ANNE

Psikoestetik

Aşağıda paylaştığım metin, Nusret Kaya’ya ait bir ses dosyası. Yaklaşık yarım saatlik bir konuşma. Bu yazımı tamamlamam 2 uykusuz gecemi aldı çünkü iki küçük çocuğumla bölünmeden PC başında durmak mümkün olmadığı için, ses dosyasını da yazı metnine dökmek için vakte ihtiyacım olduğum için, ancak toparlayabildim. Tek hedefim, tek niyetim var: Ben dahil hepimizin de potansiyelimizin farkına varması, kendimizin farkına varmamız, mutlu evlat ve mutlu birey yetiştirmek için önceliğin kendimizi iyileştirmek olduğunu anlamamız ve çabalamamız, birbirimize olumlu katkılar sağlamamız, kitapların iyileştirici gücünü fark etmemiz ve düşünebilmeyi, merak etmeyi naçizane beraberce tetikleyebilmemiz. IQ, EQ, vajinal boşalma, erken boşalma, libido, takıntılar ve rüyalarımız hakkındaki Nusret Kaya’nın konuşmasına aşağıdaki yazıdan ulaşabilirsiniz. Yazının sonunda da kendi fikirlerimi de yine naçizane paylaşacağım: Sizlere Psikoestetik’i anlatacağım. Ben Doç. Dr. Nusret Kaya. Nedir Psikoestetik? Ruhsal güzellik demek. İngilizce konuşan ülkelerde bile psiko ve estetik kavramları bir araya getirilmemiş. “Şeklin ötesindeki güzellik” demek. Şekilsel güzelliklere o kadar çok takıntılı…

Bağırılan Çocuk Mu, Bağırmayan Anne mi?

Bu videoyu hatırlıyor musunuz? ↓↓↓↓ https://www.instagram.com/p/Bovv5j4gjAQ/ Bir de şu videoyu izleyin:↓↓↓↓ https://www.instagram.com/p/BoyTbIYAOWU/ Bir de şu muhabbetimiz var Güneş’le bağırmak ve kızmak üzerine: ↓↓↓↓ https://www.instagram.com/p/BpYr0BSnvl_/ Ve son olarak da bu: ↓↓↓↓ https://www.instagram.com/p/BsAi86MHvFv/ Gördüğünüz üzere, “bağırma canavarı” benim içimde de yaşıyor. Kendi yanlışlarımı da bir kez daha huzurlarınıza sunduğuma göre, sonrasında neler yaptığıma, nasıl telafi ettiğime, nasıl yol izlediğime ve bu konuyla ilgili neler öğrendiğime dair SWOT analizimize geçebiliriz 🙂 Öncelikle kişisel düşüncemi belirtmek isterim: Çocuğuyla vakit geçiren hiç kimse yoktur ki bence bağırmasın. Burada “bağırmak” derken asıl ifade etmek istediğim şey yalnızca sesinin yükselmesi değil; ebeveynin ses tonunu ayarlayamaması, öfkeyle karşılık vermesi, kendini regüle edememesi, mimik ve beden dili ile de kontrollü yaklaşamaması ve kriz anına her daim huzurla yanıt verebilmesi. Bu hep, gizleniyor bana göre. Ki bunun daha ergenlik dönemi de var 🙂 Gizlendikçe ve kişi çözüm bulabilmek yerine kendini suçlayıp, bir de üzerine herkesin “çocuklarıyla uyum içinde olduğunu görmesiyle”…

