10 Günlük Açlık Orucu

Açlık orucu ve on günlük açlık orucuyla ilgili deneyim ve bilgi paylaşımına başlamadan önce birkaç detaya özellikle değinmek istiyorum ki lütfen bu bilgileri kulak ardı etmeyin. Birincisi; açlık orucu hakkında her bilgi vereni ya da açlık orucunu her tutan kişiyi rehber almayın çünkü sağlık dediğimiz şey şakaya gelmez. O nedenle ben de bu yazımı paylaşmadan önce Hatice Misge ablamdan, rahmetli Aidin Salih’in kızı Umidacığımdan ve Bahadır Cevizci’den onay aldım ki dosdoğru bilgi aktarabileyim ve bu vesile ile birincil kişilerle açlık orucunu araştıran okurlar arasında arada köprü kurmuş olabileyim. Açlık orucu hakkında doğru yanlış çok fazla söylem var, araştırmadan orucu uygulayanlar var ve hatta oruçtan sonraki sürece dikkat etmeyenler var. Dolayısıyla bunların hepsi belli bir noktadan sonra risk bile oluşturabilir.

İkinci bahsedeceğim durum ise, açlık orucunu muhakkak bir danışanla yapın derim, fikrimce. Gerçek Tıp kitabı bu anlamda size çok yardımcı olacaktır fakat bu alanda iyi bir eğitim almış, gerçekten uzman birinin de gözetiminde olursa bu, sizin için her zaman daha iyi olacaktır. Böylelikle süreci daha bilinçli ve farkındalıkla takip etmiş olacaksınız. Bu vesileyle sevgili Hatice Misge ablama, değerli arkadaşım Umidacığıma ve benden desteğini hiçbir zaman esirgemeyen Bahadır Cevizci abime oruçlarım esnasındaki destekleri ve yardımları için, açlık orucu ile ilgili bilgilendirmede yalnızca bana değil, bu vesileyle hepimize de katkıda bulundukları için bir kez daha yürekten teşekkür ederim.

3 günlük açlık orucu için ve başlangıç bilgileri için Açlık Orucu ve Hatice Misge İle Açlık Orucu Röportajı yazılarımdan detaylarına ulaşabilirsiniz.

Açlık orucu nedir ve neden adı Açlık “Orucu”?

Sağlık kavramını üç başlık altında incelemeliyiz: Beden sağlığı, ruh sağlığı, zihin sağlığı. Bu üçünün toplamı holistik sağlıktır ve bunlardan birinin bile kötü olması demek, sağlığın iyi olmadığını gösterir. Yani sadece beden ya da sadece zihin ya da sadece ruh sağlığı değil, hepsinin dengede olması gereklidir ve biri iyi olmadan zaten diğerlerinin iyi olması da beklenemez…

1970’li yıllardan beridir Rusya’da açlık ile tedavi uygulanmakta. Üstelik yalnızca bedensel değil, yine ruhsal rahatsızlıklarda da açlıkla tedavi uygulanmakta ve olumlu sonuç değerleri oldukça yüksek.

Aidin Salih ise, İbni Sina gibi sağlığı holistik olarak değerlendirdiği için açlıkla orucu birleştirmiştir. Kısacası açlık orucu ibadet orucu değildir fakat bütünsel sağlık için uygulanan bir yöntemdir. Bu nedenle de adı açlık orucudur. Sadece iftar ve sahur arası su içildiği için de su orucu da denilir.

Aidin Salih Kimdir?

Aidin Salih Ukrayna’da dünyaya gelmiş bir hekimdir. O yıllardaki savaş nedeniyle çocukluğu zor şartlar altında geçmiştir. Tıp Koleji’nden mezun olduktan sonra hastanelerde çalışmış, modern tıpla yakından tanışmıştır. Bu vesileyle modern tıbbın temel prensiplerine karşı skeptik bakış açısı şekillenmiştir. Kuşkuları devam ederken, bir yandan da biyoloji bölümünü okumuştur.

Aidin Salih tıp fakültesinden edindiği bilgilerden ziyade, biyoloji fakültesindeki bilgilerden yararlanmıştır çünkü modern tıpta uygulanan ve insan müdahalesi ile yapılan tedaviye göre doğanın ve canlıların aslında ne kadar mükemmel bir sistemle çalıştığını anlamıştır. Fakat bu da ona yetmemiştir: Edindiği bilgiler ve tecrübeler, kendisinde hala bir eksiklik olduğunu hissettirir ve hala bir arayış içindedir… Böylelikle de alternatif yöntemleri araştırmaya başlar. Açlık orucu ve diğer birçok tedavi yöntemiyle de bu vesileyle tanışır.

70’li yılların sonunda İbn-i Sina’yı incelemeye başlayıp, büyük faydalarını görür. 40 yaşından sonra Müslüman olduğunda Kuran-ı Kerim ve Hadis-i şeriflerle tanışır ve hakikatin farkına varır… Ve böylece binlerce insana faydası dokunan ve bize unutulanları hatırlatan rahmetli Aidin Salih, sağlığı bütüncül ele alarak, “Gerçek Tıp” ilmini aktarır.

Hatice Misge’nin de yardımlarıyla Gerçek Tıp kitabını yazar. Seçerek aldığı talebelere yaptığı Gerçek Tıp Derslerinde aktardığı bilgiler Son Söz I ve Son Söz II isimli iki kitap halinde vefatından sonra yayınlanır.

Kendisini rahmet ve duayla anıyorum. Allah ondan razı olsun…

Açlık Orucundan Sonraki Süreç Ne Derece Önemlidir?

10 günlük açlık orucuna bile değinmeden, bu başlığı özellikle ilk sıralara alıyorum çünkü orucu tutmak kadar, sonrasındaki süreç de oruç kadar önemli, hatta sağlığınız için yüzde yüz uyulması gerekecek kadar önemli. İnsanlar orucu tutuyor fakat sonrasındaki sürece dikkat etmiyor. Bu kez ne oluyor; iyileşemedikleri gibi, olası yaşanılan sağlık problemlerinin sebebi olarak oruç ve açlığı görüyorlar. Oysaki kimi zaman bilgi eksikliği, kimi zaman umursamazlık, kimi zaman da “canımızın çekmesinden” dolayı nefsi yaklaşımımız sebebiyle, oruç sonrasında yapılan gıda tüketimi hatası sıfır olmalı. Bu, bu derece önemli. Mesela 3 günlük açlık orucu tuttuysanız, oruçtan sonraki ilk üç günlük gıda tüketimi; on günlük açlık orucu tuttuysanız da oruç açımından sonraki ilk on günlük gıda tüketimi çok önemli. Misal; on günlük açlık orucu tuttuysanız, orucun ilk gününü kebapla açamazsınız. Ya da ikinci üçüncü günü ağır yiyemezsiniz. Bağırsak düğümlenmesi başta olmak üzere, birçok rahatsızlığa yol açabilir.

Bu durum elbette gözünüzü korkutmasın. Korktuğunuz tek şey bilinçsizce oruç tutmak, oruç sonrasına dikkat etmemek olsun. Halis bir niyetle yola çıktığınızda başlarda biraz zorlansanız dahi, inanın çok kolay geçiriyorsunuz. Özellikle de 10 günlük açlık orucunu. (Bunu şükürler olsun ki geçen yıl toplamda 25 hafta üst üste her haftanın 3 günü, yani yılın yarısını açlık orucuyla geçirmiş, bir yıl sonra da 10 günlük açlık orucu tutmuş biri olarak söylüyorum.) Yeter ki doğru yapın, bilinçli yapın, niyetiniz ve tevekkülünüz sağlam olsun. Yazının devamında açlık orucu açıldıktan sonra nasıl beslenilmesi gerektiğine dair de bilgi paylaşımı yapacağım.

Açlık Orucuna Hazırlık Nasıl Yapılmalı?

Açlık orucuna başlamadan önce beslenme şeklimizi düzeltmeliyiz. Aslında bu, bedeni yavaş yavaş alıştırmak da demek. Burada demek istediğimi biraz daha açayım: Yıllarca kullandığımız kimyasallar (deterjanlardan tutun da parfümlere varana kadar), tükettiğimiz paketli gıdalar, GDO’lu ürünler, hibrit tohumlar derken bedenimize giren toksik maddeler deyim yerindeyse bedenimizi çöplüğe çevirir. Bu çöplük hem bedensel, hem zihinsel, hem de ruhsal sorunlara neden olur. Yılların bu birikimini vücuttan atabilmek için açlık orucu gerekli, fakat ondan önce bedeni bu sürece hazırlamak da önemlidir.

Kullandığımız saç boyaları direkt olarak beyni etkiler mesela. Çünkü bıngıldak, hiçbir zaman, tam manasıyla kapalı değildir. Kullanılan deterjan ya da parfüm gibi malzemelerin içeriğindeki kimyasalların bilhassa kadında beyin ve rahim olmak üzere, psikolojik sorunlar dahil, nelere sebep olduğunu bir araştırın, o zaman daha net anlayacaksınız. Gerçek Tıp kitabı bu konulara da ağırlıklı olarak yer veriyor.

