2 Yaş Sendromu

Ya da kısaca Erken Ergenlik Dönemi de diyebiliriz. Sevgili XS İnsan’ın “heyy dostuuum, ben de varım, senin isteğin değil, benim istemem önemli” olarak geliştirdiği minicik hayatındaki hayat felsefesi, bu dönem bu şekilde işler işte.. Sonra da anne baba olarak sabretmek ve nasıl başa çıkabileceğimizi düşünmek kalır geriye 🙂

Erken ergenlik dediğimiz 2 yaş sendromumuz Güneş’te ve aile ilişkimizde nasıl yol izliyor; biraz da buna değinecek olursam: Güneş’in, bu zamana kadar yemek yeme dışında neredeyse hiçbir problemi olmadı ya da hafif atlattık şükür ki. 2 yaş dönemini de gayet uyumlu olarak geçiriyoruz diyebilirim aslında. Bu uyumun çocuğun karakteristik yapısından ziyade, bana göre başlıca sebepleri;

2-yas-sendromu

  1. Hem benimle, hem de bireysel olarak tek başına oyun oynamasına fırsat verdiğim için enerjisini daha çabuk atıyor.
  2. Eğer ağlıyorsa, ağladığı olayı / durumu Güneş’e unutturmak yerine, istediği kadar ağlamasına ve bağırmasına izin veriyorum ki yine içindeki enerjiyi dışarıya çıkarsın, ferahlasın ve taşkınlık yapmasına gerek kalmasın.
  3. İstemediğim bir şey yapıyorsa ya da talep ediyorsa, O’na “hayır” demeden önce mümkün olduğunca kısa ve anlaşılır cümlelerle nedenini açıklamaya çalışıyorum. Açıklarken de kaşlarım çatık değil, gayet güleryüzlü ve ses tonum da olabildiğince yumuşak olarak. Örneğin, bir yerdeki süs eşyasını almak istiyor diyelim. “Annecim, bu bir süs eşyası, bir dekor. O yüzden bunu elimize alamayız. Elimizden düşüp kırılabilir ya da ayağına düşerek ayağını da acıtabilir. Eğer merak ediyorsan bir kereliğine birlikte bakalım, sonra yerine kaldıralım” diyor, birlikte bir kere inceleyip, Güneş’i ikna ettikten sonra yerine kaldırıyoruz. Bir kere merakı gitmiş olan çocuk, ikinci kez zaten ısrar etme gereği duymuyor. Çünkü o eşyayla oynamak istemesinin sebebi, zaten keşfetmek istemesi. Genelde bir kere söylemem yeterli oluyor böyle durumlarda fakat bazı durumlarda da birkaç kere hatırlatmam da gerekebiliyor. Bunlardan bir tanesi, çoraplarını çıkarmaması gerektiği. Bu konuda onu ikna etmem 2 ayımı aldı. Ya da beyaz eşyaların düğmelerine basmaması gerektiğini öğrenmesi en az 3- 4 ayımı aldı. Bunlar istisnalar fakat yine de her konuda ısrarla ve sinirlenmeden, öncelikle kendim rahat olarak, her seferinde de açıklamalar getirerek % 95 başarı sağlayan bir yöntem bu. O’nunla konuşurken de mutlaka göz hizasında oluyorum. Ne O’nun gözleri benim gözlerimden yukarıda bir hizada, ne de benim gözlerim O’nun gözlerinden yukarıda bir hizada değil. Eşitiz. Bu, psikolojide de eşitiz demekmiş..
  4. Sinirli olduğu zamanlarda isteklerini yapmıyorum. Bunu yaparken de mutlaka yine yumuşak bir ses tonuyla “ağlaman hiçbir şeyi değiştirmeyecek. Sakinleştiğinde tekrar bu konuyu konuşabiliriz” diyorum. Ben böyle derken o ağlamaya devam ediyor. Hatta ben böyle deyince bir tık daha sesli ağlıyor fakat ağladığı için müdahale etmiyorum, susturmaya ya da unutturmaya çalışmıyorum. Sadece ağlayarak hem sinirini hem de enerjisini atmasına müsaade ediyorum. Böylece zaten sakinleşiyor