Duygusal Şiddet

Size bunları mutfak bezi sıkmaktan sağ orta parmağı nasır tutmuş bir anne olarak yazıyorum. O nasırdan bir tane de avuç içimde var. Uzun zamandır da geçmiyor çünkü sürekli o mutfak bezi sıkılıyor, sürekli yemek pişiriliyor, sürekli temizlik yapılıyor. Bu bir şikayet mi; asla! Hayatımın en güzel yıllarını yaşıyorum fakat seninle konuşmamız gereken bir konu var. Mesele mühim çünkü mesele sensin: Kadın… Aynı zamanda nasırlı parmaklarım on parmak da kullandığı için, kalemle deftere yazmaktan daha hızlı blog yazıyorum. Eğer zihnimdekileri hemen akıtabilirsem ve akışta isem, 15 dakikada bile uzun bir yazı çıkarabiliyorum. Akıtamazsam da tüm gecemi alabiliyor. Bu detayları neden veriyorum; tek tek anlatacağım ama ondan öncesinde, geçmiş zamanda yaşadığım bir iki konuyu paylaşmak istiyorum. Telsim, adını Vodafone’ye dönüştürdüğü yıldı. Plazada tüm sistem değişiyor, bir de üzerine fuar hazırlıkları devam ediyordu. 30 iş günü (1 buçuk ay) Vodafone’de staj dönemim vardı. Fakat insan kaynaklarından izin alarak ben bir buçuk ay değil,…

Tüm Mesele Senle Sen Arasında

Yalnızca yorgun, uykusuz ve makyajsızım aslında. Hasta falan değilim. Beni güzel bulmanız için fondötene bulanmaya gerek duymuyorum. Çünkü ben güzel olduğumu zaten biliyorum; ukalalık taslıyorsun demeden önce okuyun 🙂 Onaylanmaya, beğenilmeye, kadınlar tarafından “keşke ben de” denilmeye, erkekler tarafından “ne seksi bir hatun” diye düşünülmeye ihtiyaç duymuyorum. Çünkü ben tüm kusurlarımla kendimi seviyorum ve kabul ediyorum. Sivilcem olduğunda ben de üzülüyorum, göz altı morluklarımı ben de dert ediyorum, kimi zaman “şişkosun işte kızım” diyorum, göbeğime sinir oluyorum, 2 çocuğu toplam 4 yıldır emzirdiğim için artık göğüslerimden ben de şikayet ediyorum, eski bakımlı günlerimi de özlüyorum; yani her hatun gibi her şeye rağmen ben de güzel görünmeyi elbette istiyorum. Bu, tamamen ruh halime göre değişiyor. Ama bu dertlenme çok da uzun sürmüyor. Çünkü bakış açım artık makyaj değil, güzel görünmek de değil. Bunlar artık benim dert bile görmediğim şeyler. İnsan olgunlaştıkça daha farklı şeyler düşünüyor. Bana nasıl göründüğümle ilgilenen değil, benim…

Beslenme: İyilerin ve Kötülerin Savaşı

“Ve ey Âdem! Sen zevcen (Havva) ile Cennete yerleş; artık dilediğiniz yerden yiyin; fakat şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz!” (A’RÂF-19). Ardından şeytan: ‘Ey Âdem! Sana ebedîlik ağacını ve yok olmayan bir saltanatı göstereyim mi?’ (TAHA-120) dedi ve insanı ebedi yaşam vaadiyle aldattı. Burada yenilen meyvenin elma, incir ya da buğday(lifli gıda), hatta bu ağacında tüm insanlığın genetik kodlarını gösteren şecere(soy, kütük) ağacı olabileceği düşünülse de ortada kesin bir hüküm yoktur. Ancak insanın yaratılışından beri en büyük sorununun nefsinden ve boğazından olacağına açık bir işaret vardır. Yazıya başlarken insanın yaratılışına kadar gitmemizin sebebi, kullanım kılavuzumuzu doğru okuyabilmemiz içindir. İnsanoğlunun yapısına uygun olan; yaşamını devam ettirecek miktarda az yemek, bolca hareket etmek ve kasıtlı açlıklar yapmaktır. Günümüzde bunların tamamen zıddını yapmaktayız. İnsanın yaradılışına uygun olan, bizim kültürümüzde de var olan 2 öğün(sabah ve akşam-mümkünse hava kararmadan) beslenme yerini tanzimatla birlikte 3 öğün beslenmeye bırakmıştır. Sık sık ve azar azar yemek, bir…