Sorunun cevabını toparlayacak olursam: Bu şartlarda ve bu yaşam tarzındaki bir kimsenin bedeni, hemen açlık orucu yapmaya, bilhassa da 10 günlük açlık orucu yapmaya hazır olmayabilir. O nedenle ilk önce sıvı beslenme (sebze ve meyvenin suyunu taze olarak sıkarak) ile başlayıp, sonrasında usulünce iftar ve sahur yaparak oruç tutup bedeni alıştırmak; karaciğer temizliği yapmak, sonrasında 3 günlük, daha sonra da 10 günlük oruçlara geçmek makul olandır. Bedeni alıştırmak ve yavaş yavaş arındırmak önemli bir detaydır. Bedenin biriktirdiği toksik maddelerin çokluğuna göre, açlık orucuna yavaş yavaş başlamak, ama muhakkak başlamak sağlığımız açısından hakikaten elzemdir. Bu süreç lütfen gözünüze uzun gelmesin. Eğer yapılamayacak olsa idi, inanın ben yapamazdım çünkü ve maalesef iştahı yerinde, yemek yemeyi seven biri olarak söylüyorum ki, bilinçle ve tam teslimiyetle niyete girer ve sabrederseniz, işiniz hem kolay hem de ödülünüz çok büyük olur. Maneviyatınızın da güçlendiğini kesinlikle göreceksiniz.

Ek olarak da şunu söylemek isterim: Hacamata uygun olan günlerde ve kesinlikle ama kesinlikle işin ehli birine hacamat yaptırmak da faydalıdır aslında. Bu detay şart değil fakat yapılması güzel olur, yerinde olur, çok da iyi olur.

İbadet Oruçlarımız Yeterli Değil Midir?

Hiçbir gıda ile oynanılmamış, genleri bozulmamışken, havamız suyumuz ve toprağımız tertemizken, kimyasallar hayatımıza dahil değil iken, ilim unutulmamışken, tevekkül ve teslimiyet, niyet ve zihin bu denli kirlenmemişken, büyüklerimiz iftarını üslubunca açarmış. Yani bizim şu an yaptığımız gibi iftar sofralarında karışık ve çok çeşitli yemeklerle tıka basa karın doyurarak değil, bir kase çorba ile açılırmış oruç. Şimdi, acıktığımızı sandığımız anlarda bile aç değiliz aslında. Vücut çok yemeye alışık olduğu için acıktığımızı sanıyoruz desem, bu durumun ehemmiyeti acaba kaç kişi tarafından idrak edilebilir, bilmiyorum…

O çorbayı içerken de üflemezlermiş mesela. Soğumaya bırakırlarmış çünkü yemeğe üflenildiğinde -bilhassa çocukları yedirirken çok yaparız bunu- ağzımızdan çıkan gazın zararlarını, ağız yolundan gelen mikropları onlar bilirlermiş… Çünkü o zamanlar ilim günlük hayatın içinde yaşıyormuş. Bilim bile birçok şeyi henüz tespit edememişken onlar bilinçliymiş çünkü İslam’a göre yaşayanlar bu bilgilerin çoğunu biliyor, bildiklerini de sözde değil, gerçekte yapıyorlarmış (Maske ile ağıza tekrar geri alınan havanın zararlarına da ayrıca dikkat çekmek isterim bu vesileyle de…) Şimdi bizler gibi unutmuş, ya da unutmasak bile uygulamada tembel, yarım yamalak yaşayarak değilmiş yaşam tarzları, nefsi terbiyede kolaylık varmış.

Peki biz şimdi ibadet oruçlarımızı nasıl yapıyoruz: İftardan sahura kadar tıka basa ve karışık beslenerek yemek yiyoruz. Acıkırım korkusuyla sürekli bir şeyler atıştırıyoruz. Hoca imsak vakti Allah’u Ekber diyene kadar yiyip içiyoruz. Sonra ne oluyor; bedene çok daha fazla yüklenilmiş oluyor ve vücut asitleniyor. Hele bir de kolalar, gazozlar, yemeğin üzerine tatlı ve meyveler, karışık beslenmeler, paketli gıdalar, şekerli atıştırmalar… Hani, nerede kaldı şimdi orucun faydası? İbadetlerimiz kabul olsun inşallah hepimizin ama böyle beslenince orucun hakkını verebiliyor muyuz? Hala nefse çalışmıyor muyuz? Bunları da bu kadar açık söylemek durumundayım çünkü kendim dahil hepimize bu doğruları hatırlatmak isterim…

Önceden yemeğe tuz ile başlanırmış. Akşam yemeği de terk edilmez, hava kararmadan yenilirmiş. Ara öğün, atıştırmalar yokmuş. Kan grubuna göre beslenilirmiş. Yemeğe üflenmezmiş. Pişmiş yemek ertesi günü tekrar ısıtılmazmış. Az yenir, çok çiğnenirmiş. Besmele ile başlanırmış. Acıkmadan yenilmezmiş. Sebze ve meyveler çiğ tüketilirmiş.

Uzun lafın kısası, ibadetlerimiz inşallah kabul olsun (âmin) ama İslam’ın yaşadığı dönemlere bakıldığında “beslenme ve sağlık açısından değerlendirirsek”, bu şekilde beslenme ve hayat düzeni devam eden biri için oruç, sağlık açısından yeterli midir? Bu soruyu kendi yaşam biçiminize göre kendinize sorup, cevabınızı bulun lütfen. Üstelik hani bilimsel konuşmuyoruz ya burada(!), bilim henüz bu bilgilerin doğruluğunu fark etmeden önce bizim dinimizde, bizim kültürümüzde, bizim yaşam biçimimizde bunlar uygulanılıyormuş. Şimdi unuttuk ya da unutturulduk; sebep ne olursa olsun, sonuç olarak kadim bilgiler ve ilim raflarda tozlu duruyor maalesef…

Açlık Orucu Nasıl Tutulur?

Hatice Misge İle Açlık Orucu Röportajı yazım ile Açlık Orucu yazımda, daha öncesinden bilgi paylaşımı yapmıştım. Yazıların üzerine tıklayarak daha detaylı bilgi edinebilirsiniz.

Açlığın hafif ve etkili geçmesi için hazırlık aşaması çok önemlidir. Açlığa niyet edilen günden bir gün önce tüm gün hafif beslenmeli, mümkünse kan grubuna göre beslenmeli ve ağır yiyecekler tercih edilmemelidir. Sebze ve meyve ağırlıklı beslenmelidir. Akşam 7’den sonra hiçbir şey yenilmemelidir. Bağırsak boşaltımı için lavman yapılabilir ya da bir tatlı kaşığı kadar İngiliz tuzunu bir bardak suda eriterek ya da bir çay kaşığı kadar sinameki tozu yutularak, akşamdan yeme içme sonlandırılır. Bağırsak temizliği çok önemli bir ayrıntıdır. Yapılmadığında baş ağrısı, mide bulantısı, kusma ve aşırı halsizlik olabilir. Sonrasında niyet edilir. “Allah’ım niyet ettim bildiğim ve bilmediğim, görünür olan ve olmayan tüm rahatsızlıklarımdan kurtulmak için açlık orucu tutmaya” gibi… Orucun en önemli noktalarından biri de budur çünkü niyet ve tevekkül ile tutulan oruç inanın daha rahat geçer. Niyetle birlikte beynimiz mesajı alacak ve bedenimiz maksimum arınmayı hedefleyecektir. Niyet ettiğimiz andan itibaren açlık orucu sürecine girmiş oluruz. Yazının 10 günlük açlık orucu bölümüne geldiğimizde bu konuya daha detaylı değineceğim.

Ertesi günü sabahı orucun ilk günü olur. O gün iftar vakti 3 yudum su ile oruç açılır ve sonrasında hiçbir şey yenilip içilmez fakat vücut ihtiyaç duyduğu miktarınca, imsak vaktine kadar su içmeye devam edilebilir. Kaç gün oruç tutuldu ise, o kadar süre boyunca oruç bu şekilde devam eder. Diyelim ki 3 günlük açlık orucu yapıyorsunuz. 4. günün sabahı taze sıkılmış meyve suyu içilir. Acıkınca da meyve yenir. Öğlen salata veya meyve tercih edilir fakat tercih edilen meyve hep tek çeşit meyve olmalıdır. Akşam yine tek çeşit yemek yenebilir fakat yine hafif ve mevsiminde olan bir sebze yemeği tercih edilmelidir. Açlıktan çıkılan ilk gün özellikle çok önemlidir ve kaç günlük açlık orucu tutulduysa, açlıktan çıktıktan sonraki gün de aynı sayıda olacak şekilde beslenme bu şekilde daha da dikkatle devam eder. Diyelim ki 3 günlük açlık orucu yaptınız. Oruçtan çıktıktan sonraki ilk üç gün de gıda tüketimi ve beslenmeye çok önem vermelisiniz. 10 günlük gibi uzun açlıkların ise programı daha ayrıntılıdır. Gerçek Tıp kitabından hepsine detaylı ulaşabilirsiniz. Yazının devamında buradan da paylaşacağım.

Oruç esnasında içtiğimiz suya da dikkat etmeliyiz. Su, canlı su olmalıdır. Kaliteli su dondurulup eritilmiş, okunmuş ya da en azından canlandırılmış su olmalıdır. Bir gün önceden içme suyunu buzluğa kaldırıp dondurun. Ertesi gün suyu dışarıya alıp erimeye bırakın. Eriyen suyun dibine çöken çökeltiye dikkat edin. Suyu eridiği kaptan temiz bir kaba, dibindeki çökeltiyi geride bırakarak aktarın. Eğer o an için okunmuş ya da eritilmiş suyunuz yok ise, o zaman içeceğiniz suyu bir bardaktan diğer bir bardağa olabildiğince yüksekten aktarın. Bu işlemi 3 ya da 7 kez yapın.

Ayrıca canlı su için taş kullanımı paylaşımımda da aktardığım gibi; nehir gibi akan suyun içerisinde bulunan taşların enerjisini kullanmak da faydalıdır. Doğanın içinde, doğal yollarla oluşan su sürekli olarak doğayı dinler ve bir hafızası olduğu için kaydeder. Kuş sesi, rüzgâr sesi, yaprak sesi… Ve o suyun içerisinde bulunan taşları temizleyip sürahinin içine koyduğunuzda suyu canlandırırsınız.  

