Anne Çocuk İlişkisi

Çocuk gelişimi ve eğitimi, benim için ciddi bir konu ve bu alanda mümkün olduğunca doğru kaynaklar bulmaya, araştırmaya, uygulamaya önem veririm. İlk gebeliğimden bu yana da, çocuk gelişimi ve psikolojisi üzerine mümkün olabildiğince dinamik kalmaya özen gösteriyorum çünkü çocuk demek, bana göre sadece evlat ya da sadece anne olmak demek değil; çocuk demek aynı zamanda toplumu oluşturan, eğitimi, ahlakı, vicdanı, kültürü, bilgisi, farkındalığı, sağlığı, yetenekleri, zekası, kişiliği ile geleceği oluşturan, barışçıl, sevgi dolu, empati kurabilen, başarılı, özverili, saygılı, anlayışlı ve iletişim kurmasını bilen bir toplumun yetişmesindeki çekirdek demek. “Öyle seviyorum ki”, “anne olunca anladım”, “aşk neymiş, seninle öğrendim”, “ben doğurdum, benim!” gibi cümleler kurup da bireyi bazen kendi malımmış gibi sahiplenmek, bazen de kendi yapamadıklarımı çocuğuma yaptırıp da kendi eksikliklerimi onda tamamlamaya çalışmak yerine, ona iyi bir rehber olabilmek, çocuğun yeteneklerini keşfedebilmek, zeka türünü anlayabilmek, gerek zekasal gerek bedensel gerekse de duygusal ihtiyaçlarını karşılayabilmek, aşkın sevginin ve hissettiklerimin yanı sıra elimden geldiğince doğru rehber, iyi ebeveyn olabilmeye gayret göstermek, bana göre en doğru düşünce şeklidir. 

Çocuklarım benim malım değil. Onlar bir birey. Doğduklarından beri saygı duyduğum, onları anlamaya çalıştığım, her seferinde göz hizasında konuştuğum, dokunsal teması sürekli tuttuğum, kucağıma gelmek istediklerinde asla geri çevirmediğim, “seni anlıyorum” mesajını ona verip onu her zaman dinlediğim, neler hissettiklerini onlara söylediğim, iletişim, sevgi ve eğitimi mümkün olabildiğince temele oturttuğum bir ilişkim var onlarla. Kararlarım net. Bir şey “evet” ise o, çocuğun direnişine rağmen asla “hayır” olamaz. Bir şey “hayır” ise de o, ne kadar ağlarsa ya da karşı çıkarsa çıksın “evet” olamaz. Bu kararlılığımı sürdürürken de ona bağırıp çağırarak, sertçe değil; mesela “seni anlıyorum, şu an hırkanı giymek istemiyorsun çünkü sıcaklayacağını düşünüyorsun fakat akşam rüzgarı esmeye başladı. Hiç farkında olmadan üşütebilir, sonrasında da hasta olabilirsin.”,  “Ağlaman kararımı değiştirmeyecek, bunu biliyorsun. Ağlamak yerine sen de benimle birlikte lütfen çözüm üret” gibi; hem anladığımı söyleyerek, hem göz hizasında konuşarak, hem de kararımı asla değiştirmeyerek, kesin fakat yumuşak tavırlarla çizgilerimin olduğu bir rehber olmaya özen gösteriyorum. Ağlıyorsa ağlamasını unutturmuyorum, duygusunu içinde tutmak yerine ağlayıp rahatlamasına önem veriyorum. Zaman zaman zorda kalıyorum, sabrımın sınandığı anlar da oluyor ama temelde böyle olması, onların gelecekteki ilişkilerinden tutun da, karakterini bile etkileyecek hareketlerin temelini oluşturuyor bence. 

Bunların yanı sıra farkında olduğum bir konu daha var ki, o da eşlerin birbiriyle iletişimi. Eğer eşler farklı düşünüyorsa çocuk da kararsız kalabiliyor. Anne ve baba farklı davranıyorsa, yine bu da çocuğun davranış ve düşüncülerini ciddi etkiliyor. Babalar annelere yeterince değer verir, yardım eder, asıl iletişim eşler arasında kuvvetli olursa, anne de çocuklarına daha sağlıklı bir ruh haliyle yaklaşıyor. O yüzden aslında “nasıl iyi bir rehber olabilirim” düşüncesinden önce, bilhassa da babaların “eşlerine iyi davranmaları, aile içi muhabbetin iyi olması, karşılıklı anlayışlı davranmak, sevgi ve saygının sürekliliği” gibi meseleler, öncelik olarak sağlıklı olması gereken konular yine bana göre.

Bir sonraki yazımda, bu yazımın devamı olarak çocuk gelişimi üzerine okuduğum kitapları da yazacağım. Bana ışık olan, hepsi de birbirinden değerli harika kitaplar. Bir Doğan Cüceloğlu, bir Bahar Eriş, bir Adem Güneş, bir Üstün Dökmen gibi isimlere sahip olduğumuz için, ruhu ve bilgisiyle bizlere yol gösterdikleri için, kitaplarını bizlere sundukları için gerçekten çok şanslıyız…

Sevgi ve iletişimimizin sağlıklı olduğu, güzel anlar biriktirdiğimiz nice güzel yıllar dilerim hepimize,
Tüm sevgimle

MENÜ