ÇOCUK

Bağırılan Çocuk Mu, Bağırmayan Anne mi?

Bu videoyu hatırlıyor musunuz? ↓↓↓↓ https://www.instagram.com/p/Bovv5j4gjAQ/ Bir de şu videoyu izleyin:↓↓↓↓ https://www.instagram.com/p/BoyTbIYAOWU/ Bir de şu muhabbetimiz var Güneş’le bağırmak ve kızmak üzerine: ↓↓↓↓ https://www.instagram.com/p/BpYr0BSnvl_/ Ve son olarak da bu: ↓↓↓↓ https://www.instagram.com/p/BsAi86MHvFv/ Gördüğünüz üzere, “bağırma canavarı” benim içimde de yaşıyor. Kendi yanlışlarımı da bir kez daha huzurlarınıza sunduğuma göre, sonrasında neler yaptığıma, nasıl telafi ettiğime, nasıl yol izlediğime ve bu konuyla ilgili neler öğrendiğime dair SWOT analizimize geçebiliriz 🙂 Öncelikle kişisel düşüncemi belirtmek isterim: Çocuğuyla vakit geçiren hiç kimse yoktur ki bence bağırmasın. Burada “bağırmak” derken asıl ifade etmek istediğim şey yalnızca sesinin yükselmesi değil; ebeveynin ses tonunu ayarlayamaması, öfkeyle karşılık vermesi, kendini regüle edememesi, mimik ve beden dili ile de kontrollü yaklaşamaması ve kriz anına her daim huzurla yanıt verebilmesi. Bu hep, gizleniyor bana göre. Ki bunun daha ergenlik dönemi de var 🙂 Gizlendikçe ve kişi çözüm bulabilmek yerine kendini suçlayıp, bir de üzerine herkesin “çocuklarıyla uyum içinde olduğunu görmesiyle”…

Beni Dinlemene İhtiyacım Var Anne

Öncelikle bu videoyu lütfen izleyin. İzledikten sonra da tekrar konuşalım: Anne Kız Sohbeti Daha önce de amigdalamızdan bahsetmiştim: Nörolojik gelişim ve zeka gelişimi açısından genlerin etkisi büyük, hatta %70 imiş fakat çevresel faktörler de beyin gelişimi için önemli bir etken. O yüzden, biyolojik faktörlerin yanı sıra çevresel dış faktörlerin de beyin gelişimi üzerine katkısı vardır ve dış faktörler de gelişimi etkilemektedir. Beynin amigdala bölümü, erken çocukluk dönemindeki anıları bilinçaltında saklamaktadır. Bu dönem hatırlanmaz fakat bilinçaltında muhafaza edilir. Hatta o dönemde dil gelişimi henüz tamamlanmadığı için bu duruma neden olduğu düşünülür. O açıdan, 0-2 yaş dönemi gelişim açısından büyük önem taşır. Korku, öfke, kaygı gibi durumlarda da amigdalanın etkisi vardır. O yüzden yetişkinlik dönemimizde bir sorun yaşıyorsak “çocukluğuna inmeliyiz” denilir 🙂 Bu durumu düşündüğüm zamanlarda anlıyorum ki; hayatımızda seçimlerimiz, öfkelerimiz, takıntılarımız, kaygılarımız, kızgınlıklarımız olduğunda karakterimizin yanı sıra çocukluk dönemindeki yaşanılanlar (ama hatırlanılmayanlar) da önemli bir faktördür. Bunu söylerken “ebeveynimizi suçlayalım” görüşünde…

Pikaçu’yu Neden Seçtin?