Kendini İyileştir

Sanki bir adım daha atsam, Dünya’nın kenarından düşecekmiş gibi hissediyor kalbim. Korkuyorum. Osmiyum ağırlığında bir yük, Dünya’nın en yüksek yerinden bulutlara değmek isteyen Ben’i aşağıya doğru çekiyor, aşağıda bir yerlerde beni bekleyen bir kara deliğe doğru. Günlüklerimi karıştırdım yine. 2000’li yılların ortasıymış, böyle yazmışım. İyi ki de yazmışım. İyi ki de anlatmışım. İyi ki de kendimi, duygularımı, korkularımı, aşklarımı, hislerimi aktarmışım. Her canım acıdığında, her kafam karıştığında, her yoklukta, her sancıda, her cevap arayışımda, her yalnızlığımda kendimi harflerce kelimelere bırakmışım. Tek tek, uzun uzun, korkusuzca. Yargılamadan da dinlemiş beni sayfalar. Kalemim akıttıkça mürekkebini, kimi zaman gözümün yaşı akmış, kimi zaman kahkahamın neşesi. Ama her hikayenin sonunda iyileşmişim. Bu, bir tedavi yöntemidir: Yazmak. Yazdıkça kendini tanırsın, aktardıkça rahatlarsın, defterinle konuştukça kendini tanırsın, çözemediklerinde çözüme ulaşırsın. Bir yandan da ruhunu iyileştirirsin çünkü psikologdur aslında o yazılar.  Aynı zamanda da daha şık cümleler kurarsın zamanla. Uzun yıllardır yazıyorum; günlük yazdım, şiir yazdım, çocuklarıma mektuplar…

Bahar Eriş İle Dislektik Çocuklar Üzerine Söyleşi

Toplumumuzda disleksinin görülme olasılığı oldukça yüksek ve çoğu ebeveyn, öğretmen bu durumun bilincinde değil. Dolayısıyla dislektik çocuklara karşı nasıl yaklaşmaları gerektiğini bilemiyorlar. Aynı zamanda bu durumu kabul etmek istemeyen, bunu zeka geriliği olarak gören ya da utanan aileler de var. Oysaki disleksinin avantaj oluşturduğu birçok nokta var. Benim için Türkiye’nin en kıymetli isimlerinden biri olan Bahar Eriş ile disleksiyi konuştum. Disleksi nedir, avantajları ve dezavantajları nedir, dislektik bir çocukla nasıl konuşulmalı, nasıl öğrenim almalı, öğretmenler nasıl davranmalı, çocuğa nasıl yaklaşılmalı ve disleksi nasıl görülmelidir gibi birçok sorunun yanıtını Bahar Eriş’ten dinleyeceğiz. Olduğu gibi, konuştuğumuz gibi paylaşacağım. Faydalı olması dileğimle… Abraham Maslow’un bir sözü var: “Psikoloji bilimi olumludan çok, olumsuz tarafa bakmada çok daha başarılı olmuştur. İnsanın eksikliklerini, hastalıklarını, günahlarını olabildiğince ortaya dökmüştür. Öte yandan potansiyelini, erdemlerini, ulaşılabilir hayallerini ya da ruh sağlığını çok az ele almıştır.” Maslow’un tespiti disleksi anlamında da doğru bir tespittir. Disleksiyi Uluslararası Disleksi Birliği şöyle tanımlamış:…

Florürlü Mü Florürsüz Mü?