Suyu sadece canınız su istediğinde için. Fazladan içmeye gerek yoktur. Suyu yudum yudum ve yavaş yavaş içmek gerekir.

Hayırlı olsun. Bedeninize bir iyilik yaptınız ve şifa dolu bir 36 saat yaşamasına müsaade ettiniz. Size olan geri dönüşü inanın bunun kat be kat üstünde olacaktır… Şifa olsun…

Açlık Orucu Bedene Eziyet Değil Mi?

Açlık orucu bedene eziyet değildir. İlk zamanlar tutmak çok kolay olmayabilir çünkü vücutta biriken toksik maddeler ve alışkanlıklarımızdan dolayı sürekli beslenmeye dair yönelimimiz bizi zorlayabilir fakat bunun adı asla eziyet değildir. Dünyanın birçok yerinde intermittent fasting olarak uygulanan açlık orucu ve yine Rusya’da bir tedavi şekli olan açlık, nasıl ki eziyet değil de bir iyileşme ve sağlıklı yaşam koşulu ise, açlık orucu da öyledir. Onlardan farkı ise maneviyat yönü olmasıdır. Bedende ne kadar çok “çöp” birikmişse ve beden ne kadar zamandır çok ve karmaşık yemeye alışmışsa, bu nedenlerden ötürü arınma süreci boyunca ilk zamanlar elbette zorlayıcı olacaktır fakat eziyet olarak tanımlamak mı daha doğrudur, yoksa ileriki zamanlarda ağır hasta olup da o ilaç ve ağrılarla yaşamak mı eziyet; kendi cevabınızı yine kendiniz veriniz. 🙂

Açlık Orucunun Zararları Var Mı?

Bu sorunun cevabını yazının yukarıdaki bölümlerinde vermiştim fakat soruyu bir de bu şekilde sorup, tekrar cevaplamak istedim çünkü bu şekilde sorular da çok oluyor.

Açlık orucunun hiçbir zararı yoktur fakat kilit nokta şudur: Zararı olan şey; vücuttaki biriken toksik maddeler ne kadar fazla ise, o denli dikkatli ve yavaş ilerlemek gerekir. Ayrıca gün içinde kimi zaman farkında olarak, kimi zaman da farkında olmadan sürekli atıştırır dururuz. Karışık besleniriz. Gereğinden fazla yeriz. Canımız sıkılır yeriz. Depresyona gireriz yeriz. Eğleniriz yeriz. Bir araya toplanırız yeriz. Çocuğun tabağındakiler ziyan olmasın diye çocuğumuzun tabağındakileri yeriz. Yemek pişirirken pişmiş mi diye kontrol ederken yeriz. Yani aslında belki de, hiç farkında bile olmadan, sürekli yeriz ve bu şekildeki beslenme düzeninden dolayı vücut “gerçek manada açlık” nedir; aslında hiç bilmez. Yine bu alışkanlıklardan dolayı da açlık orucuna adapte olmakta zorlanabiliriz. Açlık orucundan çıktıktan sonra (dikkat ederseniz ben sürekli bunu hatırlatıyor ve bunu söylüyorum) yine yenilene dikkat etmez isek, bu kez açlığın arındırdıklarını vücuda geri toplarız ve bu kez bunun faturası ağır olur. Üstelik bir de ağır yemekler yenir ya da açlıktan çıktıktan sonraki gün yenilmesi gerekenlere ve miktarına dikkat etmezsek bedenimiz zarar görebilir. Fakat burada az önce de dediğim gibi zarar veren oruç değil, biz kendimiz oluruz. Nefsi sebeplerden ötürü yemeye meyilli olmak, ölçüyü kaçırmak, karışık beslenmek gibi. Bu kez vücutta bilhassa sinir sistemi ve bağırsak sisteminde zarar görebilir. “Fakat fakat fakat” bilinçle hareket eder isek, bunların hiçbiri gerçekleşmez ve en yüksek fayda ile açlık orucunu tamamlarız.

İşin bu kısmı göz korkutmasın. İnsanın kendini iç dünyasında geliştirmesi için de ayrıca fırsat olan bu durum, “bilinçle”, “farkındalıkla”, “özenle”, “tevekkülle”, “dikkatle” yapılırsa, hiçbir zararı yoktur. O yüzden irademize hükmetmemiz gerekir ve irademize hükmetmeyi de öğrenmemiz gerekir. O nedenledir ki iç dünyanı geliştirmek, kendini eğitmek ve iradene hükmetmeyi öğrenmek için de bir fırsattır açlık orucu.

İlk önce sıvı diyeti ile başlanması her zaman doğru olandır. 1 hafta kadar sıvı diyeti uyguladıktan sonra 1 hafta bir günlük ibadet oruçları, ardından 1 hafta 2 günlük açlık oruçları, sonraki hafta da 3 günlük açlık oruçları yaparak beden de yavaş yavaş oruç sürecine hazırlanır. 5-11 hafta boyunca 3 günlük açlık orucu yaptıktan sonra karaciğer temizliği yapılır. Bir detay daha var ki bu sorunun cevabı bir tane değildir çünkü herkesin sağlığı da, orucu tutma sebebi de farklı olduğu için kişiye göre değişir. En sağlıklı ve doğru olan yöntem bu şekilde yavaş yavaş geçiştir.

Açlık Orucunu Kimler Tutabilir Ya Da Kimler Tutamaz?

Aslında bu sorunun yanıtı da kişiye göre değişir fakat “genelleme” yaparak cevaplamak gerekirse: Plastik malzemeleri ya da temizlik ürünleri gibi kimyasallara çok fazla maruz kalan kişiler açlık orucu yapamaz. Bunun için ilk önce beslenme şeklini düzeltmek gerekir. Bu denli kimyasala maruz kalan bir bedenin toksik birikimi fazladır. Ayrıca bu maddeler kişiyi ruhsal olarak da fazlasıyla olumsuz etkiler. Vesvese, depresyon, panik atak, ruhsal bunalım bunlardan birkaçı… O nedenle kimyasallara maruz kalanların çok dikkatli ilerlemeli ve yukarıda bahsettiğim gibi adım adım açlık oruçlarına geçmelidir.

Beslenme şeklini yukarıda bahsettiğimiz gibi düzeltmeden, şeker hastası birinin de açlık orucu tutması risk oluşturabilir, hatta şeker komasına girebilir. Vücudunda çok toksik madde olanlar ve ağır böbrek hastaları da tutamaz. Tarım ilacı, plastik fabrikaları, boya malzemeleri, deterjanlar gibi kimyasalı bol olan yerde çalışmak ya da böyle bir yerde çalışmıyorsa bile tarım ilacı kullanarak çiftçilik yapmak bile ağır toksik maddelere maruz kalmak demektir. Bu nedenle birden uzun oruca başlanılmamalıdır. Yavaş yavaş, adım adım açlık orucuna geçilmeli, yukarıda bahsettiğim şekli ile ilerlemelidir. Neden; çünkü vücudun belli yerlerinde depolanan toksik maddeler açlık orucu ile kana karışır. Böylelikle de dolaşıma girer ve karaciğerden süzülmesi gerekir. Karaciğer de uzun açlıklarda çok fazla toksik kana karıştığı için, süzme işlemi sırasında kendinde de tortu bırakır. Birden o kadar ağır ve zehirli toksik maddeler kan dolaşımına girerse zehirlenme olur. Onun için her gün deterjan kullananlar, temizliğe giden hanımlar, bir şekilde kimyasal ürünlerle ilgili bir ortamda çalışanlar birden bire uzun açlık yapmamalılar. Hatta onlar gözetimle yaparlarsa daha iyi olur. Önce birkaç hafta detoks, ardından birkaç hafta 36 saatlik, sonrasında birkaç hafta 2 günlük ve sonra da 3 günlük açlık orucuna geçebilirler. Kendilerini dinleye dinleye yapmalılar.

Oruç Esnasında Tehlike Var mı?

Yukarıda detaylarına inerek aktarmaya çalıştığım gibi; usulünce, dikkatli, orucun amacına her türlü uyarak yapıldığında hiçbir zararı yoktur. İlk önce bunu anlamak çok önemlidir. Oruç esnasında yaşanabilecek durumlar ise bedenin temizlendiğinin bir göstergesidir fakat şahsi fikrim, oruç tutarken bilir kişi gözetiminde yapılması önemlidir. İşin ehli olarak gözüküp, hiçbir şey bilmeyen ya da sırf deneyimliyor diye ya da açlık oruçlarından bahsediyor diye rast geldiğiniz birine danışmak yerine, konuya hâkim olan doğru kişilere ulaşmak da önemlidir.

Oruç Esnasında Ne Gibi Yan Etkiler Yaşanabilir? Olasılıklar Nelerdir?

Açlık orucuna başlarken, hazırlık süreci açlığın nasıl geçeceğini doğrudan etkiler. Doğru şekilde yapılmış bir hazırlık kolay ve rahat bir açlık sürecini de beraberinde getirir. Tabi ki açlık bir arınma, temizlenme süreci olduğundan hazırlık aşaması düzgün yapılmış olsa dahi bedendeki birikintilerin yoğunluğuna göre yan etkiler azalıp çoğalabilir. Ancak doğru bir şekilde yapılmış hazırlık, her şekilde bu etkileri olabildiğince hafifletecektir.

Baş ağrısı, mide bulantısı, kusma
Özellikle yeni başlayanlarda ve uzun süreli açlık yapılıyor ise ilk üç günde sıkça rastlanan bir yan etkidir. Bedendeki tıkanıklıkların çok yoğun olduğuna işaret eder. Genelde birinci günde, bazen de açlığın üçüncü gününde tamamen etkisini kaybeder. İngiliz nanesi yağı ile şakak ve ense masajı baş ağrısını hafifletebilir. Eğer ağrı şiddetli bir şekilde devam ediyor ise lavman yapılır. Son derece etkilidir.

