Anne Topuzu

Bana özel değil, biliyorum. Anne oldu mu, kadın olduğumuzu ilk zamanlar unutuveriyoruz. Unutmasak da yoğunluktan, vakitsizlikten, içine yeni atıldığımız hayat şeklinden ve sosyal hayatın kısıtlanmasından dolayı birçok anne de benim gibi bir topuz konduruveriyor aylardır saçlarına. Tokamız, vücudumuzun bir uzvu gibi kalıveriyor öyle en tepede. Ne bir fön görüyor o canım saçlar, ne de bir boya. Hele bir de doğumdan sonra bir dökülme evresi sarıyor ki hiç sormayın. 

Benim değinmek istediğim konu ise dert yanmak değil. Saçım aylarca tepeden bir topuzla durabilir. Çünkü bildiğim bir şey var ki, bu durum geçici. Bebeklerim büyüdüğü zaman ben de yine saçlarımı savura savura gezebilirim. Dilediğim gibi kestirir ya da fön çektirir, üzerine bir de röfle yaptırabilirim 🙂 Evet, bunları bir tokayla şu an ertelemiş olabilirim. Peki ya çocuklarımın büyüdüğünü görmek? İşte kendimi rahatlattığım, biraz da avuttuğum konu tam da burada. Saçımı süpürge etmeden ama onlar için topuz yaparak gezdiğim bu dönemde, röfle saatimi daha çok onlarla oyuna, onların ihtiyaçlarını karşılamaya, onlarla kaliteli vakit geçirmeye tercih etmek benim seçimim. 

Anne topuzu demek; bana göre kendini bırakmak değil, bana göre fedakar olmak değil (-ki zaten fedakarlık bana göre değil), annelikten önce kadınlığını unutmak da değil. Anne topuzu demek bir geçiş süreci demek benim dünyamda. O yüzden bakımlı kadına saygım sonsuz ki benim de hedefim ve bebeklerimden önceki tercihim zaten buydu; fakat şimdi onlara zaman ayırmak nasıl göründüğümden daha önemli. Yine kadınlığını unutmadan, kişisel bakımlarını elbette yaparak, cilt bakımları, saç serumu gibi sağlık açısından faydalı zamanı da mümkün olduğunca kendime ayırarak bu dönemi geçiriyorum. 

Bana sorarsan sevgili anne; biz topuzumuzla da mükemmel bir kadınız. Şu anda tek aksesuarımız belki kolumuzdaki bebeğimiz ama bu durum böyle gitmeyecek. O yüzden ben derim ki naçizane, üzülme. Bebeklerinle her anın tadını çıkar. Ayrıca sana birkaç naçizane tavsiyem var. Vakit buldukça kişisel bakım adına neler yapabildiğimi buradan sana anlatmak istiyorum. 

Saç Bakımı

Dökülmeler ve tepeden toplanan saçlar sayesinde, lohusalık dönemimden itibaren saçlarım oldukça azaldı ve iyice bakımsız bir hal aldı ilk zamanlar. Yapabilecek pek fazla şeyim yoktu; gecem ve gündüzüm genelde uykusuz geçtiği için saçıma ayıracak vakti bulamıyordum. Yardımcı kimsem olmadığı için, biri bebek iki tane de çocuğum olduğu için günümün çoğu onlarla ilgilenmekle geçiyordu. Bebeğimin uykusunun düzene girmesiyle birlikte biraz daha kendime vakit ayırabilir oldum. Kişisel bir bakım yaptırmadan önce, cildiyeye gittim. Kendisinin bana uygun gördüğü ve ilaç olarak verdiği yağları eczanede hazırlatıp, söylediği şekilde saçlarıma uyguladım. Diyetisyenime danışarak da biotin takviyesi aldım. Her gün badem ve elma yemeye de özen gösterdim. Zamanla minik minik saçlarım görünmeye başladı 🙂 Sonrasında da şampuanımın içine eczaneden aldığım E vitamini ampülleri ve ezilmiş doğum kontrolü haplarını attım. Tüm karışımı cam bir şişeye boşaltıp 3 gün bekledim. Şampuan iyice su gibi oldu. Haftada bir bu kürü saçlarıma uyguladım ama lütfen bunu yapmadan önce cildiyeye danış sen. İyi olursa Allah’tan, kötü olursa benden bilme. Saçlarımı gözle görülür derecede uzattı bu kür. Şaşkın ve mutlu oluverdim birden 🙂

Yine banyodan sonra elma sirkesi, gliserin ve E vitamini ampül karışımını bir iki fıs saçlarıma sıkmaya özen gösterdim. Banyo esnasında da saç kremini uzun zamandır kullanmayı kestim. Şampuanda ise SebaMed’i tercih ediyorum.

Cilt Bakımı

Zamanında servet değerinde bir sürü krem kullandım. Açıkçası cildime iyi gelen ya bana denk gelmedi ya da ben yanlış kullandım; bilemiyorum ama, şimdi paylaşacağım şekildeki uygulama ilk defa cildimde olumlu sonuç görmemi sağladı. 

Duştan hemen sonra dermarolleri yüzümde gezdiriyorum önce. Sonrasında da sıcak su eşliğinde organik ballı bir sabun ile güzelce yine yıkıyorum. Bu işlemi banyodan hemen sonra yapıyorum ki gözenekler daha açık olsun. Sonra cildimi bir tonik yardımıyla temizliyorum. Ardından kil, yoğurt ve bal karışımını cildime sürüp bekliyorum. Bazen de sadece yumurta akını sürüyorum. Cildimi temizledikten sonra “gerçek gül suyu” ile yüzümü tekrar yıkıyorum. Kendi kendine kurumasını bekliyorum. Ardından Isparta’daki butik mağazalardan satın aldığım bir salyangoz kremini yüzüme az miktarda yediriyorum. Bu bakımı da geceleri yapıyorum. Göz altlarıma da, aktardan satın aldığım üzüm çekirdeği yağını çok çok az miktarda sürüyorum. Bu işlemi haftada bir gerçekleştirmeye özen gösteriyorum fakat çocuklardan her zaman fırsat olamıyor. Ama hiç olmazsa her gece salyangoz kremini sürmeyi, üzüm çekirdeği yağını göz altlarıma sürmeyi ve sabahları yüzümü yıkadıktan sonra bir avuç gül suyunu da yüzüme sürüp kendi kendine kurumasını beklemeyi asla ihmal etmiyorum. Isparta’ya gitme şansınız yoksa, internetten bir araştırma ile oradaki butik mağazalara ulaşmayı deneyin derim. Gül suyu ve salyangoz kremi bana çok iyi geldi.

 

Ayrıca, ayaklarım için banyodan sonra scholl kullanmaya, el ve tırnaklarımın bakımı için de organik ürünler kullanmaya dikkat ediyorum. Çocuklu olunca ayak bakımı da her zaman sağlanamıyor ama en azından el kremini sürekli kullanmaya, en azından gece uyumadan önce bir miktar sürebilmeye dikkat ediyorum. 

Anne topuzlu bir bayanın en fazla yapabilecekleri bunlar galiba 🙂 Yardımcı ya da bakıcı olmadan anne olmak, hele de iki çocuk annesi olmak böyle oluyor. Ama ben gene de kafama tokadan başka bir şey takmıyorum. Siz de deneyin, güzel oluyor <3

Yorum bırakın

MENÜ