ANNE

Kendini İyileştir

Sanki bir adım daha atsam, Dünya’nın kenarından düşecekmiş gibi hissediyor kalbim. Korkuyorum. Osmiyum ağırlığında bir yük, Dünya’nın en yüksek yerinden bulutlara değmek isteyen Ben’i aşağıya doğru çekiyor, aşağıda bir yerlerde beni bekleyen bir kara deliğe doğru. Günlüklerimi karıştırdım yine. 2000’li yılların ortasıymış, böyle yazmışım. İyi ki de yazmışım. İyi ki de anlatmışım. İyi ki de kendimi, duygularımı, korkularımı, aşklarımı, hislerimi aktarmışım. Her canım acıdığında, her kafam karıştığında, her yoklukta, her sancıda, her cevap arayışımda, her yalnızlığımda kendimi harflerce kelimelere bırakmışım. Tek tek, uzun uzun, korkusuzca. Yargılamadan da dinlemiş beni sayfalar. Kalemim akıttıkça mürekkebini, kimi zaman gözümün yaşı akmış, kimi zaman kahkahamın neşesi. Ama her hikayenin sonunda iyileşmişim. Bu, bir tedavi yöntemidir: Yazmak. Yazdıkça kendini tanırsın, aktardıkça rahatlarsın, defterinle konuştukça kendini tanırsın, çözemediklerinde çözüme ulaşırsın. Bir yandan da ruhunu iyileştirirsin çünkü psikologdur aslında o yazılar.  Aynı zamanda da daha şık cümleler kurarsın zamanla. Uzun yıllardır yazıyorum; günlük yazdım, şiir yazdım, çocuklarıma mektuplar…

Bahar Eriş İle Dislektik Çocuklar Üzerine Söyleşi

Toplumumuzda disleksinin görülme olasılığı oldukça yüksek ve çoğu ebeveyn, öğretmen bu durumun bilincinde değil. Dolayısıyla dislektik çocuklara karşı nasıl yaklaşmaları gerektiğini bilemiyorlar. Aynı zamanda bu durumu kabul etmek istemeyen, bunu zeka geriliği olarak gören ya da utanan aileler de var. Oysaki disleksinin avantaj oluşturduğu birçok nokta var. Benim için Türkiye’nin en kıymetli isimlerinden biri olan Bahar Eriş ile disleksiyi konuştum. Disleksi nedir, avantajları ve dezavantajları nedir, dislektik bir çocukla nasıl konuşulmalı, nasıl öğrenim almalı, öğretmenler nasıl davranmalı, çocuğa nasıl yaklaşılmalı ve disleksi nasıl görülmelidir gibi birçok sorunun yanıtını Bahar Eriş’ten dinleyeceğiz. Olduğu gibi, konuştuğumuz gibi paylaşacağım. Faydalı olması dileğimle… Abraham Maslow’un bir sözü var: “Psikoloji bilimi olumludan çok, olumsuz tarafa bakmada çok daha başarılı olmuştur. İnsanın eksikliklerini, hastalıklarını, günahlarını olabildiğince ortaya dökmüştür. Öte yandan potansiyelini, erdemlerini, ulaşılabilir hayallerini ya da ruh sağlığını çok az ele almıştır.” Maslow’un tespiti disleksi anlamında da doğru bir tespittir. Disleksiyi Uluslararası Disleksi Birliği şöyle tanımlamış:…

Florürlü Mü Florürsüz Mü?

Geçen gün florürsüz diş macunu kullandığıma dair açıklama yaptığımda, florürü destekleyen ve desteklemeyen birçok kişiden iyi ya da kötü yorumlar aldım. Bu sebeple de florür hakkındaki düşüncelerimi ve araştırdıklarımı da aktarmak istiyorum fakat öncelikle teşekkür etmek istediğim değerli bir isim var: Diş Hekimi Sevgili Canan Yerlikaya’ya, benim düşüncemin aksini savunmasına rağmen, iletişimin en önemli unsuru olan “dili” saygı ve sevgi çerçevesinde kullanıp, Florür Durum Raporu’nu benimle paylaştığı için ve ondan da önemlisi, nezaketi için gönülden teşekkür ederim. Dayanışma içinde olmak ve aynı dili konuşabilmek büyük mutluluk. Zira deyim yerindeyse “alanın olmayan şeylere burnunu sokma, sen kim oluyorsun?” tarzında yaklaşan nice diş hekimleri de oldu. Benim alanım kod yazmak ve web tasarım sayfaları hazırlamak. Ama beynim, yalnızca alanım üzerinde kendimi geliştirmem gerektiğini söylemiyor. Aynı zamanda sorgulamamı, araştırmamı, “karşıt görüşleri de dinlememi, okumamı”, yargısız yaklaşmayı ve nazik olmayı da bana emrediyor. EQ’su gelişmemiş bir IQ tek başına yeterli değil. Üstüne üstlük ben…