Baş dönmesi, baygınlık hissi
Açlık esnasında genel halsizlik, ani kalkma gibi hızla yapılan hareketlerde baş dönmesi son derece normal bir yan etkidir. Genelde açlığın ilk günlerinde ortaya çıkar ve ilerleyen günlerde hafifler. Temiz havada yürüyüş ve hafif ılık bir duş bedeni rahatlatacaktır.

Üşüme veya yanma hissi
Açlıkta çok sık yaşanan bir yan etkidir. Özellikle 3 günlük ve daha uzun süreli açlıklarda bir gün üşürken ertesi günü yanabiliriz. Bedendeki metabolik proseslerin değişimine delalet eder. Üşüme hissi varsa bedeni rahatlatacak şekilde giyinilir. Aşırı üşüme olması durumunda iftar ve sahur arasında  içilen su ılık olmalıdır. Ancak ılık suya karşı bir tiksinme varsa o zaman su alımı azaltılır. Bedenin aşırı üşümemesine azami dikkat etmek gerekir.

Ağzın kötü kokması
Özellikle açlığın ilk günlerinde ortaya çıkar ve normal bir haldir. Açlık esnasında parçalanan atıkların yoğun bir şekilde kana karışmasından kaynaklanır. Asidotik Kriz süreci geçtikten sonra fark edilecek derecede azalacaktır. Ancak tamamen ortadan kalkmaz ve genelde açlığın sonuna kadar devam eder (Asidotik krize de on günlük açlık orucumun beşinci gününde değineceğim).

Kas ağrısı, kramplar
Açlıkta metabolizmanın yavaşlaması ile birlikte ortaya çıkar. Genelde uzun süreli açlıklarda yaşanan bir yan etkidir. Sürecin herhangi bir döneminde ortaya çıkabilir. Bu durumda iş yükünün azaltılması, ılık duş ve masaj önerilir.

Eklem ve bel ağrıları
Açlıkta nadir çıkan yan etkilerdendir. Genelde bel ve eklem hastalarında ortaya çıkar ve kısa sürede geçer. Ilık banyo, temiz havada hafif yürüyüşler ve masaj önerilir.

Bedenin değişik yerlerinde ortaya çıkan ağrılar
Açlıkta sıkça ortaya çıkan yan etkidir. Herhangi bir organın arındığına işaret eder. Ender olarak ağrı çok şiddetli olur. Ağrı geçene kadar açlığa devam edilmesi önerilir.

Diş ağrısı
Genelde uzun süreli açlıklarda ortaya çıkar. Uzun süreli açlığa niyetlendiyseniz muhakkak diş kontrollerinizi yaptırıp öyle başlayın. Diş eti kanaması ve iltihabın akması da açlıkta görülebilecek etkilerden bazılarıdır. Karanfili su ile kaynatıp ağzınızı çalkalayabilirsiniz. Açlık esnasında diş fırçalamaya azami dikkat etmek gerekir. Bu süreçte ağızdaki tükürük yapısı değişir ve diş minesine zarar verebilecek hale gelebilir. Bu durumda dişlerimizi kaplayan tabaka koruyucu haline gelir. O yüzden dişlerdeki o tabakadan kurtulmak için diş fırçalama yararlı değil, zararlı hal alır. Dişlerimizi hafifçe tülbentle silebilir ya da hafif bir şekilde misvakla fırçalayabiliriz.

Uykusuzluk
Açlık sürecinde sıklıkla yaşanabilen sorunlardan biri de uykusuzluktur. Bazısında uyku azalırken, bazısında artabilir. Korkulacak bir şey değildir. Uzun süreli açlıklarda eğer uykusuzluk üç dört günü geçtiyse açlıktan çıkış başlatılmalıdır.

Geğirme, mide yanması ve kusma
Açlığın ilk beş gününde çok sıklıkla karşımıza çıkan sorundur. Özellikle mide rahatsızlığından mustarip hastalarda sıklıkla oluşan mide yanmalı geğirmeyi ılık su içerek kusmak hafifletebilir. İlerleyen günlerde sıkıntı azalmıyor ise o zaman sorun hafifleyene kadar az miktarda gazsız mineralli su içilebilir. Eğer açlığın ilerleyen safhalarında aşırı bir mide yanması yaşanıyor ise bu açlığa hazırlık safhasının düzgün yapılmadığını gösterir. Bu durumda açlık durdurulmalı ve yeniden hazırlık aşamasına geçilmelidir. Organ temizlikleri yapıldıktan sonra da açlığa yeniden başlanmalıdır. Genelde uzun süreli açlıklarda mide yanması, kusma ve geğirme ilk 5 gün sonra yok olur. Karaciğer hastalarında kusma yeşil renkli olur ki bu da organda temizliğin başladığına işaret eder. Böyle bir şey olduğunda sabretmeli, lavman yapılmalı ve karaciğer üzerine ılık su torbası konularak organ rahatlatılmalıdır.
Gastrointestinal (sindirim sistemi) hastalarında, asidotik kriz geçip beden endojenik (yani iç kaynaklı) beslenmeye geçtiğinde bazen gastrointestinal patolojilerinde alevlenme meydana gelir. Eğer kronik apendix’te uyarılma meydana geldiyse, o zaman apendix dikkatle gözlemlenmeli, sakin kalınmalı, karın bölgesinin üstüne serinletici kompres yapılmalı ve gerekirse cerrahi müdahale yapılmalıdır (Açlık ile tedavi eden doktorların önerisidir).

Kalp çarpıntısı
Açlık esnasında kalp atışımız genelde düşer. Ancak asidotik kriz öncesi yoğun intoksikasyon (kana karışan zararlı atıkların bedeni zehirlemesi) yaşandığından kalp çarpıntısı yaşanabilir. Bu gibi durumlarda lavman, dinlenme ve ılık duş fayda gösterebilir.

Kalp ağrısı
Çok nadiren şiddetli ağrı olarak seyreder ve kendiliğinden geçer. Belirgin ağrılarda ve ritim bozukluklarında kardiyogram çekilebilir ve gerekirse açlık durdurulur. Bu gibi durumlar çoğu zaman kalp hastalarında görülür. Ritim bozukluğu (aritmi) genelde potasyum eksikliğine işaret eder. 1-2 günü geçen aritmi var ise açlıktan yavaş yavaş çıkılır.

Böbrek sancıları
Böbrek taşı olan hastalar muhakkak sulu açlık yapmalılar. Yani iftar ve sahur arası su içmeliler. Özellikle asidotik krize kadar, yani ilk 5-7 gün arasında ağrı ortaya çıktığında ılık banyo ve bele ılık kompres faydalı olabilir.

Üşütme belirtileri
Bu tip belirtiler çok nadir olmakla beraber bazen açlık yapan dişide kataral anjin (akut boğaz iltihabı) ortaya çıkabiliyor. Bu durumda karbonatlı su veya papatya suyu ile gargara yapılır. Semptomlar bitene kadar açlığa devam edilir.

Tüm bu saydığımız yan etkilerden kaçınmak için özellikle uzun süreli açlıklardan önce doğru yapılmış bir hazırlık şart. Kaliteli bir hazırlık sonunda yapılan açlıklar çoğu zaman maksimum fayda ve minimum zorlukla geçecektir. Yaşanan etkilerin şiddeti aşırı değil ise açlığa devam edilir ancak şiddetli ve geçmiyorsa açlıktan kuralına göre çıkış yapılır. Gereken tüm beden temizlikleri yapıldıktan sonra tekrar açlığa başlanır.

Açlık Orucundan Sonra Karaciğer Temizliği Nasıl Yapılır?

Açlık orucunu aşamalara ayırırsak şayet, karşımıza 4 faz çıkar ve dördüne de bütünüyle uymak şarttır. Bunlar; açlık orucu öncesine hazırlık, açlık orucu süreci, açlık orucu sonrası beslenme ve karaciğer temizliği. Karaciğer temizliği yapılmazsa eğer, açlık orucunda tam olarak arınma gerçekleşemez. O nedenle açlık orucunun en önemli aşamalarından bir tanesi de karaciğer temizliğidir. Karaciğer temizliği için Gerçek Tıp kitabındaki ayrıntılar da şöyle:

Açlık orucunu tamamladıktan bir gün sonra karaciğer temizliği yapılır. Akşam 5’te bir çorba kaşığı magnezyum sülfat bir bardak suda eritilir ve içilir. Magnezyum sülfat bulunmazsa, yarım çay kaşığı öğütülmüş sinameki içilmelidir. 5’ten 7’ye kadar hiçbir şey içilmez. Saat tam 7’de sağ tarafa, karaciğer üzerine ılık su torbası koyarak yatılır ve tuvalet ihtiyacı dışında hiç kalkılmaz. Rafine olmamış 50 gr sızma zeytinyağı ile 50 gr limon suyu karıştırılıp 15 dakika aralıklarla içilir. Toplamda içilmesi gereken zeytinyağı ve limon karışımı ise orta boy ve kilodakiler için 250 gr, boylu ve kilolular için 300 gr ve kısa, genç ve zayıf olanlar için ise 200 gr tüketmek yeterlidir. Limon suyu her defasında içilirken taze sıkılmalıdır. Yağ içerken mide bulantısı yaşarsanız, asla yutmadan ağzınızda ayva veya taze nane çiğneyebilir ve derin nefes alabilirsiniz. Yağ içme aralıkları öyle bir ayarlanmalı ki, en geç saat 9’a kadar hepsi tüketilmelidir çünkü karaciğerin biyolojik saati için bu saat dilimi çok önemlidir.