Sana çemkiriyorsam, senden hoşlanıyorumdur. Seni her gördüğümde gülümsüyorsam vardır bi bildiğim. Anlaşamadığımızda seni ikna etmeye çalışıyorsam, işte o zaman abayı yakmışımdır; olamaz mı?.. Çünkü ben, kadın beynine sahibim. Sana göre daha duygusal, sana göre daha çok konuşan, sana göre daha detaycı ve muhtemelen daha bağlı. Ama dur, ipler hala elinde değil… Çünkü tabiattaki her dişi gibi, erkeğini seçecek olan yine benim. Yeter bu kadar duygusallık, konuya girelim 🙂 Kadın beyni ve erkek beyni aslında birbirinden farklıdır ve o yüzden “erkekler kadınları anlayamaz” ve biz kadınlar onları “odun” olmalarıyla suçlarız. Serkan Karaismailoğlu’nun Kadın Beyni Erkek Beyni kitabı, Nusret Kaya’nın okuduğum birçok kitabı, Oytun Erbaş’ın TedX Alsancak konuşması ve Sinan Canan’dan öğrendiklerimi harmanlayıp buradan hem beyni, hem erkek dişi beyin arasındaki farkı hem de yoğuracağımız çocukların beyinlerini konuşmak istiyorum. Konu mühim çünkü beynimiz çok farklı, dolayısıyla da bakış açımız çok farklı ve her iki cins de karşı tarafı suçlu buluyor. Oysaki suçlu yok…

Bahar Eriş İle Dislektik Çocuklar Üzerine Söyleşi

Toplumumuzda disleksinin görülme olasılığı oldukça yüksek ve çoğu ebeveyn, öğretmen bu durumun bilincinde değil. Dolayısıyla dislektik çocuklara karşı nasıl yaklaşmaları gerektiğini bilemiyorlar. Aynı zamanda bu durumu kabul etmek istemeyen, bunu zeka geriliği olarak gören ya da utanan aileler de var. Oysaki disleksinin avantaj oluşturduğu birçok nokta var. Benim için Türkiye’nin en kıymetli isimlerinden biri olan Bahar Eriş ile disleksiyi konuştum. Disleksi nedir, avantajları ve dezavantajları nedir, dislektik bir çocukla nasıl konuşulmalı, nasıl öğrenim almalı, öğretmenler nasıl davranmalı, çocuğa nasıl yaklaşılmalı ve disleksi nasıl görülmelidir gibi birçok sorunun yanıtını Bahar Eriş’ten dinleyeceğiz. Olduğu gibi, konuştuğumuz gibi paylaşacağım. Faydalı olması dileğimle… Abraham Maslow’un bir sözü var: “Psikoloji bilimi olumludan çok, olumsuz tarafa bakmada çok daha başarılı olmuştur. İnsanın eksikliklerini, hastalıklarını, günahlarını olabildiğince ortaya dökmüştür. Öte yandan potansiyelini, erdemlerini, ulaşılabilir hayallerini ya da ruh sağlığını çok az ele almıştır.” Maslow’un tespiti disleksi anlamında da doğru bir tespittir. Disleksiyi Uluslararası Disleksi Birliği şöyle tanımlamış:…

Florürlü Mü Florürsüz Mü?

Geçen gün florürsüz diş macunu kullandığıma dair açıklama yaptığımda, florürü destekleyen ve desteklemeyen birçok kişiden iyi ya da kötü yorumlar aldım. Bu sebeple de florür hakkındaki düşüncelerimi ve araştırdıklarımı da aktarmak istiyorum fakat öncelikle teşekkür etmek istediğim değerli bir isim var: Diş Hekimi Sevgili Canan Yerlikaya’ya, benim düşüncemin aksini savunmasına rağmen, iletişimin en önemli unsuru olan “dili” saygı ve sevgi çerçevesinde kullanıp, Florür Durum Raporu’nu benimle paylaştığı için ve ondan da önemlisi, nezaketi için gönülden teşekkür ederim. Dayanışma içinde olmak ve aynı dili konuşabilmek büyük mutluluk. Zira deyim yerindeyse “alanın olmayan şeylere burnunu sokma, sen kim oluyorsun?” tarzında yaklaşan nice diş hekimleri de oldu. Benim alanım kod yazmak ve web tasarım sayfaları hazırlamak. Ama beynim, yalnızca alanım üzerinde kendimi geliştirmem gerektiğini söylemiyor. Aynı zamanda sorgulamamı, araştırmamı, “karşıt görüşleri de dinlememi, okumamı”, yargısız yaklaşmayı ve nazik olmayı da bana emrediyor. EQ’su gelişmemiş bir IQ tek başına yeterli değil. Üstüne üstlük ben…

