu zamana kadar vermediyseniz şayet, bundan sonra da tanıştırmayabilirsiniz. Sosyal medyada aktif olmama rağmen çocuklarım hiçbir şekilde telefon, tablet, bilgisayar bilmedi. Sosyal medyadan hele hiç haberdar değillerdi. Güneş’e hamileyken tableti evden kaldırdım. Zaten kendi telefonumda hiçbir şekilde oyun yok. Pandemiden sonra online eğitim ile teknolojiyle tanıştırdım ki o da artık mecbur bırakıldığımız için. YouTube bile bilmediler. Çünkü her şeyden önce ben kendim oyun oynamıyor ya da video izlemiyorum. Hatta 20 yıldan uzun bir süredir televizyon ve dizi izlemiyorum. Televizyon yerine elimde ve etrafta kitap görüyorlar. Telefon en basit şekliyle dizayn edildiği için onları öğrenmeleri için kursa gitmelerine gerek yok. Zamanla zaten çözüyorlar. O yüzden küçücük çocukların “aaa bak nasıl biliyor, kız ben daha bilmiyorum o özelliği, maşallah ne kadar da zeki” diye şaşırıyoruz ya, bu kesinlikle şaşılacak bir özellik değil. Lütfen çocuklar kâğıdı, kalemi, KİTABI tanısın. Evcilik nedir bilsin, oynasın, hatta birlikte oynayın. Çamura, toprağa dokunsun.

İkinci çözüm ise; dijital oyunlar yerine başka kaynaklar bulmak. Çocuğun yaşına uygun, dışarıda uygulanan aktivitelerden oyunlar oluşturmak, çevresini şekillendirmek ve uygun arkadaşlarla bir araya gelmelerini sağlamak, mümkün olduğunca doğanın içinde bulundurmak. Ve hatta oyunlarına bizler de katılıp onlarla birlikte aktif olarak birlikte vakit geçirmek. Mesela bahçecilik işleri, ekim dikim, nakış, arkadaş oyunları da çocuğun fiziksel dünyayla temasını artırabilirz. İşte hem dijital alet ve oyunlarda süre kısıtlaması, hem de birlikte haz alacağı etkileşimli vakit geçirme ile çocuklar tekrar zevk almaya başlıyorlar çünkü normalleştiriyorlar. Algı bu notkada o yüzden önemlidir. Aksi takdirde çocuk ne denize girmekten de zevk almıyor, doğada gezmekten de, evcilik oynamaktan da çünkü bu oyunların hiçbiri ona bilgisayar oyunu gibi dopamin salgılattırmıyor. O nedenle çocukları dijital oyunlarla tanıştırmayın. Tanıştıysa da şayet, süre kısıtlaması koyun ve eğleneceği aktivitelerde bulunun. Ancak böylelikle kontrolü elimize almış oluruz. Doğal oyunlarla, aktivitelerle dopamin salgılamasını sağlayabiliriz.

Üçüncü başlığımız dijital koruma. Karşılaşabilecek her türlü zorbalık ve istismar amaçlı tehditler durumundan çocuğun bu tehlikelerden hem kaçabilmesi, hem kaçınabilmesi, hem de kendi güvenliğini sağlayabilmesi. Bu noktada da aslında değinmemiz gereken çok detay var fakat yazı şimdiden uzadı; onlara da kısaca bile değinsem kitap yazmış kadar uzun olacak. Öte yandan insanlar maalesef okumaktan da sıkıldığı için, bir yandan iyi bir şeyler yapmaya çalışırken yine kaçarlar… Hani olay sadece istismarla da bitmiyor. Ekran görüntüleri, photoshop gibi kullanımlar, çerezlerle iz bıraktığı noktalar vs de söz konusu.

Diğer başlığımız da dijital güvenlik. Bu güvenlik başlığını yalnızca insanlar olarak değil, yanı sıra bir de yapay zeka olarak da ele almamız lazım. Uzun zamandır bilhassa Instagram story’lerim başta olmak üzere her fırsatta değindiğim noktalar. yalnızca sahtekarlık, hacklenmek ya da siber tehditleri algılayabilme becersisi değil, verilerin güvenliğini hem insanlardan hem de dijital dünyanın kendisinden de aslında sakınabilmek önemli. Her zaman, her an ve her ufak bir ekrana bakışımızda bile dijital iz bırakıyoruz arkadaşlar. YouTube kanalımızda bu konulara da her yönüyle değineceğiz.

Dijital güvenlik başlığından sonra ise sırada dijital duygusal zeka geliyor. İşte bilhassa çocukların gelişimi, güvenli bağlanma, ilk yedi yaş koşulsuz sevgi, dengeli ilgi ve çocuğun bedensel olduğu kadar zihnen ve ruhen gelişimi de burada önem kazanıyor. Çocuk diyoruz ama aynı zamanda gençlerimizi ve bizi de kapsayan bir konu bu. İyi ilişkiler kurabilme, niyetleri anlayabilme, kişiye doğru anlam yükleyebilme ve bunun farkında olabilme becerisi…

Dijital iletişim becerisi ise sanal ortamda iletişime geçebilme ve iş birliği yapabilme yeteneğidir. Bu konularda ve benzer konularda yasa dışı olmadığına emin olarak ve kuralları bilerek hareket edebilmek. Artık iş imkanları da buraya doğru evriliyor ayrıca.

Dijital okuryazarlık becerisi ise, okuduğu bilginin doğruluğunu bilme, bulma diyebiliriz. Aynı zamanda da içeriklerin kaynakları doğru mu; bunları araştırabilme yeteneği. Yine bunların yanı sıra kendi yazı yazmayı üretebilme, değerlendirme, başka paylaşımlardan yararlanabilme ve tüm bunları uygun bir şekilde paylaşabilme. Kimliğimizin sunumu, eğitim durumu, vitrini de diyebiliriz aslında bu başlığa.

Ve son olarak ekleyeceğimiz konu ise dijital haklar. Gizliliğin korunması, ifadenin özgürlüğü ve kişiyi nefret söyleminden korunma haklarını bilmek. Yasal hakları bilmek, anlamak ve savunmak.

İnsanı değerleri ve doğayı, duayı unutmadan geliştirilmiş ve kullanılan bir dijital dünya hepimizin dikkat etmesi gereken bir konu. Konu yine derinlerde bilgi taşıyan önemli, uç noktalardan biri fakat yazı uzun diye kaçan bir sürü insan var(!) maalesef. Daha da uzun tutamıyorum o nedenle ve umarım buraya kadarı bile farkındalık oluşturur… Teknolojinin ve algıların yönlendirdiği değil, teknolojiyi yönlendirecek çocuklar yetiştirmemiz ve kendi algımızı da bu şekilde geliştirmemiz çoktandır lazım… Olaya eğitim, din, gelecek, insan, farkındalık, psikoloji, duygu yönetimi, kişisel gelişim, irade gelişimi, maneviyat, matrix gibi birçok konudan ele alın arkadaşlarım. İdrakte bir açılma başladı mı; devamı gelecektir.
Sevgimle…

Yoruma kapalı.

MENÜ