  5. 2 yaş sendromunun özelliklerinden biri olan vurma eylemini, Güneş kendi üzerinde değil ama benim üzerimde sıklıkla denemeye başladı 🙂 Kızdığı zaman hemen bana eee deyip yapıştırıveriyor. Bazen sinirinin şiddetine göre daha çok ve birkaç kere vuruyor, bazen de sadece bir kere vuruyor. Böyle durumlarda, asla sen bana nasıl vurursun, ben senin annenim gibi sözlerle yine O’nu engellemeye çalışmıyorum. Çünkü farkında olduğum ve kesin olarak bildiğim bir şey var ki; bunu yapması çocuğun karakteri, alışkanlığı ya da izlediği yol değil. Bu durum, O’nun için geçici bir dönem ve bulunduğu yaş gelişimi zaten bunu gösteriyor. Bu sebeple bana vurduğu zaman bunu hakaret, saygısızlık, anneye el kaldırılmaz, sen naptın gibi kaş çatarak karşı çıkmak yerine bana vurmasına bu dönem (ortalama 36 ay civarına kadar sürecek olan dönem) müsaade ediyorum. Sakin davranıyorum. Eğer çok çok fazla ileri giderse, sadece bir kereliğine ama canım acıyor annecim dediğimde zaten kıyamıyor ve bırakıyor.
  6. Tuvalet eğitimi için henüz kendini hazır hissetmediğinden, üzerine gitmiyorum. O’na bu konuda da baskı yapmadığım gibi, bu konuda bildiğim başka bir şey daha var ki; çocuklar tuvalet alışkanlığına psikolojik olarak da hazır olduğu zaman ancak başlanmalı. Bu dönemlerinde, çocuklar için kendilerine ait olan her şey kıymetlidir ve genelde paylaşmak da istemezler. Bu şey bir kaka ya da çiş olsa bile.. O yüzden bezimiz de kıymetlidir.. Tuvalet konusunda ısrarcı olmadığım gibi, genelde bez değiştirmelerimiz de bizim olaylı geçer 🙂 Bunu da farklı bir yöntemle çözdük, O’nunla bir anlaşma yaparak. Bezini bana verirse, yaptığı bu harika kaka dolu bezle, akşam babamıza sürpriz yapacağız. Babamız da çok sevinecek bu kaka için. Temiz olan bir bezi de kirli bez gibi saklayıp akşam babamıza veriyor. Böyle yapınca bezini değiştirtiyor :))
  7. Bir olay karşısında nasıl hissettiğini ve O’nu anladığımı kendisine ifade ediyorum. Mesela, diyelimki şurup içeceğiz fakat Güneş içmek istemiyor. O’na sarılarak, “Tatlım şurubun tadını sevmiyorsun, bunu biliyorum. Şurubu içtiğin zaman ağzında acı bir his oluyor ve sen bundan hoşlanmıyorsun, bunu da biliyorum. Ama hasta olduğun için bu şurubu içmek zorundasın. Eğer içmezsen zorla da olsa ben bu şurubu sana içirmek zorunda kalacağım ve ben sana zorla bir şey yaptırmak istemiyorum. Lütfen annecim, sadece bir kaşık içeceğiz. Hemen sonrasında zaten su da vereceğim sana” diyorum ve şurubu içiyoruz. Bu şekilde ne hissettiğini ve O’nu anladığımı kendisine ifade ettiğimde daha da rahatlıyor ve iş ortaklığına giriyor ya da söz konusu durum için çözüm bulabiliyoruz, hislerimizi dile getiriyoruz.
  8. Korktuğu şeyleri sevimli gösterecek oyunlar oynuyoruz. Mesela, Güneş doktordan çok korkuyor. Her muayenede Doktor Ayla Hanım’ın yanında ağlıyor. Biz de eve gelince doktorculuk oynuyoruz. Önce ben Doktor Ayla Teyze oluyorum. Elime herhangi bir şeyi stetoskop yapıp, Güneş’e öksür bakalım deyip sırtını ve göğsünü dinliyorum. Merhaba kulakçığım, şimdi sen iyi misin sana bakacağım diyorum ve kulağının içine bakıyorum. Merhaba öteki kulakçığım, bakalım sen de iyi misin diyorum ve öteki kulağına bakıyorum. Merhaba minik ağız. Bakalım sen nasılsın, hemen bana bir aa yapar mısın diyorum ve doktorumuzun muayenesi gibi O’nu muayene ediyorum. Sonra ben hasta oluyorum. O da Doktor Ayla Teyze oluyormuş, ismimiz de bu oluyor mutlaka 🙂 Aynı işlemleri bana yapıyor ve bu şekilde yavaş yavaş da olsa mesela, bu korkumuzu aşıyoruz. Öyle sanıyorum ki çok kısa zamanda bu korkumuzu ve bunun gibi korkularımızı da aşacağız. Oldukça faydalı ve kesin çözümlü bir sonuç oluyor.