Şimdi Okullu Olduk

Okul döneminin başlamasıyla, birçok evde çocukların da sorunları başladı… Kimi çocuğun huyu suyu değişirken, kiminin gece uykuları bölündü. Kimisi hala okula alışamamış ağlarken, kimisi de okulda neler yaptıklarını anlatmaz oldu. Kimi “uyumlu” gibi görünüp içinde fırtınaları koparırken, kimi de dalgın dalgın dolaşır oldu. Yani; okulların başlamasıyla birlikte düzeni değişen çocuklarımızın, bin bir farklı neden doğrultusunda sorunları da baş gösterdi. Güneş’in okula ilk başladığı dönemde, okula alışma sürecinde çok ciddi problemler yaşamıştık ve alışması da uzun sürmüştü. Bu sürede ona nasıl yaklaştığımı, neler yaptığımı ve Güneş’le nasıl bir yol izlediğimizi “Çocuklarda Okula Alışma Süreci” yazımda anlatmıştım. Başlığın üzerine tıklayarak yazıya ulaşabilirsiniz. Özellikle okula alışma dönemini atlatamayan çocuklarımız için önemli bir yazı. Hira’da ise durum bu kadar da kolay yürümedi. Çünkü O, uyku terörü yaşadı… Uyku terörüne kısaca değinmek için, Instagram paylaşımımdaki açıklamamı burada da yapmak istiyorum öncelikle: Bu gönderiyi Instagram’da gör Şule Alkış | BirAnneTavsiyesi (@sulealkis)’in paylaştığı bir gönderi…

Helikopter Ebeveyn

Mükemmel bir insan olmalı benim çocuğum. Vaktini her zaman verimli geçirmesi için elimden gelen her desteği sağlamalıyım. Sürekli kurslar, atölyeler, enstrüman eğitimleri, anne çocuk grupları, spor faaliyetleri, oyunlarla dolu, dopdolu bir program hazırlamalıyım ona. Bazen gizliden gizliye, bazen de alenen hep kontrolüm altında tutmalıyım. Arkadaşlık ilişkileri, okulda ders ve öğretmenleriyle ilişkileri, aile içi ilişkisi her zaman iyi olmalı ve herhangi bir sorunda problem çözmesine ya da başa çıkabilmesine gerek bile kalmadan hemen araya girmeliyim. Çünkü kimse benim çocuğuma kötü bir şey söyleyemez ve onun acı çekmesine, zorlanmasına asla katlanamam. O hep mutlu olmalı ve kanatlarımın altında her zaman güvende olduğunu, ben varken kimsenin onu üzemeyeceğini hissettirmeliyim. Ve tabii tüm derslerinde başarılı olmalı. Kötü gelen bir notu asla ona yakıştıramam ve kaygı yaşarım. Bu gerilimli ortamın oluşmasına hiçbir zaman müsaade etmemeliyim. Bir de hayalimdeki mesleği seçerse işte, o zaman daha da iyi olur. Ne hissettiği(m) çok değerli olduğu için, tıpkı hayallerimde…