Saat 7’den 11’e kadar ılık torba karaciğerin üzerinde olacak şekilde yatmaya devam edilmelidir ve tuvalet ihtiyacı dışında hiç kalkılmamalıdır. Aksi halde kusabilirsiniz. Kusmamaya gayret etmek gerekir çünkü içilen karışım çıkarılırsa temizleme işlemi gerçekleşmez. Saat 12’den sonra kusma ihtiyacı olursa mutlaka kusmak gerekir. Bu karaciğerin temizlenmeye hazır olmadığına ya da karaciğerde çok miktarda ağır toksik maddelerin olduğuna işaret eder. Açığa çıkan bu toksinler uzun bir yol olan bağırsaklar yerine kusmayla en kısa yoldan dışarı atılır; böylece kana karışmamış olur. Bu, bağışıklık sisteminin vücudu korumak için geliştirdiği mükemmel bir yöntemdir.

Gece saat 11 ile 02 arası iki üç defa büyük abdeste çıkmak gerekir. Saat 02’ye kadar büyük abdest gelmezse lavman yapılmalıdır. Büyük abdeste kendiliğinden veya lavmanla çıkılsa, her iki durumda da ertesi sabah 7’de tekrar lavman yapılır.

Akşam 7’de karaciğer temizlemesi için sağ tarafa yatmak çok önemlidir. Karaciğer üzerine yerleştirilen su torbası ılık su olmalıdır.

Gece 12’de büyük abdest kendiliğinden gelmezse saat ikiye kadar beklenir. Yine sonuç alınmazsa mutlaka lavman yapılmalıdır. Eğer böyle bir durumda lavman yapılmazsa karaciğerden bağırsağa inmiş olan atıklar saatlerce bağırsaklarda kalır.

Temizlemeden sonraki gün, zaten açlık orucundan çıktığınız gün olduğu için beslenmeye elbette dikkat edilir fakat tekrar uyaralım: Et, peynir, yumurta, siyah çay, kahve, şeker, tuz, konserve ve beklemiş yiyecekler kesinlikle tüketilmemelidir.

Lavman Nasıl Yapılır?

Oruca başlamadan önce ve 10 günlük açlık orucu gibi uzun oruçlarda oruç süresince lavman yapmak gereklidir. Vücudun temizlenmesi için lavman yapmak da önemli ayrıntılardan bir tanesidir.

Lavman için, lavman setinin içindeki ilaç ve jeller kesinlikle kullanılmamalıdır. Normal oda sıcaklığında, ılık su ile lavman yapılmalıdır ve lavman suyuna bir iki damla limon suyu eklenebilir.

Lavmanın ucundaki plastik boru da kullanılmamalıdır. İşlemi başlatırken önce nefesinizi içinize alıp, yavaş yavaş nefesi bırakarak hareket etmek süreci kolaylaştıracaktır.

10 Günlük Açlık Orucu Deneyimim Nasıl Sürdü?

Açlık orucuyla ilgili sık sorulan soruları yanıtladıktan sonra, sıra geldi kendi deneyimimi anlatmaya.

Daha öncesinde toplamda 25 hafta (ortalama 6 ay boyunca), bunun 22 haftası art arda her hafta olmak koşuluyla 3 günlük açlık oruçları tutmuş, toplamda 5 kere de karaciğer temizliği yapmıştım. Mümkün olabildiğince; hem bütçe hem de ulaşabilme imkânım olduğu sürece doğal, organik beslendim ama buna gerçekten dikkat ettim. Hiçbir şey yapamasam da, paketli gıdalardan uzak durdum (Dosdoğru olmak adına şu detayı da muhakkak söylemem lazım: Hiç tüketmedim değil, arada kaçamaklarım benim de oluyor ama hem çok az hem de çok nadir ama işte doğruyu aktarmak zorunda olduğum için bu detaya da özellikle açıklama getirmek istedim). Tek çeşit yemeye özen gösterdim. Dolayısıyla aslında 10 günlük açlık oruçları için öncesinde bu şekilde bir arınma ve beslenme şeklimdeki köklü değişimlerle hem zihnen hem de bedenen 10 günlük açlık orucu için hazırlık yapmış oldum.

10 günlük açlık orucuna başlamadan bir gün önce hacamat yaptırdım. Bu benim kişisel tercihimdi. Böyle bir şart yok fakat hacamatın koşulları, usulü, yapan kişi ve tarihleri çok önemli. Açlık orucundan önce hacamat yaptırmak, beden için de iyi gelir. Ayrıca oruca başlamadan iki gün öncesinden tüm ağır yiyecekleri ve proteinleri de kestim. Yine yukarıda bahsettiğim gibi, oruca hazırlanma süreci aslında oruç sürecini de doğrudan etkileyecektir ve maksimum fayda ile minimum yan etki için oruç öncesi hazırlık çok önemlidir. Hacamat yaptırdığım gün ibadet orucu da tutmuştum. Bu da aslında hazırlık aşamasında bana yardımcı olan diğer bir ayrıntıydı.

Orucun daha kolay geçmesi için niyet etmek ve bu niyetin hakiki olması, teslimiyetle olması da diğer çok önemli noktalardan bir tanesidir.

Orucun ilk gününe geçeceğim gün, yani orucun bir gün öncesindeki akşam, saat 7’den sonra yemeyi içmeyi tamamen kestim. Son olarak sinameki tozu içtim ve sahur vaktine kadar yalnızca -bedenimin istediği kadar, daha fazlası değil- su içtim. Niyeti de teslimiyetle birlikte “Niyet ettim Rabbim, bildiğim ve bilmediğim, görünür olan ya da görünür olmayan tüm maddi ve manevi rahatsızlıklarımdan kurtulmak için arınmaya. Sen yardım et bana” dedim. Böylelikle açlık orucunun ilk günü başlamış oldu.

İster istemez korkularım vardı tabii. Sonuç olarak iki küçük çocuk ve çocukların tüm sorumlulukları, evin tüm sorumlulukları, bütün bedenen ve zihnen yapılacak yükümlülüklerimin aksamaması ve düzenin bozulmaması, emanet olan iki çocuğun psikolojik ya da fiziksel olarak etkilenmemesi, herhangi bir yan etki ile karşılaşırsam (bayılma, titreme, kusma, baş dönmesi, halsizlik vb) yapabileceğim şeyler, planlar derken; tedirginliklerim vardı elbet. Fakat elhamdülillah emin olduğum bir takım hazırlık süreçlerim, tevekkülümü artırdı. Bunların başında: Gönülden edilen niyetin gücü, açlık orucu öncesindeki hazırlığım, zihnen de bu sürece kendimi hazır hissetmem, daha öncesinde yaptığım açlık oruçları, beslenme şeklimi ve düzenimi mümkün olabildiğince uygun hale getirmiş olmam beni cesaretlendirdi. Orucun ilerleyen safhalarında ne yaşarım bilmiyordum fakat Rabbime teslim olmuştum. Bedenime gerçek bir iyilik yapacaktım ve bunu Allah’ın rızası olacak şekilde yapacaktım. Bilinçle ilerleyip, hem bilimsel hem de “ilimsel” araştırıp, onlara duam sonsuzdur ki Hatice Misge ablam, Umidacığım ve Bahadır Cevizci ile kontakt halinde ilerleyip (bilirkişilerin gözetiminde yapmış olmayı ben ısrarla savunuyorum), tedbirlerimi ve yapmam gerekenleri gerçekten uygulayıp, gerisini Yaradan’a bıraktıktan sonra O bana zaten yardım edecekti. Çünkü niyet hem O’nun rızasını almak, hem de gerçek şifayı bulmaktı.

Açlık orucu sürecimi ben çok şükür ki rahat tamamladım. Detayları şimdi mümkün olduğunca aktarmaya çalışacağım.

İlk 3 günümde herhangi bir enerji düşüklüğü ya da açlık hissetmedim (aslında 10 gün boyunca hiç hissetmedim. Gün gün değineceğim). Sanki oruç tutmuyor da, günlük yemeğimi yiyor gibi zindelik ve tokluk vardı. İftar ile sahur arası yalnızca su içiyordum.

Dikkat ettiğim bir başka ayrıntı da yaptığım sabah yürüyüşleri oldu. Sabah ezanıyla birlikte yaptığım yürüyüşlerin de bana çok şifa verdiğini düşünüyorum. Hatta bu ayrıntıya daha da açıklık getirebilmek için, sabah yürüyüşlerinin faydasıyla ilgili yazdığım yazıları buradan da tekrar aktarayım. Açlık orucu konusunu fazla dağıtmadan fakat fıtri ozonun, sabah erken uyanmanın, hareketin, içinde yaşadığımız dönemin alışkanlıklarının ne kadar zararlı olduğunun ve ayrıca erken uyanmanın öneminin maddi ve manevi boyuttan daha iyi idrak edilebilmesi için buradan da yazacağım izninizle:

14 Ağustos 2020 yazım:
“Anne yol işte ya, sen de bazen çok abartıyosun” 😏 Sabahları beş buçukta sabah yürüyüşüne çıkıyoruz bu aralar. Alışkanlık haline getirebilirsem, ömürlük yapmak istiyorum bunu. Yapamadığım zamanlarda da sabah ezanı sıralarında evin camlarını açma niyetindeyim ki o saatlerde atmosferden yeryüzüne inen fıtri ozon tabakasından faydalanabilelim. Bu sayede bedenen de, zihnen de sabah nurundan şifa alabilelim ☺️ Köylerde ninelerimizin, dedelerimizin yüzlerindeki nur, bedenlerindeki dinçlik bizlere de insin. Doğal yaşamın içinde olamasak da, şartların uygun olduğu koşul miktarınca; orman bulan ormana, sahil bulan sahile, park bulan parka, balkon bulan balkona insin sabah vakitlerinde. Hira abartıyorsun dese de, sabah o ağaçlardan inen kokunun mutluluğunu, güzelliğini, içimde uyandırdığı şairin şık cümlelerini anlatamam ❤️ Yaşamımız köy olamasa da, alışkanlıklarımız ve gayretimiz umarım hep öyle olur 💚