Kısacası diyeceğim o ki, bizim 2 yaş sendromumuzun bu denli uyumlu ve hafif geçmesinin sebebi, sanıyorum ki benim Güneş’e bu olanakları sağlamam, sabırlı olmam, durumun farkında olmam ve bu şekilde yol izlemem.

İnat dönemi ya da özerklik dönemi diye de adlandırılan 2 yaş sendromu, kişinin kendi benliğini bu yaş civarlarında farketmesi, sınırlarını tam olarak bilememesi, neyi ne kadar yapabilirliğini çözme gayreti, benlik kavramını farketmesi ile başlayan sancılı bir dönem aslında genel olarak olaya bakarsak. Fakat bu, çocuğun yaşı ve yaşının özellikleri arasında olan bir durum ve normal gelişim sürecinde olması gereken bir durum. Bunun farkında olan anne babalar da daha ılımlı, daha sabırlı, daha anlayışlı olarak çocuğa yardımcı olabilirler. Evet, sinirlenmemek kimi zaman mümkün değil gibi gözükebilir ama aslında tek yapmamız gereken; O’nun seviyesine inerek düşünmek. Çok basit düşünmek. Sanki karşımızdaki büyük insanmış gibi düşünmemeliyiz ve bu şekilde O’na davranmamalıyız.

Diyelim ki çocuk bize bir şey atıp da canımızı yaktı. Bu durumda 2 şeye dikkat etmeliyiz; Birincisi bunu bilinçli mi yaptı yoksa farkında olmadan mı? İkincisi, canımız yanınca O’na nasıl davranıp, ne söylediğimiz. Eğer çocuk bunu bilerek yaptı ise zaten durumu izah etmeliyiz. Ama çocuğun amacı bizim canımızı yakmak da olmayabilir. Dolayısıyla aramızda minik bir kaza yaşanmış olabilir. Böyle bir durumda çocuğu anlamalı, O’nu gereksiz yere kırmamalı ve bağırmamalıyız. Bu durumu ya da yanlış anlaşılmayı açıklayabilecek becerisi de olmayacağı için, çocuk zamanla kendini savunamamayı, ifade edememeyi, hata yapmaktan çekinen bir birey olmayı, sessiz ya da ürkek olmayı, eleştiriden korkan özgüvensiz bir birey olmasını da sağlayabiliriz hiç farkında bile olmadan.

Sabrımız da sevgimiz kadar bol olsun,

Sevgiler

instagram.com/sulealkis

birannetavsiyesi@gmail.com

MENÜ