Seninle Sohbete Geldim

Sık sorulan sorular yazısı yazma gereği duydum bugün 🙂 DM ve mail olarak çok sık sorular geliyor ve ben artık eskisi gibi yetişemiyorum. Tüm arkadaşlarıma cevap vermek ciddi bir mesai istiyor. Buna ne kadar özen göstersem de, artık yetişemediğim için, cevaplayamadığım her bir mesaj adına gerçekten üzülüyorum. Ben de benzer soruların cevaplarına yanıt olabilmesi açısından, burada en sık gelen sorulara cevap vermeye çalışacağım naçizane. Katkı olmasını diliyorum. Mesajlarda çocuk gelişimi, okuduğum kitaplar, sağlık, psikoloji, beslenme, güzellik adına birçok farklı konuda sorular var. İlk sorudan başlayalım: Çocuğum çok inat. İnadını kırmak için ne yapabilirim? Öncelikle, ben bir psikolog değilim. O yüzden ilk olarak bir uzmandan yardım almanızı öneririm. Fakat naçizane tavsiyemi belirtmem gerekirse şöyle söyleyebilirim: Çocuk kaç yaşında, öncelik olarak bu önemli çünkü çocuğun gelişiminde bilhassa 2 yaş dönemi tam da inat ettiği ve BEN kavramının oluştuğu, kendinin farkına vardığı ve erken ergenlik dönemi denilen yaşıdır. Dolayısıyla bu dönemde çocukla inatlaşmamak…

Alkali Su

Suyun önemini hepimiz biliriz ve yaşam kaynağı olduğunu kabul ederiz fakat bu konuda farkındalığımız ne kadar yüksek? İnsan, anne karnında bile suyun içindedir. Ayrıca su, bilgiyi taşır. O yüzden bilgedir aslında O. Sağlıklı beslenmede, temizlikte, yaşamın devamlılığında hep en öndedir. Peki en iyi şekilde sudan nasıl faydalanabiliriz? Hayatımıza en verimli ve berrak haliyle nasıl dahil edebiliriz? Son zamanlarda sağlıklı yaşam adına araştırmalar yapıyorum. Hayatımı da ona göre düzenliyorum. Bu konuda bana en büyük rehber olan iki isim var: Biri Aidin Salih iken, diğeri de Ayşegül Çoruhlu. Aidin Salih, damacanalardaki suların durgun su olduğunu söylüyor. Durgun suyun ise faydalı olmadığını. Suyu canlı hale getirmek için önce buza dönüştürmeli, buza dönüşen su eridikten sonra da suyun üst ve alt kısımları atılıp, orta kısmı içilmelidir der. Ayrıca suya Kuran dinletmek, doğa sesleri (su, kuş, yaprak, yağmur vs) suyu canlandırır der. Bir parça sirke katmanın da suyu canlandırdığını söyler. Ayrıca florürün zararları da azımsanmayacak…

Aşk, Sadakat, Eş

Bu aralar herkes Venüs Retrosunu konuşuyor. Haklılar çünkü yılın en önemli ve en zor astrolojik olayıymış bu Venüs retrosu. Peki ne demektir retro? Retro, bir gezegenin yavaşlaması demek. Bu dönemde gezegen, bulunduğu burcun negatif etkilerini fazlaca yansıtır. Venüs 2 senede bir retro yapar. 5 Ekim itibari ile 17 Kasım’ a kadar olan süreçte önce Akrep, daha sonra Terazi burcunda retro harekette olacak. Akrep burcundaki Venüs en zararlı yerleşimdir. Bu yüzden temsil ettiği ikili ilişkiler ve para konularında oldukça zorlu bir döneme girmiş bulunuyoruz. Venüs en son 8 sene önce aynı burçta retro hareketindeydi. Bu yüzden o dönemdeki gündemler bu sene de yine hayatımızı zorlayacak olabilir. @astrodayss ‘ten aldığım bilgiye göre de, bu retroda 2010 yılından kalanları yaşabilirmişiz. Eski aşklar kapımızı çalabilir, gizli aşk yaşayanlar ortaya çıkabilir, parasal sıkıntılar yaşanabilir ve bir kadın figürü ile dedikodu söz konusu olabilir imiş. Bu aralar ben de aşkı, ikili ilişkileri, ahlak kavramını ve kafamdaki…

Çocuğumu Sesle Uyutmak Doğru Mu?

Beyaz Gürültü’yü duymuş muydunuz hiç? Aynı anda çıkan onlarca sesin birleşimini beyin ayırt edemez ve böylelikle uğultu niteliğinde tek ses duyulur. Tıpkı tüm renklerin birleşiminin beyaz renk oluşturması gibi de düşünebiliriz bunu. Saç kurutma makinesi, süpürge sesi, araba gibi cihazlarda da beyaz gürültü bulunduğu gibi dalga sesi, su sesi, yağmur sesi, şelale sesi, sallanan ağaç sesi, rüzgâr sesinde de beyaz gürültü bulundurur. 🔅Peki o zaman çocuğumuzu bu sesle uyutmak doğru mudur? Bu soruya uzman olarak cevap veremem fakat iki çocuk büyüten ve onlarca bebeğe eşlik eden biri olarak şunları söyleyebilirim: Eğer çocuğun fiziksel bir problem yaşamadığına emin isek; sindirimsel problemler başta olmak üzere oda sıcaklığı, yatağının sertliği, ortamdaki ışık, üzerindeki kıyafetlerin yumuşaklığı, acıkması, anne sıcaklığı, dünyaya yeni geldiği için dünya korkusu gibi birçok nedenden dolayı çocuklar ağlayabilir. İşte hepimizin de en zorlandığı ve stres yaşadığı an bu an belki de. Sebebini bilmiyoruz, bulamıyoruz ve bebeğimiz ağlıyor. Üstelik onunla daha yeni…