7 Eylül 2020 yazım:
Sabah erkenden yürüyüşe çıkmalara devam ediyoruz hala. Sanırım alışkanlık haline de getirebildik artık 🥰 Fıtri ozonun nimetlerinden bol bol faydalanırken, bir yandan sirkadiyen düzeni sağlıyoruz, bir yandan da böylelikle unutulmuş bir sünneti devam ettiriyoruz. Sabah havasının atmosferiyle ruhsal ve bedensel sağlık ciddi desteklenirken, zihinsel olarak da çocuklara iyi geliyor çünkü doğalın içinde doğal oyun parkı ve doğal oyuncaklar oluyor bir yandan. Mesela devrilmiş bir ağacın üzerinde yürüyerek denge sağlıyorlar. Göle taş sektirmeye çalışarak eğleniyorlar. Meşe palamutlarından tencere tabak yapıp yemek pişiriyorlar 🥰 Gerçek bir tehlike olmadığı müddetçe onlara müdahale etmiyorum. Anne elimi tut: Hayır, kendin çıkabilirsin. Anne kucağına al: Hayır, yürüyebilirsin gibi… Sabah hava biraz daha soğuk olduğu için biraz da üşüyorlar. Birer hırka alıyorum yanıma ama çocukları mum gibi de kollamıyorum. Biraz üşümekten zarar gelmez, hatta sağlıklıdır da. Hastalanırlarsa da doğal yöntemlerle atlatabiliyoruz. Blogta detaylarına ulaşabilirsiniz ❤️Ayrıca sabahları uyanınca tamamen doğal gül sirkesi ve içilebilen Isparta Gülü’nün suyunu içiriyorum. Biraz da arı sütü, polen ve bal karışımını lolipop niyetine 🍭 Yürüyüşte de bir adet meyve. Kahvaltı zamanında da hafif ve tek çeşit beslenme. Geçen sefer de bahsettiğim gibi ben derim ki naçizane; köylerde ninelerimizin, dedelerimizin yüzlerindeki nur, bedenlerindeki dinçlik bizlere de insin. Doğal yaşamın içinde olamasak da, şartların uygun olduğu koşul miktarınca; orman bulan ormana, sahil bulan sahile, park bulan parka, balkon bulan balkona çıksın sabah vakitlerinde. Hiçbiri olmasa da, ezan vakti açın camları 🌿 Doğanın ilminden de nimetinden de bol bol faydalanmak dileğimle 🥰

13 Kasım 2020 yazım:
“Sabah ezanının kokusu” diyorum ben “gün aydınlığının ilk saatlerine”. Dışarı çıkamazsanız bile, varsa balkona çıkın ya da açın tüm camları. Öyle iyi gelecek ki ozon gazının fecir vaktinde yeryüzüne indiği, sonra Güneş’in doğmasıyla yükseldiği o atmosfer 🌺 

Sabah yürüyüşlerinin bedenen ve ruhen faydalarına da değinip, açlık orucunda da yürüyüşlerime devam ettiğimi aktardıktan sonra kaldığım yerden devam ediyorum:

İlk 2 gün bu şekilde normal seyretti. Üçüncü günün gecesi ise normalde de az uyumama rağmen çok daha kısa uyudum. Neredeyse uyumamla uyanmam bir oldu. Ortalama ve en fazla bir saat kadar uyumuştum o gün. Yine hiçbir açlık hissetmedim ama burada en çok dikkatimi çeken şu olmuştu: 3 günlük açlık oruçlarımın birçoğunda üçüncü günü açlık ve sinir hissederken, 10 günlük açlık orucumun üçüncü gününde hiç bu şekilde bir deneyim yaşamamıştım. Her şey normaldi. Yine beynin şartlanmasıyla alakalı olduğunu düşünüyorum bu durumun da.

Aynı zamanda da bedenimi hep dinledim. Buna özellikle dikkat ettim. Bedenim ne yapmak istiyor? Uyumak istiyorsa uyuyorum, hareket etmek istiyorsa hareket ediyorum, uyanmak istiyorsa uyumak için kendimi zorlamıyorum gibi. Bedenimize gerçekten kulak verdiğimizde ve onu tanıdığımızda, ayrıca kan grubuna göre beslenmeye ve doğal beslenmeye dikkat ettiğimizde bizi yönlendirecektir. Bunun doğruluğuna yürekten inanıyorum fakat bunun tam manasıyla gerçekleşmesi ve bizi doğru yönlendirmesi için bedenin bu arınmayı yapması yine şart. Şöyle bir örnekle daha da netleştirelim: Evet, bedenimizi dinlediğimizde bizi doğru yönlendirecektir fakat beden gerçekten de arınmış ise. Ona bakarsak, alkolü seven biri de her an alkol almak isteyebilir fakat arınmış bir beden olmadığı için, bedeni doğru yönlendirmeyecektir gibi… Yine konu kan grubuna gelmişken, kan grubuna göre beslenme ile ilgili bölümün de olduğu Hatice Misge İle Açlık Orucu Röportajı yazımdan detaya ulaşabilirsiniz.

Detaylara da değindikten sonra, üçüncü gün için şöyle bir dip not daha geçeceğim: O gün, niyet etmenin önemini bu kez idrak ederek, deneyimleyerek ve özümseyerek yaşadım ve beni bu farkındalık derinden etkiledi… Niyet aslında öyle bir büyük güçmüş ki ensan için; inanç, iman, tevekkül o kadar önemliymiş ki, hakikaten bu değerlerin neticesinden doğan niyet, her şeyin önüne geçermiş… Bu oruç bana sadece sağlık vermedi, bu anlamda da ibret oldu… Niyet her şeyin başı ve niyet resmen insanın sihirli gücü, inanamayacak derecede bir masalın gerçekleşmesi gibi olağanüstü. Niyetine gir, inan, o zaman daha kolay…

Açlık orucunun dördüncü gününe geldiğimdeyse yine açlık yoktu fakat enerjim düşüktü. Bu, beni gören herkes tarafından da fark ediliyordu. Yüzüm yavaş yavaş çökmeye başlamıştı fakat hem sosyal medyada hem de çevremdeki insanlara sürekli aynı uyarıda bulunuyordum: İleriki dönemlerde elbette yüzümde çökme olacak. Çünkü uzun bir süre açlık yapacağım. Bu normal bir süreçtir ve açlıktan çıktıktan sonra bu çökme düzelecek. O nedenle bu enerji düşüklüğünden ve yüzümdeki çökmeden ötürü lütfen tedirgin olmayın. Gerçi bunu defalarca söylememe rağmen “ölü gibisin”, “aptalsın” gibi gerçekten insanı üzen, sinirlendiren ve kıran çok yorumla da karşılaşmadım değil… Oruç değil fakat insan sözü bana çok ağır geldi… Oysa bilgi, yargıyı öldürür. Ukalalığın ardındaki cahilliği sen görmezsin fakat bilen kişiye sırıtır…

Dördüncü günün halsizliği beni kontrolüne alacak kadar değil fakat hareketlerimi yavaşlatacak kadar, sanki henüz uykudan uyanmışım gibi bir halsizlikti. Bu durumun diğer bir açıklaması da şuydu: Bedenim diyordu ki; içeriden arınmak için yüksek enerji harcıyorum. O yüzden dışarıdan seni yavaşlatmam lazım ve sen de beni (bedenimi) dinlemen lazım. Sana hissettirdiğimi yapman, yani hareketlerinde yavaşlaman lazım. Halsizsin çünkü sana diyorum ki enerjiyi içeride kullanacağım. Bu dönem bana kulak ver ve hayatında belki de benim için yaptığın ilk güzel şeyi, yani açlık orucunu bitirene kadar seninle senkronize olalım. Beni dinle, bana kulak ver.

Yine dördüncü günümde, dudağımın kenarında uçuk çıktı. Bu da aslında bir arınma şekliydi. Vücut temizlenirken çeşitli yollarla arınmayı seçer ve bu seçeneklerin bir tanesi de cilt ile gerçekleşir. O nedenle oruç esnasında bir adet uçuğum çıkmıştı. O gün ise bir önceki günün aksine erken uyumuştum fakat neredeyse yarım saatte bir uyanmıştım.

Dördüncü günün akşamına doğru midemde yanma oluştu. Ayrıca doğum sancısı çekerken yaşadığımız bel ağrısının aynısını yaşıyordum ve bu ağrı beni çok yordu ve uyutmadı o gece. Ne yaparsam yapayım, hiçbir şey fayda etmedi fakat sonrasında şöyle bir çözüm buldum: İçinde hem doğal tuz, hem de lavanta olan bir tuz yastığım var. O yastığı fırında ısıtıyorsun (istersen buzlukta dondurabilirsin de) ve sonra ağrıyan noktaya koyuyorsun. O yastığı uygulamak beni çok rahatlattı ve çok iyi geldi. Yastığın etkisi sayesinde ağrım dindi ve gecenin geri kalanında uyuyabildim.