Geçen gün florürsüz diş macunu kullandığıma dair açıklama yaptığımda, florürü destekleyen ve desteklemeyen birçok kişiden iyi ya da kötü yorumlar aldım. Bu sebeple de florür hakkındaki düşüncelerimi ve araştırdıklarımı da aktarmak istiyorum fakat öncelikle teşekkür etmek istediğim değerli bir isim var: Diş Hekimi Sevgili Canan Yerlikaya’ya, benim düşüncemin aksini savunmasına rağmen, iletişimin en önemli unsuru olan “dili” saygı ve sevgi çerçevesinde kullanıp, Florür Durum Raporu’nu benimle paylaştığı için ve ondan da önemlisi, nezaketi için gönülden teşekkür ederim. Dayanışma içinde olmak ve aynı dili konuşabilmek büyük mutluluk. Zira deyim yerindeyse “alanın olmayan şeylere burnunu sokma, sen kim oluyorsun?” tarzında yaklaşan nice diş hekimleri de oldu. Benim alanım kod yazmak ve web tasarım sayfaları hazırlamak. Ama beynim, yalnızca alanım üzerinde kendimi geliştirmem gerektiğini söylemiyor. Aynı zamanda sorgulamamı, araştırmamı, “karşıt görüşleri de dinlememi, okumamı”, yargısız yaklaşmayı ve nazik olmayı da bana emrediyor. EQ’su gelişmemiş bir IQ tek başına yeterli değil. Üstüne üstlük ben…

Seninle Sohbete Geldim

Sık sorulan sorular yazısı yazma gereği duydum bugün 🙂 DM ve mail olarak çok sık sorular geliyor ve ben artık eskisi gibi yetişemiyorum. Tüm arkadaşlarıma cevap vermek ciddi bir mesai istiyor. Buna ne kadar özen göstersem de, artık yetişemediğim için, cevaplayamadığım her bir mesaj adına gerçekten üzülüyorum. Ben de benzer soruların cevaplarına yanıt olabilmesi açısından, burada en sık gelen sorulara cevap vermeye çalışacağım naçizane. Katkı olmasını diliyorum. Mesajlarda çocuk gelişimi, okuduğum kitaplar, sağlık, psikoloji, beslenme, güzellik adına birçok farklı konuda sorular var. İlk sorudan başlayalım: Çocuğum çok inat. İnadını kırmak için ne yapabilirim? Öncelikle, ben bir psikolog değilim. O yüzden ilk olarak bir uzmandan yardım almanızı öneririm. Fakat naçizane tavsiyemi belirtmem gerekirse şöyle söyleyebilirim: Çocuk kaç yaşında, öncelik olarak bu önemli çünkü çocuğun gelişiminde bilhassa 2 yaş dönemi tam da inat ettiği ve BEN kavramının oluştuğu, kendinin farkına vardığı ve erken ergenlik dönemi denilen yaşıdır. Dolayısıyla bu dönemde çocukla inatlaşmamak…

Alkali Su

Suyun önemini hepimiz biliriz ve yaşam kaynağı olduğunu kabul ederiz fakat bu konuda farkındalığımız ne kadar yüksek? İnsan, anne karnında bile suyun içindedir. Ayrıca su, bilgiyi taşır. O yüzden bilgedir aslında O. Sağlıklı beslenmede, temizlikte, yaşamın devamlılığında hep en öndedir. Peki en iyi şekilde sudan nasıl faydalanabiliriz? Hayatımıza en verimli ve berrak haliyle nasıl dahil edebiliriz? Son zamanlarda sağlıklı yaşam adına araştırmalar yapıyorum. Hayatımı da ona göre düzenliyorum. Bu konuda bana en büyük rehber olan iki isim var: Biri Aidin Salih iken, diğeri de Ayşegül Çoruhlu. Aidin Salih, damacanalardaki suların durgun su olduğunu söylüyor. Durgun suyun ise faydalı olmadığını. Suyu canlı hale getirmek için önce buza dönüştürmeli, buza dönüşen su eridikten sonra da suyun üst ve alt kısımları atılıp, orta kısmı içilmelidir der. Ayrıca suya Kuran dinletmek, doğa sesleri (su, kuş, yaprak, yağmur vs) suyu canlandırır der. Bir parça sirke katmanın da suyu canlandırdığını söyler. Ayrıca florürün zararları da azımsanmayacak…

MENÜ