Helikopter Ebeveyn

Mükemmel bir insan olmalı benim çocuğum. Vaktini her zaman verimli geçirmesi için elimden gelen her desteği sağlamalıyım. Sürekli kurslar, atölyeler, enstrüman eğitimleri, anne çocuk grupları, spor faaliyetleri, oyunlarla dolu, dopdolu bir program hazırlamalıyım ona. Bazen gizliden gizliye, bazen de alenen hep kontrolüm altında tutmalıyım. Arkadaşlık ilişkileri, okulda ders ve öğretmenleriyle ilişkileri, aile içi ilişkisi her zaman iyi olmalı ve herhangi bir sorunda problem çözmesine ya da başa çıkabilmesine gerek bile kalmadan hemen araya girmeliyim. Çünkü kimse benim çocuğuma kötü bir şey söyleyemez ve onun acı çekmesine, zorlanmasına asla katlanamam. O hep mutlu olmalı ve kanatlarımın altında her zaman güvende olduğunu, ben varken kimsenin onu üzemeyeceğini hissettirmeliyim. Ve tabii tüm derslerinde başarılı olmalı. Kötü gelen bir notu asla ona yakıştıramam ve kaygı yaşarım. Bu gerilimli ortamın oluşmasına hiçbir zaman müsaade etmemeliyim. Bir de hayalimdeki mesleği seçerse işte, o zaman daha da iyi olur. Ne hissettiği(m) çok değerli olduğu için, tıpkı hayallerimde…

Yabancı Dile Yabancı Mısın?

Yabancı dilini geliştirmekte geç kalanlardanım… Bunun için kendime üzüldüğüm gibi, aslında eğitim sisteminin doğruluğunu da düşünmüyor değilim. İlk İngilizce eğitimini aldığımda orta okul birinci sınıfa gidiyordum. Her şey çok güzeldi fakat 12 yaş çok geç bir yaştı aslında. Öğretmenimi seviyordum fakat orta okul ikinci sınıfa geçtiğimde öğretmenim değişmiş, tamamen sert mizaçlı, çocukları azarlayarak ders anlatan, aslında İngilizce’yi öğretmek yerine onlara kalıpları ezberleten, bunun yanı sıra sert tavrı ile çocukları strese sokup da aslında öğrenmek yerine ezberlemek zorunda kalan çocukların bunu bile başarmasını psikolojide önleyen bir eğitimciydi. O yüzden hep derim; önce anne baba, sonrasında da öğretmen çok önemli. İlk yılımda 100 alan bir öğrenci iken, ikinci yılımda 45’leri zor görmeye başladım. Tabii çocuk aklınla o zamanlar bunu idrak edemiyorsun, sonralarında fark ediyorsun. Ve bir kere ipin ucu kaçtı m; onu yakalamak çok zor oluyor. Nitekim bende de durumlar böyle ilerledi. Bunun yanı sıra da çevremde İngilizce konuşan, eğitimime önem veren…

Halı Deyip Geçme

Taşınmak, ev yerleştirmek ne kadar zordur; yaşayan bilir. Hele bir de 1 buçuk yaşında bir bebeğiniz ve 4 buçuk yaşında bir de çocuğunuzla tek başınaysanız. Çocukların ihtiyaçları, yemek yapma, evi yerleştirme, temizleme, bir yandan sürekli kucakta durmak isteyen bir bebek, vücudun dinlemek istemesi, uyku düzeni, öte yandan sürekli ilgi bekleyen ikinci çocuk, onlarla mutlaka geçirilmesi gereken oyun zamanları, yıkanacaklar, camlar, yerler, yeni eşyaların gelmesini haftalardır bekleyen açılmamış koliler derken; yıllardır hasta olmayan ben, 39 derece ateşle hastalandım bu taşınma döneminde. Tüm eklem yerlerim ağrıdı. Benim ise hasta olmak gibi bir lüksüm yoktu; çünkü tüm bu işler ve iki küçük çocuk bana bakıyordu. Bu kadar zorlu bir ay geçirdim Nisan’da fakat en sonunda dedim ki “Şule tüm bunlara değdi; yeni ev, tecrübe ile satın aldığın eşyalar, yeni düzen, temiz enerji ve evine baktığında hissettiğin huzur. Çok şükür ki en sonunda bunları yaşamış olmak, Nisan ayının zorluğuna değdi”. Bu kadar memnun kalmış…

MENÜ