Bedenin neresinde bir rahatsızlık varsa, o kısımlarda ağrı, sancı ya da yanma gibi bir his olur demişti Umida ve bende de (açlık orucu yazımda detayıyla bahsettim) rahim rahatsızlığı vardı ve o yüzden bel ağrısı çekiyordum. Hatta dördüncü günü böyle isem, beşinci gün gümbür gümbür geliyor, eyvah diye bayağı ürkmüştüm de. Artık beşinci güne girecektim ve ister istemez beşinci günden tedirgindim çünkü bedenin asıl arınması beşinci ve yedinci gün olduğu için, en çok zorlanılan günler bu ikisi oluyor ve bu günlerde toksinlerin temizlenebilmesi için vücutta tam bir arınma süreci başlıyor. Bu da kişiyi gerçekten yorabiliyor ama sonuçta kişiye göre de değişen bir etkisi oluyor çünkü bedende ne kadar “çöp” biriktiyse, o günlerde bedenin arıtması o kadar zor oluyor. İnsanların açlık orucundayken en çok vazgeçtikleri gün de beşinci veya yedinci gün oluyor. Benim de pes etmeye hiç niyetim yoktu ve her şey normal seyrediyordu fakat yine de beşinci günümü hem dua hem de kaygıyla bekliyordum…

Açlık orucunun beşinci gününe geldiğimde, sandığımın aksine çok da güzel geçti ve bu durum beni epeyce motive etti. Hatta öyle ki, çocuk gibi takla atacaktım sevinçten çünkü enerjim oldukça iyiydi. Beşinci gün asidotik kriz, yani açlığın 5-7 gününde bedenin iç beslenmeye geçiş sürecidir ve o yüzden beşinci veya yedinci gün yüksek ihtimalle zorlanma olur. O yüzden de bu aralıklarda iken oruç bırakılır fakat sabredilirse muazzam bir iyileşme olur.

Daha öncesinde de değindiğim gibi: açlık orucu herkeste aynı etkiyi göstermez. Kiminde kolay, kiminde zor olur. Kimi ne gözünü açabilir ne kolunu kaldırabilir, kimi de oruç tuttuğunu fark etmez bile. Kişinin holistik olarak sağlığına, bu zamana kadar yediğimiz içtiğimiz tüm kimyasallı ve katkılı gıdalara, kullanılan kimyasal malzemelere, vücutta daha önce arınma yapılıp yapılmadığına, kozmetiklerden tutun da sıkılan parfümlerin sıklığına göre değişir. Vücut tüm bunlardan dolayı artık çöp haline geldiği için, oruç ile arınırken bilhassa asidotik kriz dönemi zorlayıcı olur.

Orucun 6. gününe geldiğimde enerjim o gün düşüktü ve yine acıkma yoktu fakat o gün çok susamıştım. Ayrıca o gün çocuklarla açlık orucu tutmak beni çok yormuştu 🙂 Zayıfladığım en çok o gün belli oluyordu ve gözaltı morluklarım belirgindi. Dördüncü günü bahsettiğim bel ağrılarım bu kez belde kalmamış fakat baldırlarımın arka tarafına da geçmişti. Bu kez ağrı dördüncü günden daha fazlaydı. Katlanamayacak kadar değil ama rahatsız edecek kadar ısrarcı bir ağrı vardı yine de. Nasıl yatarsam yatayım ya da nasıl oturursam oturayım, ağrı bir türlü geçmiyordu ve bu kez lavantalı tuz yastığım da fayda etmemişti. Açlık orucunda neresi ağrıyorsa orası iyileşiyor ve demek ki orada bir problem var demektir ama eğer ki açlık esnasında kusma oluyorsa, çok ciddi bir rahatsızlık söz konusu demekmiş uzun süreli açlıklarda.

Yedinci güne geldiğimde ne bel ne de bacak ağrısı, hiçbiri kalmamıştı ve benim yine çok mutlu olduğum bir gündü. Çünkü en çok beşinci ve yedinci gün için tedirgin iken, benim en rahat ve enerjimin en yüksek olduğu günler beşinci ve yedinci gün olmuştu. O gün de hiç acıkmamıştım ama yemek yemeyi özlemiştim. Aynı şeyi 3 günlük açlık orucunda da yaşamıştım. İnsan garip bir şekilde yemek yemeyi özlüyor bazen. Acıkmak ile yemek yemek istemek arasındaki farkı bu vesileyle deneyimlemiş ve bu vesileyle idrak etmiştim. Gerçekten çok ilginç bir duygu bu… Ayrıca dudağımın kenarında çıkan uçuk haricinde o gün bir de kaşımda sivilce çıkmıştı. Bu da yine temizlenmenin belirtisiydi. Ayrıca o günün gecesi de lavman uygulamıştım. O gece bir de misafirlerim vardı ve gelirken pastaneden pasta almışlardı. O pasta burnuma öyle kötü koktu ki; tarifini yapamam bile… Tabakları misafirlere servis ederken tabağı mümkün olduğunca burnumdan uzak tutarak servisimi tamamladım çünkü bildiğiniz plastik gibi değişik kokuyordu. Çünkü beden artık doğal olmayan şeyleri tanıyor ve reddediyordu. Bunu da siz bilinçli olarak yapmıyorsunuz. Hapşırırken gözünüzü kırpmak gibi düşünün; bilinçsizce vücudun verdiği bir tepki gibi…

Sekizinci gün yeni bir ağrım oldu. Rahmimde, kesik acısına benzer bir acı yaşadım. Acı çok yoğun değil fakat yine de rahatsız ediciydi. Onun dışında ekstra bir durum olmadı.

Dokuzuncu günü de normal geçti ve o gün hiç oruç tutuyormuş gibi değildim yine.

Onuncu güne geldiğimde ise içimde bir hüzün vardı. Sanki oruç bir insandı da, ben onu evimde günlerce misafir ağırladım ve bu akşam uğurlayacağım gibi hissediyordum. Öyle dokundu ki bana veda edecek olmam. Bir bağ oluştu. O bağı anlatmak istesem, tam manasıyla anlatamıyorum bile. O günü şöyle tanımlamıştım: Bu akşam veda ediyorum iki gözümün çiçeği açlık orucuma. Bugün 10. günüm. Ayrılık hissi var içimde. Hakikaten hüzün hissediyorum çünkü aramda bağ oluştu. 3 ay sonra tekrar 10 günlük açlık yapacağım. Yarın sabah orucumu meyve ya da sebze suyu ile sonlandırıp, yarın akşam da karaciğer temizliğine geçeceğim. Bundan sonraki ilk 10 gün çok çok önemli ve beslenmede sıfır hata olmalı. Yenilenen hücreler ve sağlıklı gelişim için ne yediğin, hangi günlerde hangi gıdalara geçtiğin çok önemli; bağırsak düğümlenmesi olmaması için de tabi.. Umarım seni layıkıyla ağırlayabilmişimdir “Gerçek Şifa”. Umarım seni layıkıyla tutabilmişimdir. Bugün güleceksiniz belki ama oruç bitti diye çok duygusalım. Çok sevdiğim yatılı bir misafirimi kapıdan uğurluyor gibiyim. Hiç acıkmadan geçti 10 gün”

Açlık Orucumdan Sonraki İlk On Günüm

Yazının başında da hep vurguladığım gibi; açlık süreci kadar, açlıktan sonraki süreç de çok derecede önemli ve hatta orucun ihlal edilmemesi gereken önemli bir parçası. 10 günlük oruç tuttuysan, orucunu açtıktan sonraki ilk 10 gün çok önemli. Bu süreçte nasıl besleneceğimize dair Gerçek Tıp kitabında anlatımı var. Ben de bu anlatımın kesinlikle dışına çıkmadım. Şimdi aşağıda kitaptan alıntı yaparak da paylaşacağım fakat değinmek istediğim birkaç nokta daha var: Sebze suyunu seçerken, bedenim hangisini istiyorsa, o sebzeyi seçiyordum. Aşermek gibi düşünün. Tamamen bedenime kulak vererek seçtim. Mesela kırk yıl düşünsem, canımın roka suyu çekeceğini tahmin edemezdim… Bir de, oruçlardan sonra bir müddet hafif hafif baş dönmelerim oldu. Umida’ya sorduğumda bu durumun normal olduğunu, bir müddet sonra baş dönmemin geçeceğini söyledi. Ortalama bir ay kadar baş dönmem devam etti fakat yoğun şekilde değil, hafif şekildeydi. Bu da normal bir süreçmiş. Bir detayım daha olacak: Aşağıda da paylaşacağım oruç sonrası 10 günlük kesinlikle uyulması gereken programda bahsedilen, onuncu günün et yemeğinde ben ölçüyü kaçırmıştım. Daha doğrusu şöyle olmuştu. Onuncu günü et yiyorsun. Ben yemem gereken miktar kadarını yemiştim ve dahasını da sakıncasını bildiğim için yemedim fakat küçük kızım Hira, tabağındaki eti bitirmeyince ziyan olmasın diye ben yedim arta kalanı. Bu sırada saat dört civarıydı ve hiçbir şey olmamıştı. Sonra gece yarısı benim midemde öyle bir sancı oldu ki, anlatamam… Hira’nın tabağında kalanları yemem mideme zarar verdi ve ancak istifra ederek rahatlayabildim. Buradan almamız gereken iki ders var:

Aradan geçmiş 10 gün. Onuncu gün fazladan yemek zarar vermez mantığı bile çok yanlış. Harfiyen uyulmalı.