Halı Deyip Geçme

Taşınmak, ev yerleştirmek ne kadar zordur; yaşayan bilir. Hele bir de 1 buçuk yaşında bir bebeğiniz ve 4 buçuk yaşında bir de çocuğunuzla tek başınaysanız. Çocukların ihtiyaçları, yemek yapma, evi yerleştirme, temizleme, bir yandan sürekli kucakta durmak isteyen bir bebek, vücudun dinlemek istemesi, uyku düzeni, öte yandan sürekli ilgi bekleyen ikinci çocuk, onlarla mutlaka geçirilmesi gereken oyun zamanları, yıkanacaklar, camlar, yerler, yeni eşyaların gelmesini haftalardır bekleyen açılmamış koliler derken; yıllardır hasta olmayan ben, 39 derece ateşle hastalandım bu taşınma döneminde. Tüm eklem yerlerim ağrıdı. Benim ise hasta olmak gibi bir lüksüm yoktu; çünkü tüm bu işler ve iki küçük çocuk bana bakıyordu. Bu kadar zorlu bir ay geçirdim Nisan’da fakat en sonunda dedim ki “Şule tüm bunlara değdi; yeni ev, tecrübe ile satın aldığın eşyalar, yeni düzen, temiz enerji ve evine baktığında hissettiğin huzur. Çok şükür ki en sonunda bunları yaşamış olmak, Nisan ayının zorluğuna değdi”. Bu kadar memnun kalmış…

Abur Cubur Tuzağı

Geçen gün bakkala girdik kızlarla. Hira (1 buçuk yaş) çubuk krakeri gördü, eline aldı, yemek istedi. Hayır dedim. Yanımızda ceviz var. Ceviz yiyeceğiz. Başladı ağlamaya. İttiyom da ittiyom! Nasıl ağlıyor ama. Çünkü istediğini yapmadım. İşi inada bindirdi artık. Bense asla sesimi yükseltmeden, ağlamasına ve çevredeki bakışlara pek fazla odaklanmadan, bir kere ağzımdan “hayır” lafı çıktığı için asla bunu evete çevirmeden, bu yiyeceğin zararlı olduğunu söyleyerek, hiçbir şekilde sınırımı ihlal ettirmeden almadım o çubuk krakeri. Bakkal sahibinin o an gözlerinden okudum: ” Ne var sanki bu kadar çocuğu ağlatacak! Alıver işte, sanki biz yedirdik de noldu, gayet sağlıklılar. Hepi topu 25 kuruş bi de!” Adamın farkında bile olmadan bana yansıttığı bakışa istinaden dönüp şöyle dedim: “Lütfen çocuğu yok yere ağlatıyor diye düşünmeyin. Almayacağım o çubuk krakeri. Yanımızda ceviz de var ve şu an karnı da aç değil zaten.” “Alıverseydin be abla, yazıktır, çok ağladı çocuk”. “Hayır, teşekkürler, hayırlı işler”. Böyle davranmamın…

Annem ve Babam Artık Kardeşimi Seviyor

Küçük kardeş Hira geldi; hayatımızın bütün dengeleri değişti 🙂 Ben daha yoğun, uykusuz, yemek yapma telaşlı, temizlik takıntılı, kimi zaman sinirli, yeni doğan bebeğimin gazı, emmesi, uykusu, banyosu, kırkı, yirmisi, dişi, ateşi, gelişimi, yemesi derken iyice uçmuşum zaten. Eşim dersen çok yoğun, kimi zaman eve bile gelemiyor. Ki zaten ve artık daha da çok çalışmak zorunda 🙂 Sohbet etmeyi bırak; birbirimizi göremiyoruz bile. Tek muhabbetimiz “alınacaklar listesi”, Hira’nın doktor kontrolü günleri, Güneş’in psikolojisi. Buna rağmen biz kendi dertlerimizi unutup, Güneş’in kardeş şokunun üzerine yoğunlaşmışız. Neden mi; çünkü kardeşini kıskanıyor, artık daha az sevileceğini düşünüyor, beni paylaşmak istemiyor, kaygılı, belki de travmalarda, içine kapanmış vaziyette, fevri, sürekli ağlayan, kardeşi ile baş başa kaldığımda kapılardan beni gözetleyen, büyümek istemeyen ağlayan isteyen bir çocuğa dönüştü… Çocuğa bir şeyler oldu ayol, sinirlerim tepemde, gerilmişim iyice! Ne yapsam da ulaşsam ona, ne zaman açacak alıcılarını, ne zaman konfor alanına geri dönecek bu çocuk? Kimi psikologlar…

MENÜ