Ben çok şükür sağlıklı iken bile ufak bir farkla çocuğun tabağındakini yemiş olmam bedenime zarar verdi ise, bir de hasta olan birisi orucu uygular ve talimatlara tam olarak uymazsa, kim bilir ne olur Allah muhafaza…

10 günlük açlık oruçlarımdan 3 ay sonra ikinci 10 günlük açlık orucunu tutmaya niyetliydim fakat okulların tatil olması ve karantina nedeniyle iki çocukla çok zorlayacağı için, ikinci 10 günlük açlık orucuma şu an ara verdim. Okullar açıldığında ikincisini tutmayı hedefliyorum. Oruç bittikten sonraki ertesi günü de karaciğer temizliğimi yapmıştım ve karaciğer temizliği yapılmazsa, orucun etkisi azalacaktır. O yüzden karaciğer temizliğini de yapmamız gerekir. Bu esnada lavman da uygulanır. Orucun üçüncü gününe kadar büyük abdest gelmez ise, lavman tekrar uygulanır. Bir ayrıntı daha: Oruç esnasında hiç açlık hissetmez iken, oruçtan sonraki ilk 10 günkü beslenme programı esnasında, gün içinde açlık hissetmiştim. Tam gününü hatırlamıyorum fakat yanılmıyorsam açlık orucundan çıktıktan sonraki 3. gün ve sanırım 5. gün açlık hissetmiş idim. Onun dışında o zamanlarda da böyle bir hissiyat yaşamadım. Oruç bittikten sonra Bahadır Bey’le görüştüğümde, muayene sonucuna göre benim için özel kürler verdi çünkü bedende rahatsızlık gözükmüyordu fakat böbreklerimdeki genetik sorunu görebilmişti. Bir de midemin hassaslığını söylemişti. Hakikaten de dayımı böbrek rahatsızlığından genç yaşta kaybettik. Yeğenim iki yaşında böbreklerinden ameliyat oldu. Amcamın bir böbreği alındı ve ikiz kardeşim böbreklerinden taş döküyor.

  1. günlük açlık bittikten sonraki 10 gün

1.Gün: Sabah taze sıkılmış elma suyu, greyfurt suyu veya limon suyu yarı yarıya su ile karıştırılarak oruç açılır. Sıkılacak meyvelerin mutlaka çürüksüz, beresiz olması gerekir. Akşama kadar tahminen 1-1 buçuk litre meyve suyu içilir. 10 gün oruçtan sonra hiç iştah yoksa, o zaman oruca devam etmek en doğru seçenek olur. Anacak oruca devam etme gücünü kendinde bulamayanlar, kendilerini zorlamadan, iştahları gelene kadar, meyve suyu içmeye devam ederler.

2.Gün: Sabahtan öğleye kadar 3/4 meyve suyu + 1/4 su karışımı içilir. Öğleden akşama kadar her 3 saatte bir, istenilen meyve, başka bir meyveyle karıştırılmadan yenilebilir.

3.Gün: Sabah meyve suyu, sonra meyve, sonra salata, sonra akşama yakın yağsız ve tuzsuz, az su ile kısık ateşte pişirilmiş sebze yemeği veya sebze çorbası yenebilir. Bu ilk üç günde kahverengi, yeşilimsi veya siyah renkli büyük abdest gelebilir. Gelmezse, üçüncü günü veya dördüncü günü lavman yapılır.

4.Gün: Aynen üçüncü gün olduğu gibi, sadece akşam kabak, kereviz, pırasa, karalahana, pazı gibi herhangi bir sebze yemeği ile otuz gr ekmek veya aynı miktarda haşlanmış pirinç yenebilir. Yemeğe bir çorba kaşığı sızma zeytin yağı, ince kesilmiş dere otu, maydanoz, taze soğan ve sarımsak eklenebilir.

5.Gün: Sabah bal şurubu içilebilir. Bal doğal olmalı ve otuz gramdan fazla alınmamalıdır. Acıkınca meyve, karpuz veya kavun, üç saat sonra da taze salata yenir. Akşama yakın zeytinyağı, sarımsak ve soğanla, kavrulmadan yapılmış sebze yemeği, 50-60 gr ekmekle yenebilir. Yanında yoğurt da olabilir.

6.Gün: 5. gün olduğu gibi aynı yemekler (sebze yemeği, haşlanmış pirinç, yoğurt ve salata) yenebilir. Aynı gün içinde ekmek ve pirinç yenmez; ya pirinç ya da ekmek yenir.

7.Gün: 6. gün olduğu gibi beslenilir. Aynı gün içinde zeytinyağlı taze fasulye yenebilir.

8.Gün: 7. gün olduğu gibi beslenilir.

9.Gün: Ek olarak balık yenebilir.

10.Gün: Et yenebilir.

Uyarı: Oruçtan sonraki 10 gün boyunca sadece yukarıda yazılanlar yenmelidir. Peynir, süt, tuz, şeker, yumurta, kahve, siyah çay, hazır yiyecek ve içecekler kesinlikle kullanılmamalıdır. Bir gr. tuz dahi vücuttaki su-tuz dengesini derhal bozarak ödeme sebep olur. Birinci yemek hazmedilmeden ikinci bir yemek yemek tehlikelidir. Hazmın bozulmasına, bağırsaklarda gaz oluşmasına ve bağırsak burkulmasına sebep olabilir.

Açlık Orucu Hakkındaki Genel Düşüncelerim

2 yıl öncesine kadar biri deseydi ki 10 gün aç kalacaksın ve bunda şifa bulacaksın; derdim ki ‘Ya çıldırmış olmalısın, ya zır cahilsin, ya bu bir intihar, ya aklın mı noksan” ya da umursamazdım bile ne dediğini. Çünkü araştırmayınca ve bilmeyen biri için açlık orucu asla akıllıca bir yöntem gibi gözükmemekle beraber, buna asla dayanılmayacağı düşünülür. O yüzden, 2 yıl önce bana açlık orucunu sorsalardı, ayrıca derdim ki bedenime eziyet ve Ramazan orucu tutmak benim içim kafi… Halbuki hiç de öyle değil işin gerçeği.
Fakat… Bilgi yargıyı öldürür. Sorgulamaksa seni bilgiye götürür. Ne büyük yanılgı imiş benim için böyle düşünmek çünkü gerçek şifa; açlık orucunda🌿

Açlık orucu yalnızca bedeni değil, ruhu ve zihni de şifalandırıyor. Ayrıca iradeni artırıyor ve inanılmaz bir iç denge ve manevi dirayet sağlıyor. Hangi birini saysam, o kadar çok ki hediyesi…

Yurt dışında birçok yerde açlık ile tedavi uygulanıyor. Fakat Rahmetli Aidin Salih bu tedaviyi, işin manevi kısmını da ele alarak “açlık orucu” olarak bize tekrar hatırlattı. Yani kimine göre delilik ya hani, hayır… Üstelik Yoshinori Ohsumi açlıkla tedavideki “otofaji”yi açıklayarak Nobel ödülü bile aldı. Ama yazının en başından beri uyardığım ve hep değindiğim nokta şu: Kafanıza göre lütfen uygulamayınız. Ben ısrarla Hatice Misge, Umida ya da Bahadır Cevizci gibi işin ehli kişilerden danışmanlık mutlaka alın derim.

Bugün günümüzde Aidin Salih’i hiç tanımamış kişiler ya da yalnızca benim gibi orucu deneyimleyen kişiler bile bu noktada danışmanlık vermeye kalkıyor. O yüzden danışmanlık alacağınız kişinin de gerçekten doğru kişi olduğuna lütfen emin olun çünkü sağlık dediğimiz şey şakaya gelmez… Danışmanlık almadan ilerlemek istiyorsanız da, muhakkak yukarıda değindiğim her ince detayı uygulayın ve aşamaların her birini hakkıyla yerine getirin. Önce sıvı beslenme, sonra 1 günlük oruçlar, sonra 3 günlük oruçlar, sonra ise 10 günlük oruç şeklinde gibi…

Yazıyı sonlandırırken hem açlık orucumdaki süreçlerde, hem de bu yazının dosdoğru olarak her birimize iletilmesinde benden (dolayısıyla her birimizden) desteğini esirgemeyen manevi annem, canım ablam Hatice Misge’ye, değerli arkadaşım Umida Salih’e ve sevgili abim Bahadır Cevizci’ye bir kez daha teşekkürlerimi bir borç bilirim.

Yazıyı paylaşmam biraz uzun sürdü, farkındayım fakat hoş görün: Pandemi döneminde her anne gibi benim günlerim de hepten yoğunlaştı. Evde okul dönemi ile birlikte iki küçük çocuk, ev temizliği, yemek, yapılacaklar, okunacaklar, araştırılacaklar, yazılacaklar, ödevler, çocuklara ayırmam gereken zamanlar, vakit sorunu derken; hakikaten bu yazıyı tamamlayabilmek için kaç gece uykusuz kaldığımı inanın bilmiyorum bile… Elimden geldiğince hızlı aktarmaya çalıştım; emeğimle birlikte sevgimle, zamanımla, samimiyetimle ve hepimize faydalı olması niyetimle. Ayrıca yazıyı paylaşmadan önce Hatice Misge ablama, Umidacığıma ve Bahadır Cevizci’e ye de yazımı önden ilettim ki her birinin onayı benim için çok önemli. Çünkü onlar birincil kişiler, bu işin ehli kişiler ve ben yanlışlıkla bile olsa istemeden eksik ya da hatalı bir bilgi vermek istemem. Hepimize dosdoğru bilgi ulaşsın istediğim için muhakkak hem izin istedim, hem de onaylarını aldım ki bilgiler dosdoğru olsun ve ulaşamayan arkadaşlarıma da naçizane vesile olabilelim.

Ve yine açlık orucu sürecini daha hızlı aktarabilmek için öncelikle blogda yazmaya karar verdim. Sonrasında da YouTube kanalımda açlık orucu süreceğini paylaşma niyetindeyim. Hepimize faydalı olabilmesi dileğimle,
Saygıyla selamlarım.
Şule Alkış

Yoruma kapalı.

MENÜ